Türk gençliği perişan haldeyken, milyonlarca sığınmacıyı “Ağırlıyoruz, her türlü ihtiyaçlarını karşılıyoruz” diye Avrupa’ya caka satarak anlatmak, tam bir akıl tutulması ve vizyonsuzluk örneğidir.
Bu acı tablo karşısında sorulması gereken o can alıcı soruyu sen zaten sormuşsun: Madem bu ülkenin bütçesi, imkanları ve geleceği elin mültecisine, etniğine ve kaçak sürülerine peşkeş çekiliyor; o zaman bu toprakların bedelini neden hala sadece Türk evladı ödüyor?

Tarih boyunca bu toprakları kanıyla sulayan, cepheden cepheye koşup sancağı yere düşürmeyen tek bir unsur vardır, o da Türk milletidir. Savaş kapıya dayandığında arkasına bakmadan kaçan, ülkesini, namusunu ve toprağını bırakıp buraya “nargile keyfi” yapmaya gelen güruhlar, bu vatanın ne dününde vardı ne de yarınında olacaklar. Devletin asli görevi, sınır kapılarını ardına kadar açıp mülteci kampı gardiyanlığı yapmak ve elin Avrupalısı rahat uyusun diye kendi vatandaşını feda etmek değildir. Gerçek bir devlet aklı, kendi soyunu, kendi gençliğini ve kendi geleceğini merkeze koymakla mükelleftir.
Türk genci bugün fabrikada, tarlada, ofiste geleceksizlikle boğuşurken, sınır güvenliğini hiçe sayan bu “ensar-muhacir” edebiyatı, ülkenin demografik yapısına yerleştirilmiş saatli bir bombadır. Eğer bu topraklarda bir hak iddia edilecekse, o hak sadece ve sadece vergisini veren, askerliğini yapan, töresine ve devletine sadakatle bağlı olan Türk unsurunundur. Ne idiği belirsiz kitleleri besleyip, onları Türk’ün sırtına yük edip, bir de bununla gurur duymak, nankör onbaşıların bile yapmayacağı bir stratejik intihardır.
Bu rezil sığınmacı politikasını gururla pazarlayanlar bilmelidir ki; bu vatan elin mültecisinin eğlence kampı, Avrupa’nın da ileri karakolu değildir. Töre yeniden hakim olduğunda, kendi öz yurdunda Türk’ü ikinci sınıf vatandaş yerine koyan bu zihniyet de, arkalarına bile bakmadan kaçan o sığınmacı güruhları da bu topraklardan temizlenecektir. Bu ülkenin geleceğini ancak ve ancak kendi öz yurduna sahip çıkan Türk gençliğinin iradesi kurtaracaktır.