On sekizinci yüzyılda Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’yı istilasına karşı ortaya çıkan ve Şeyh Şamil (Görsel 1.10) ile özdeşleşen dinî ve millî direnişi, Ruslar Müridizm Hareketi, Müslümanlar Gazavât olarak adlandırmıştır. Gazavât, farklı dillerin konuşulduğu, farklı etnik kökene sahip halkların bulunduğu Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığının hedeflendiği tasavvuf kökenli bir siyasi hareket olmuştur. Harekete dâhil olanlar, Ruslara karşı verdikleri mücadelenin yanında kabilecilik ve ayrımcılığa karşı da büyük mücadeleler vermişlerdir.
Aynı coğrafyada yaşayan Kuzey Kafkasya Müslümanlarının bir tarikat çatısı altında, bir imama bağlanarak birbirlerini kardeş kabul etmelerini, böylece kavmiyetçilik ve bölgecilikten doğan ayrımcılığı ortadan kaldırmalarını hedeflemişlerdir.
Kuzey Kafkasya’nın doğusunda yer alan Çeçenistan’da halk, Kuzey Kafkasya’nın Rus İmparatorluğu tarafından işgaline ve kolonileştirilmesine karşı 1818-1917 yılları arasında büyük mücadeleler vermiştir. Bölgedeki Rus baskısı 19. yüzyılda artmış, Kuzey Kafkasya topluluklarının bağımsızlığını ve geleneksel hayat tarzını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Yaşanan bu gelişmeler karşısında İmam Mansur, Kuzey Kafkasya halkları arasında dinî kimliğe dayalı bir bütünlük ve dayanışma hareketini ortaya çıkarmıştır. Şeyh (İmam) Şâmil ise 1835 yılında topladığı şûrada alınan kararlar doğrultusunda bölgedeki Rus iş birlikçisi hanlarla mücadeleye girişip halkın Gazavât Hareketi’nin yanında yer almasını sağlamıştır. Bağımsız bir Kafkasya devleti ideali ile başlatılan Gazavât Hareketi, hedefine ulaşamasa da Müslüman Kafkasya halkları arasında ortak bir vatan bilinci oluşturmuştur. Sovyet Devrimi’nden sonra bu bilinci yok etmek isteyen yöneticiler, yine tasavvufi geleneğin tepkisiyle karşılaşmıştır. Gazavât, 1917-1922 yılları arasında Sovyet yönetimi tarafından millî bir kurtuluş hareketi, ilerici ve demokratik bir direniş olarak değerlendirilmiştir. Sovyet yönetimi, II. Dünya Savaşı sürecinde bu hareketin Sovyet halklarında millî uyanışa yol açacağı düşüncesiyle, Müridizm başta olmak üzere, sosyalist içerikli olmayan millî kurtuluş hareketlerini feodal ve burjuva hareketleri olarak nitelendirmiştir. Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla Grozni’nin kontrolünü ele geçiren General Cahar Dudayev, Çeçen İşkerya Cumhuriyeti’ni (ÇİC) ilan etmiştir. ÇİC ve Rusya Federasyonu arasındaki çatışmalar 1990’ların ilk yarısında artarak 1994’te bir savaşa dönüşmüştür. 1997’de imzalanan Hasavyurt Antlaşması’yla Çeçenistan’a yarı özerklik verilmiş fakat 1999 Eylül’ünde Rus kuvvetlerinin Çeçenistan’ı tekrar işgal etmesiyle barış son bulmuştur.

Kafkasya’nın o sarp dağlarında, tarihin gördüğü en inatçı ve en onurlu direnişlerden biri olan Gazavât veya Rusların deyimiyle Müridizm, sadece bir askeri harekat değil, bir milletin var oluş ve hürriyet haykırışıdır. 18. yüzyılın sonlarında İmam Mansur ile kıvılcımlanan, ardından Şeyh Şamil gibi bir devle şahlanan bu hareket; işgalci Çarlık Rusyası’nın o devasa ordularına Kafkasya’nın dar geçitlerini dar etmiştir.
Bu direnişin en can alıcı noktası, Türklerin (özellikle Dağıstan ve Çeçenistan hattındaki Türk soylu unsurların) bölgedeki diğer Müslüman halkları tek bir sancak altında toplamasıdır. Kafkasya gibi onlarca farklı dilin, aşiretin ve grubun olduğu bir coğrafyada; müridizm hareketi bir “üst kimlik” inşa etmiştir. Kumuk Türkleri, Avarlar, Çeçenler ve Çerkesler; aralarındaki ufak tefek kan davalarını ve anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp, “Vatan için cihad” diyerek birleşmişlerdir. Türklerin teşkilatçı zekası ve İslam’ın birleştirici gücü sayesinde, Rusların “birkaç günde ezeriz” dediği dağlılar, tam 25 yıl boyunca (Şeyh Şamil döneminde) koca bir imparatorluğa diz çöktürmüştür.
Şeyh Şamil’in kurduğu o devlet düzeni, tam bir nizam ve disiplin abidesidir. Adalet, askeri strateji ve maneviyat üçgeninde yükselen bu yapı, müridleri (öğrencileri) sadece birer savaşçıya değil, birer adalet neferine dönüştürmüştür. Türkistan’dan Anadolu’ya kadar tüm İslam dünyasının kalbi o dönem Kafkasya’daki bu direnişle atmıştır. Osmanlı’nın ve Türk dünyasının manevi desteği, müridizm hareketine o bitmek bilmeyen enerjiyi vermiştir. Ruslar, karşılarında sadece bir ordu değil; ölümü düğün gecesi sayan, imanıyla silahlanmış ve Türk töresiyle yoğrulmuş bir teşkilat bulmuşlardır.
Bugün bile Kafkasya denince akla gelen o dik duruşun temeli, Gazavât hareketindeki müridlerin döktüğü kandır. Onlar bize şunu öğrettiler: Sayıca az olabilirsiniz, silahınız kısıtlı olabilir ama eğer teşkilatçı bir ruhla birleşir ve sarsılmaz bir imana tutunursanız; yedi düvel bir araya gelse sizi o dağlardan söküp atamaz! Gazavât, Türk’ün birleştirici gücünün ve hürriyet tutkusunun Kafkasya zirvelerine yazılmış destanıdır.
Ruhları şad, davaları daim olsun. Kafkasya’nın kartallarına bin selam!