Etiket arşivi: türk mitolojisi

Türk Mitolojisi: Eviren

Türkler dünyanın döndüğünü çok eski çağlardan beri biliyordu. Evren sözcüğü de etimolojik olarak kökenini ejderha adlı mitolojik hayvandan almaktadır. Türk mitolojisinde dünyanın bir ya da daha fazla ejderha tarafından döndürüldüğü yani “evrildiği” düşünülürdü.

Resimde gördüğünüz ejderhanın adı; Eviren dir. Türk mitolojisinde dünyanın bir ya da daha fazla ejderha tarafından döndürüldüğü yani “evrildiği” düşünülürdü. Daha sonra “i” harfi düşmüş ve sözcük “evren” halini almıştır. Eviren, döndüren, çeviren anlamında. Dünyayı ve kainatı döndürüp çevirdiğine inanılırmış. Kısacası Kopernik’ten önce dünyanın döndüğünü anlayacak bir algıya sahipmiş atalarımız. Ever (Eski Moğolcada Ebher), Moğolcada boynuz demektir ve ejderhaların boynuzlarının olduğu yaygın bir inanıştır. Tunguz dilinde Üre sözcüğü yılan veya ejderha anlamı taşır. Tunguzcanın Ulça lehçesinde ise Vere sözcüğü aynı anlama gelir.

Yusuf Has Hacip Der ki;

“Yarattı kör, evren tuçi evrülür, anıng birle tezginç yine tezginir.”

Günümüz Türkçesiyle; “Yarattığı evren durmadan döner, onunla birlikte zaman da döner.”

Kara Oğlan Çizgi Roman

Kara Oğlan Çizgi Roman

Karaoğlan atletik, deli-dolu, gözüpek ve mert bir Uygur genci olarak tanıtılır ilk başlarda. Bir kahramanda bulunması gereken tüm özelliklere sahiptir. Göçebedir ve bir yerde uzun süre kalmaz. Bu da maceraların geçtiği haritayı genişletmektedir. Zaman içinde Çin’den Hindistan’a, Bizans’tan Altaylar’a uzanır bu maceraların coğrafyası. Karaoğlan, erkek çocuklara törenle ad koyulan bir dönemde yaşar, ama böyle bir tören göremez; daha birkaç aylıkken annesi öldürülür, babası yaralı bir şekilde oğlunu kurtarabilir ve onu bir ormancıya emanet eder. Ormancı da bebek kendilerine ait olmadığından ona bir isim vermez. Ama kara, gür saçlarından dolayı onu Karaoğlan diye çağırırlar. Ormancının ona Karaoğlan adını vermesi, Türk kültüründe Ayının adının söylenmesinin tabu olması ve onun yerine Karaoğlan denmesi ile bağlantılıdır. Zaten Karaoğlan adını veren de bir Ormancıdır. Sinemada 1965 yılında Kartal Tibet, Karaoğlanı canlandırmıştır.

Hikaye: Suat Yalaz.

Azarlamak Sözcüğü Nereden Geliyor? Anlamı Nedir?

Aza, Türk, Altay, Yakut, Çuvaş-Moğol mitolojisinde kötü ruh. Asa şeklinde de söylenir. Moğollar Ada derler. Azalar biçiminde çoğul olarak kullanılır.

Yeraltındaki karanlık yurtlarında yaşarlar. Genel olarak kötücül ruhların ve kötü varlıkların tamamına verilen bir addır. Çoğu zaman, görüntüleri yoktur, yalnızca sesleri ve çıkardıkları gürültüler işitilir. İnsanlar onlardan korktukları için harabelerde ve kalıntılarda gezmeye çekinirler. Oyrotlarda 13 farklı kötücül ruh kategorisinin tamamını anlatır. Karşıtı Aya’dır. Bazı kaynaklarda üç türü sayılır.

Azabuk: Kötücül ruhlar.
Azaşulbus: Kötücül cadılar.
Azahortan: Kötücül hortlaklar.

Bu sözcüklerin hepsi de farklı niteliklerde olmak üzere hep kötü ruh demektir. Azar sözcüğü yine kötü ruhlara dayalı hastalıkları ifade eder. Azarlamak fiili de buradan türemiştir. İnsanlara kötü ruhları göndermek demektir. Yakut mitolojisinde Abası adı ile kullanılır. Kumandılarda ise iki farklı sınıf olarak yer alırlar.

A. Çertegri: Şeytan.
B. Çor: Cin.

Ruhsal ve fiziksel hastalıkları tanımlamakta kullanılan Azar-Bazar (Asar-Masar, Eser-Meser, Azar-Pazar, Ezar-Bezar) veya Azar-Kazar (Ezer-Kezer) ya da Kasar-Pasar (Kazar-Pazar) tamlamaları da yine bu kavramla yakından alakalıdır ve olasılıkla üç tür kötücül varlıkla ilgilidir:

  1. Azar (Ezer), 2. Kazar (Kezer), 3. Pazar (Bezer).

Çertegriler Türk ve Altay mitolojisinde ve halk inanışında Şeytan ile özdeşleşmiştir. Azaların en tehlikeli ve en kötüleridir. İnsanlara geri dönüşü olmayan zararlar verebilirler. Korkunç ve güçlü yetenekleri vardır. Yertanrı (Cer Tengri) ile de alakalı görünmektedir. Çorlar ise daha çok cinlere benzeyen varlıklardır.

Azar-Bazar, Azerbaycan Türkçesinde, “her tür hastalık” manasına gelir. Yılın son Çarşamba gününde, Azerbaycan kırsal bölgelerinde tüm evlerin önünde ateşler yakılır ve herkes ateşin üstünden atlayarak, “Azarım-Bazarım, bu ateşin üstüne dökülsün” der. Buradaki “Azar-Bazar”, şeytanî ruhların adlarıdır. Sonradan anlam kaymasına uğrayarak “her türlü hastalık” içeriğini ifade etmeye başlamıştır.

(Az/Ad) kökünden türemiştir. Azmak, azarlamak fiilleri ile aynı kökene sahiptir. Yas tutmak anlamını da içerir. Aşırılık, sapkınlık, suç gibi anlamlar içeren ve Az- ile başlayan sözcükler bu kökten türemiştir. Moğolcada Az/Azh sözcüğü varoluş anlamına gelir. Eski Moğolca Ad/Ada, Eski Türkçe Ada/Aza sözcükleri tehlike ifade eder.

Tarkan: Mars’ın Kılıcı

Tarkan ya da Tarkan: Mars’ın Kılıcı, kurgusal karakter Tarkan üzerine yazılmış Mars’ın Kılıcı isimli çizgi romandan uyarlanan 1969 yapımı fantastik Türk filmi. Tunç Başaran tarafından yönetilen film Sezgin Burak’ın Mars’ın Kılıcı adındaki çizgi romanına sadık kalınarak çekilmiştir. Tarkan serisinin ilk filmi olan bu filmde devam filmlerinde de olduğu gibi Tarkan karakterini Kartal Tibet canlandırmıştır.

Mars, Roma mitolojisindeki savaş tanrısıdır. Juno ile Jüpiter’in oğludur. Mars sözcüğünün herhangi bir Hint-Avrupalı türevi olmadığına göre, büyük ihtimalle Etrüsk ziraat tanrısı Maris’in Latinize edilmiş bir biçimidir. Başlarda Romalı bereket ve bitki tanrısı, çiftlik hayvanlarının, ekin alanlarının koruyucusuyken daha sonraları savaşla özdeşleştirilmiştir; sonunda Yunan mitolojisindeki Ares’in Roma mitolojisindeki dengi olmuştur.

Mars Roma’nın kurucusu Romulus’un efsanevi babasıydı ve bu nedenle Romalılar atalarının Mars olduğuna inanırdı. Romada erkek tanrılar arasında en güçlü ikinci konumdadır. Asil görünüşlü ve asla yenilmeyen bir tanrıdır. Romalılar Yunanistan’ı feth edince Aresle bir tutulmuştur.

Hadur, Macar savaş tanrısı. Macarca “ordularının efendisi” anlamındaki “Hadak Ura” sözcüklerinin bileşimidir.

Eski Macarca Hodur (Hador) olarak da söylenirdi. Macarların eski inanışlarında bir savaş tanrısı oldu, ateş tanrısı idi. Macar mitolojisinde, o Arany Atyacska (Altın Baba) ve Hajnal Anyacska (Şafak Anne) adlı tanrı ve tanrıçaların üçüncü oğludur. Onun en tanınan iki erkek kardeşi de dâhil olmak üzere birçok kardeşleri vardı. Nap Kiraly (Güneş Kralı) ve Szel Kiraly (Yel Kralı) bunların en önemlileriydi. Cennette Dünya Ağacı üstüne Arany Atyacska’nın bir kalesi vardı ve onun altındaki Napkiraly’nin Altın Ormanı ve aşağıda da Szelkiraly’nın Gümüş Ormanı bulunurdu. Hadur en sondaki Bakır Ormanın sâhibi oldu. O tanrıların bir demircisi olarak yaşıyordu. Uzun saçlıydı ve zırhı bakırdandı. Bakır kutlu bir metal olduğundan, saf bakırdan yapılmış silahlara sâhip büyük bir adam olduğu düşünülmektedir. Onun kendi yaptığı “Tanrı’nın Kılıcı” adı verilen efsânevi kılıcı, Attila tarafından keşfedildi ve onun iktidarı böylece güvence altına alınmış oldu. Macarlar bir savaş öncesinde onun için beyaz aygır kurban etme alışkanlığı vardı.

Tanrının Kılıcı veya Attila’nın Kılıcı ya da Hadur’un Kılıcı –bâzen Mars’ın Kılıcı, Sword of God (İngilizce)– Attila tarafından taşınan efsanevi silahtır. Tarihçi Priscus ve Romalı tarihçi Jordanes üzerinden aktarılan hikâyeye göre bir çoban, sürüsünden bir ineğin aksadığını fark etmiş ve hayvanın ayağını neyin kestiğini anlamak istemişti. Çoban kan izlerini takip ederek, toprağa gömülü kılıcı bulur, kılıç eski olduğunu belli etmesine karşılık tek bir pas lekesine sahip değildir ve çoban durumu Atilla’ ya bildirerek bulunduğu yerden çıkarmasına vesîle olur. Başka bir rivayete göre ise kendisi çıkararak Atilla’ya hediye etmişti.

Romalılar bu kılıcın kendi savaş tanrıları Mars’a ait olduğunu düşünmekteydiler. Ancak motif Türk (Ural-Altay) kökenlidir çünkü ineğin ayağını kesebilmesi için kılıcın yere tersine saplanmış olması gerekir ki bu tamamen Asya kökenli bir anlayıştır. Diğer kültürlerde Kılıç yere normal olarak kabzası yukarda olacak biçimde saplanmış olarak bulunur. Anlatılanlara göre, Kılıç Atilla ile birlikte gömülmüştür. Kimilerine göre ise; Katalanya düzlüğü savaşında, Aetius’ile kapışırken kılıcın kırıldığı rivâyet edilir. Bu olaydan sonra attila duygusal bir çöküntü yaşar ve belki de, sonraki yıl Papa’nın sözünü dinleyerek Macaristan’a geri döner.

Tarihsel film niteliği de taşıyan yapımda Avrupa Hun İmparatoru Attila, Vandal Kralı Genseriko ve Roma İmparatoru Valentinianus’un Savaş Tanrısı Mars’ın sihirli kılıcını el geçirme çabaları işlenmektedir.

Film, Karadeniz’in kuzeyini fetheden Avrupa Hunları’nın başbuğu Attila’nın yavaş yavaş Avrupa kıtasına yayılmaya başladığı günlerde geçmektedir. Avrupa’dan sonra bütün dünyaya hükmetmek isteyen Attila sadece Moro diye bir rahibin bildiği Savaş Tanrısı Mars’ın kılıcını da ele geçirmek istemektedir. Çünkü bu kılıcı kim ele geçirirse dünyaya da o hakim olacaktır. Savaş Tanrısı Mars yeryüzünden giderken bu kılıcı bir kayaya saplamıştır. Mars’ın kılıcı yüzyıllardır kendisini kayadan çıkarıp dünyanın hakimi olacak insanı beklemektedir. Hunlar’ın korkusundan dehşete düşmüş olan Avrupa hükümdarları da bir tek ümidin peşindedirler: Savaş Tanrısı Mars’ın kılıcı. Ancak ona sahip oldukları anda Attila’nın gücüne karşı durabileceklerine inanmaktadırlar.

Bir yandan Vandal ülkesinin vahşi, gözünü budaktan sakınmayan kralı Genseriko; diğer yandan sinsi, hunhar, çılgın Roma İmparatoru Valentinianus. Her ikisi de Attila’nın Avrupayı istila etmesine karşı koyabilmek için Mars’ın kılıcına sahip olabilme çabasındadırlar.

1967 yılında Hürriyet’te çizilmeye başlanan Tarkan’ın halk arasında büyük bir popülarite kazanmasının ardından çizgi romanın filme aktarılması uzun sürmemiştir. 1968 yılında çekilen ve ilk Tarkan filmi olan Bozkırlar Şahini Tark-Han, serinin çizeri olan Sezgin Burak’tan izin alınmadan çekilmiştir. Eser sahibinden izin alınmadan çekildiği için “sahte” olarak tanımlanan bu yapım orijinal Tarkan serisine dahil edilmez.

Acar Film stüdyolarında hazırlanıp Arzu Film tarafından dağıtılan ilk orijinal filmse, Ertem Eğilmez yapımcılığında çekilmiştir. Tunç Başaran’ın yönetmenliğini yaptığı yapım Sezgin Burak’ın Mars’ın Kılıcı adlı çizgi romanından uyarlanmıştır.

Bu orijinal filmin yapım süreci sürerken Tarkan karakterini oynayacak oyuncuyu seçmek için bir yarışma düzenlenmiştir. Dönemin popüler yayımlarından Pazar dergisi tarafından düzenlenen bu yarışma sonucunda ise Ünal Şahin başrolü oynayacak kişi olarak tanıtılmıştır. Fakat Ertem Eğilmez ve Tunç Başaran tanınmamış bir kişinin filmde oynamasının riskli olduğunu savunarak Tarkan rolünü daha önce Karaoğlan rolüyle tanınmış olan Kartal Tibet’e vermişlerdir. Bunun üzerine Ünal Şahin başka bir şirket tarafından çekilen Tarkan: Canavarlı Kule adlı filmde yer almıştır. Sezgin Burak’ın çizgi romanları dışında bir senaryoyla çekilen bu film de tıpkı Bozkırlar Şahini Tark-Han gibi orijinal Tarkan serisine dahil değildir

Tarkan (Kartal Tibet) — Attila’nın akıncısı ve Hun kahramanı.
Kurt (Con) — Tarkan’ın yardımcısı ve sadık kurdu.
Attila (Oktar Durukan) — Avrupalılar tarafından Tanrının Kırbacı olarak anılan onuncu Avrupa Hun İmparatorluğu hükümdarı.
Valentinianus (Kayhan Yıldızoğlu) — Batı Roma İmparatorluğu’nun onbirinci imparatoru.
Genseriko (Mümtaz Ener) — Vandal ve Alan kralı.
Genseriko’nun kızı (Lale Belkıs) — Genseriko’nun kızı, Vandal ve Alan prensesi.
Aybars (Dündar Aydınlı) — Uç kalesi kumandanı.
Bige (Zuhal Aktan) — Tarkan’ın arkadaşı.
Kulke (Moris) — Tarkan’ın arkadaşı.
Otmar (Zeki Alpan) — Bige’nin hancı babası.
Licius (?) — Valentinianus’un Mars’ın kılıcını bulmak için görevlendirdiği gladyatör.
Eudoxia (Birsen Ayda) — Valentinianus’un karısı.
Horasius (Hüseyin Kutman) — Gladyatör eğitmeni ve Valentinianus’un sağ kolu.
Kosta (Yusuf Sezer) — Bir Roma askeri.
Örümcek (Danyal Topatan) — Genseriko’nun kumandanı.
Kuzmo (Behçet Nacar) — Genseriko’nun kızının hizmetkârı.
Rahip Moro (Mustafa Yıldız) — Dünya üzerinde Mars’ın kılıcının yerini bilen tek kişi.
Pier (İhsan Yüce) — Yüzlerce yıldır Mars’ın kılıcını koruyan kişi.
Hugo (Lütfü Engin) — Düzenbaz bir hancı.
Aneta (Aynur Aydan) — Hugo’nun güzel kadını.