Türkistan Millî Mücadelesi ve Basmacı Hareketi

Rus işgallerinin yaşandığı dönemde Türkistan Türkleri (Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen) ile Azerbaycan, Tatar, Kırım, Avar, Dağıstan gibi Türk toplulukları arasında bir birlik kurulamadı. 1905 Rus Devrimi’nin ortaya koyduğu ortamda bazı Müslüman aydınların girişimleri ile bu boşluğu doldurmak için kongreler toplandı. Kongreler sonunda oluşturulan 15 kişilik İcra Heyetinin Rusya Müslümanlarının haklı sesini dünyaya duyurma yolundaki tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Rus Çarlığı’nın I. Dünya Savaşı’nı kaybetmesiyle imparatorluğun dağılacağı fikri Rusya Müslümanlarını hareketlendirdi. Savaş ortamında Rusya’nın uyguladığı tedbirler Türkistan’da dil, din, kültür ve ideal birliği olan ve Rusya Müslümanlarını bir araya getirmeyi hedefleyen Alaş Ordacıları ve reformcu aydınları harekete geçirdi.

Rus emperyalizmine ve onun getirdiği cahilliğe karşı özellikle eğitim ve kültür alanında mücadele veren Ceditçiler, Rusya’nın seferberlik adı altında Türkistanlıları cephe hizmetlerine alacağının duyulması ile Semerkant’ta toplandı. Ceditçiler önce bu durumu protesto etmek, sonra ayaklanma çıkartmak ve ardından Türkistan’ın bağımsızlığını ilan etmek için uzlaştı. Rusya’nın seferberlik ilan ederek yaklaşık 500 bin Türk’ü askere almak istemesiyle Hocent merkezli protestolar başladı. Bu protestoların kanlı bir şekilde bastırılması üzerine Temmuz 1916’da Millî İstiklal Ayaklanması başladı. Ayaklanmanın parolası ‘‘Çar ve Ruslar defolun, Müslümanlara hürriyet!” oldu. 17 Nisan 1917’de Taşkent’te toplanan Türkistan Müslüman Kongresi’nde alınan kararlar, Rusların zaman kazanma arzusu ve Türklerin hürriyetleri konusunda taviz vermemeleri nedeniyle sonuçsuz kaldı. Bu belirsiz ortamda Türkistan’da Bolşevik İhtilali, komünizmin ateşli savunucuları olan demir yolu işçileri sayesinde demir yolları boyunca hızla yayıldı. Ayrıca Rus subay ve memurlarının da ihtilalin içerisinde yer almasıyla rejim değişse de Türkistan’da değişen bir şey olmadı

Sovyet iktidarı ve Lenin’in temel siyaseti “Önce parçala, sonra yönet.” anlayışı üzerine kurulmaktaydı. Bu anlayışla Rus Komünist İhtilal Komitesi, Taşkent’te iktidarı ele geçirerek 22 Kasım 1917’de yönetiminde tek bir Türk’ün olmadığı Türkistan Sovyet Komiserliğini kurdu. 1918’de Türkistan Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası kabul edildi. 1920’de ise bölgede tamamen Sovyet idaresi kurulmuş oldu.

Basmacı Hareketi: Rusların Hokand Millî Hükûmetini devirmesinin ardından yaptığı katliamlara tepki olarak Ergaş Korbaşı önderliğinde başlatılan Türkistan’ın millî mücadelesidir. Basmacı Hareketi olarak adlandırılan bu mücadele üç döneme ayrılabilir

1918-1921 yılları arasındaki dönem

Enver Paşa’nın lider olduğu 1921-1922 yılları arasındaki dönem

Enver Paşa’nın şehit edilmesiyle başlayan 1922-1935 yılları arasındaki dönem

Türkistan’da 1916’da başlayan isyanlar 1918’de Fergana Vadisi’nin tamamına yayılarak Türkistan millî mücadelesine dönüştü. “Türkistan, Türkistanlılarındır.” parolasıyla yola çıkılan bu mücadeleye köylülerin yanında sanatkârlar, din adamları ve reformistler de katıldı. Fergana’dan sonra Harezm ve Buhara’nın da ele geçirilmesi ile millî direniş üç merkezden yürütüldü. Her korbaşının kendi bölgesinde hükümdarlığını ilan ettiği, Türkistan’ın tek bayrak altında toplanmaktan mahrum olduğu bir dönemde, 8 Kasım 1921’de Enver Paşa Buhara’da ortaya çıktı. Burada “tam bağımsız Türkistan” için mücadele etmeye karar verdi. Kısa bir süre sonra Basmacı Hareketi’ni tek elde topladı. Bu dönem millî direnişin zirvesi oldu. 1922’de bir baskın neticesinde Enver Paşa’nın şehit edilmesi üzerine üçüncü dönem başladı. 1924’te hareket Ruslar tarafından bastırılsa da direniş aralıklarla 1935’e kadar devam etti. 1936’da Sovyet Türk devletleri kurularak SSCB’ye bağlandı ve Türkistan millî mücadelesi tamamen sonlandırıldı.

Basmacı Hareketi, Türkistan topraklarında işgalci Rus mezalimine karşı parlayan o asil ve sarsılmaz Türk iradesinin adıdır. “Basmacı” ismini onlara düşmanları, yani Türk yurduna çöreklenen o kokuşmuş istilacılar takmıştır ama onlar aslında hürriyetine meftun birer Korbaşı, birer Vatan Mücahididir. 1918’de Hokand’da başlayan o yangın, sadece bir isyan değil; ata yurdundan Türk’ün adını silmek isteyenlere karşı verilmiş en sert, en kanlı ve en şerefli cevaptır.

Bu harekattaki her bir yiğit, “Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” düsturunu ciğerine kazımıştır. Fergana vadisinden Buhara bozkırlarına kadar at koşturan o mübarek savaşçılar, sayıca ve mühimmatça kendilerinden kat kat üstün olan Kızıl Ordu’ya dünyayı dar etmişlerdir. Şir Muhammed Bek, İbrahim Bek, Madamin Bek gibi isimler sadece birer kumandan değil; Türkistan’ın namusunu, ezanını ve töresini savunmak için canını ortaya koymuş birer iman kalesidir. Onlar, modern silahların karşısına göğüslerindeki o çelikten imanla ve ellerindeki kavisli kılıçlarıyla dikilen, teslimiyeti zül sayan korkusuz Bozkurtlardır.

Ve tabii ki, bu kutlu direnişin en hüzünlü ve en şanlı sayfası olan Enver Paşa… İstanbul’dan Türkistan’a bir hürriyet hayaliyle koşan, Belçivan’da Çegan Tepesi’nde elinde kılıcıyla makineli tüfeklerin üzerine yalın kılıç yürüyen o Osmanlı subayı, Türk’ün birliğine olan inancın en büyük timsalidir. Enver Paşa ve silah arkadaşları, şehit olacaklarını bile bile o topraklara gittiler; çünkü onlar için Türkistan’ın hürriyeti, İstanbul’un hürriyeti demekti. Kanlarıyla suladıkları o topraklar, bugün bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin temelindeki o asil harçtır.

Türk olmak; zorbalığa boyun eğmemek, esareti cana tercih etmektir. Basmacı yiğitleri bize şunu gösterdi: Türk, yurdundan sökülüp atılamaz! Onlar yenilmediler, sadece birer tohum gibi toprağa düştüler ve bugün o tohumlar koca birer çınar oldu. Bugün eğer Orta Asya’da Türk dili konuşuluyor, Türk bayrağı dalgalanıyorsa; bu, o gün o bozkırlarda Rus mermisine karşı göğsünü siper eden Basmacı kahramanlarının sayesindedir.

Ruhları şad, mekanları uçmağ olsun. Türkistan Türk’ündür, ebediyen de Türk kalacaktır!

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin