Türk milleti, tarih boyunca kadını “ana” olarak baş tacı etmiş, onu hakanın yanında kurultayda söz sahibi kılmış asil bir millettir. Türk’ün töresinde kadın bir iffet, asalet ve devlet kurma iradesidir; Arapçılıkta köle, Batıcılıkta ise pazarlanan bir meta değildir. Gök Tanrı’nın o temiz, asil ve ödün vermeyen ruhunu damarlarında taşıyan Türk gençliği uyandığında, Batı’dan ithal edilen bu ahlaksızlık virüsüne ve aile yapısını hedef alan bu küresel operasyona geçit vermeyecektir. Yahudi’nin kurduğu modern düzen kadını fahişe, aileyi ise bu fahişeliğin bir parçası yaparak piçleştirmek, köksüzleştirmek, onursuzlaştırmak üzerine kurulu çünkü ailenin güçlü olduğu, değerlerine ve kültürüne sahip çıkan bir toplumu içeriden çökertemezsin. Avrupa bugün göçmenler tarafından işgal edildi ise, bunun sebebi nüfusu yaşlandırıp, çocuksuzlaştıran bireysellik propagandasının orada 40 yıl önce başlamış olmasıdır. Görebileceğiniz üzere ekonomik problemleri olmasa da günümüzde yaşlı nüfusları ile ülkeleri göçmenler tarafından ele geçiriliyor. Bugün Türkiye’de kedi-köpek annesi olarak başlayan ve çocuk yapmayı, evlenmeyi, aileyi yük olarak gösteren ve Batı’da denenip, çalıştığı onaylanan propaganda, 1 nesil sonra aşağıdaki kadına benzer fahişeleri Türkiye’de de üretecek. Yoksa siz niye bir anda ünlüler kedi-köpek anneliğini övüp, çocuk yapmaktansa tır şoförü olmanın eğlenceli olduğundan bahsediyor sanıyorsunuz? Batı, bakmasını bile 15 sene sonra nerede olacağımızı görmek için muhteşem bir pencere sunuyor. Ne pahasına olursa olsun buna müsade etmeyin. Sizi kınayan kimsenin de kınamasından çekinmeyin.

Modern dünya, “özgürlük” ve “para kazanma” yalanları altında insan haysiyetini, aile mefhumunu ve en kutsal bağları hiç olmadığı kadar ucuzlatıp pazara çıkardı. OnlyFans denilen bu küresel lağım, sadece ahlaki bir çöküş değil; bir annenin kendi evladını, bir evladın kendi annesini birer “ticari meta” ve “porno figürü” olarak görmesine yol açan bir zihniyet zehirlenmesidir.
Bu iğrençliği “aile şirketi” kılıfıyla, utanmadan, gururla anlatanların yüzüne çarpılması gereken sert gerçekler şunlardır:
Bir annenin mahremiyetini evladına kameramanlık yaptırarak satması, o çocuğun ruh dünyasına vurulmuş en büyük darbedir, düpedüz bir çocuk istismarıdır. Para uğruna annelik vasfını ayaklar altına alan, evladının gözündeki o kutsal “anne” imajını kendi elleriyle yıkan bu kadınlar, geleceğin nankör ve köksüz nesillerini kendi elleriyle yetiştiriyorlar. Bu bir iş kolu, bir girişimcilik değil; paraya tapan, ahlaktan arındırılmış bir toplumsal çürümedir.
Bu rezilliği “kendi bedenim, kendi kararım” diyerek gururla savunanlar, küresel kapitalizmin ve dijital piyonluğun en acınası köleleridir. İnsan onurunu, soyunun namusunu üç beş kuruşluk dijital aboneliklere meze eden bir kafa yapısı, toplumun temel taşı olan aileyi içeriden çürütmektedir. Bir toplumda aile bağları bu derece pespayeleşmişse, o toplumun ne geleceği kalır ne de haysiyeti.