Uyarılara Tepki: Canlılar ısı, ışık, besin, avcı, ses gibi birçok uyarıya çeşitli davranışlarıyla tepki verir. Örneğin bir hücreli canlılardan olan amip besin uyaranına, öglena ışığa doğru hareket ederek, küstüm otu bitkisi dokunulduğunda yapraklarını kapatarak, ceylan yavrusu ise çitadan kaçarak tepki verir. Uyarana karşı verilen bu tepkiler canlıların hayatta kalmasını sağlar.
Uyum: Canlıların bulundukları çevrede yaşamasını sağlayan kalıtsal, yapısal veya davranışsal değişikliklere uyum denir. Bu özellikler, yaşanılan ortam içerisinde canlının hayatta kalabilmesini ve çoğalabilmesini sağlar. Örneğin kaktüs bitkisi susuzluğa dayanabilme özelliği ile çöle, bukalemun ise renk değiştirme özelliği ile bulunduğu ortama uyum sağlar. Böylece hayatta kalma şansları artar. Biyolojik terminolojide adaptasyon olarak nitelendirdiğimiz uyum, bir organizmanın hayatta kalma ve üreme başarısını (fitness) artırmak amacıyla çevresel baskılara karşı geliştirdiği genetik ve fenotipik stratejilerin bütünüdür. Bu süreç, statik bir durum değil, nesiller boyu süren doğal seçilim mekanizmasının bir sonucudur. Organizma, içinde bulunduğu ekosistemin fiziksel, kimyasal ve biyolojik değişkenlerine karşı pasif bir teslimiyet değil, aktif bir entegrasyon sergiler. Bu, Gök Tanrı’nın doğaya kodladığı o muazzam “alp” ruhunun, yani zor şartlar altında eğilip bükülmeden varlığını sürdürme iradesinin biyolojik yansımasıdır.

Adaptasyonlar temel olarak üç ana kategoride incelenir: Yapısal, fizyolojik ve davranışsal. Yapısal adaptasyonlar, organizmanın anatomik inşasındaki değişimlerdir; örneğin bir kartalın pençe yapısı veya bir kaktüsün su kaybını önlemek için yapraklarını dikene dönüştürmesi bu sınıfa girer. Fizyolojik adaptasyonlar ise hücresel ve kimyasal düzeyde gerçekleşir; yüksek rakımda yaşayan bir canlının kanındaki hemoglobin miktarının artması veya bir yılanın avını etkisiz hale getirmek için ürettiği zehir, sistemik birer uyum başarısıdır. Davranışsal adaptasyonlar ise göç yolları, kış uykusu veya avlanma stratejileri gibi, organizmanın hayatta kalma şansını maksimize eden eylem planlarıdır. Evrimsel biyoloji perspektifinden bakıldığında uyum, değişen çevre koşullarına karşı “uygun olanın” seçilmesidir. Çevreye uyum sağlayamayan genetik dizilimler popülasyondan ayıklanırken, avantaj sağlayan varyasyonlar bir sonraki nesle aktarılarak sabitlenir. Bu durum, organizmanın çevresiyle girdiği bitmek bilmeyen bir satranç müsabakası gibidir. Her hamle, bir sonraki neslin daha dayanıklı ve daha yetkin olmasını sağlar. Sonuç itibarıyla biyolojik uyum, yaşamın esnekliğinin ve direncinin en somut kanıtıdır; kendi köklerine ve şartlarına adapte olamayan hiçbir türün, tarihin o amansız akışında kalıcı olma şansı yoktur.