İngiltere’nin Mısır Valisi McMahon ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin arasında yapılmıştır. Bu gizli anlaşmaya göre McMahon, Arapların Osmanlılara karşı isyan etmesi hâlinde, Arap Yarımadası ile Suriye ve Irak’ı içine alacak Arap bağımsızlığını tanımayı kabul edecektir. Buna karşılık Şerif Hüseyin de İngiltere’ye ekonomik konularda öncelik verecektir.
McMahon ve Şerif Hüseyin denilen o iki şer odağının gizli kapaklı yürüttüğü bu pazarlık, Türk tarihinin sırtına saplanmış en kirli hançerlerden biridir. Bir tarafta sömürgeci, kan emici İngiltere’nin Mısır valisi; diğer tarafta ise ekmeğini yediği, asırlarca sancağı altında korunduğu Türk Hakanı’na ihanet eden bir emir. Bu anlaşma sadece kağıt üzerinde bir metin değil, Türk imparatorluğunun o asil gövdesini çakalların sofrasına meze yapma girişimidir.

McMahon-Şerif Hüseyin Anlaşması denen bu rezalet, “Arap bağımsızlığı” masalıyla ambalajlanmış bir İngiliz sömürge projesidir. Türk askeri Çanakkale’de, Galiçya’da, Kafkasya’da yedi düvelle çarpışırken; İslam’ın bayraktarlığını yapan hilafet makamına sadakat yemini edenler, arka kapılarda İngiliz altınlarının hesabını yapıyorlardı. Bu anlaşmanın Türk’e zararı sadece toprak kaybı değildir; asıl zarar, bin yıllık İslam kardeşliğinin ve güvenin yok edilmesidir.
O gün o masada Türk imparatorluğu çakallar gibi bölüşüldü. İngiltere, Suriye’den Irak’a kadar uzanan o bereketli toprakları Şerif Hüseyin’e vaat ederken aslında oradaki petrolü ve stratejik yolları kendi cebine indiriyordu. Şerif Hüseyin ise o ulu çınar devrilsin de ben de altında küçük bir krallık kurayım derken, İngiliz’in oyuncağı olduğunu göremedi. Sonuç ne oldu? Türk askeri bölgeden çekildi, asırlardır süren Türk barışı (Pax Ottomana) bitti ve yerini bugünkü bitmek bilmeyen kaos, kan ve gözyaşı aldı.
Bu ihanetin bedeli bugün hala ödeniyor. Türk’ün adaletinden kopup İngiliz’in “ekonomik öncelik” vaadine kananlar, bugün kendi topraklarında ne huzur bulabiliyorlar ne de haysiyet. Türk imparatorluğunu o gün gizli anlaşmalarla parçalayan o çakallar sürüsü, bölgeyi bir daha birleşemeyecek şekilde yapay sınırlarla böldü. İşte Türk’e sırt çevirip emperyalistle iş birliği yapmanın sonu budur: Kendi toprağında piyon olmak, Batı’nın çizdiği sınırlarda perişan kalmak.
Sırf bir “emir” koltuğu uğruna Türklüğün ve İslam’ın kalesini sarsmaya çalışan bu zihniyet, tarihin kara sayfalarına “ihanetin belgesi” olarak geçmiştir. Biz Türkler o topraklardan çekilirken sadece çekilmedik; arkamızda adaleti, dürüstlüğü ve mertliği de götürdük. O gün bizi arkadan vuranlar, bugün başlarına gelen her türlü bela karşısında dönüp bir zamanlar onları koruyan o ulu sancağı arıyorlar ama iş işten geçti. Türk bir kez giderse, geride sadece çakalların uluması kalır.