Coğrafi Keşifler, Rönesans Ve Osmanlının Sonu!

Coğrafi keşif kaynaklı uyanış Avrupa’nın bilim ve dinsel açıdan büyük reformlar meydana getirdi. Coğrafi keşifler, dünya ticaret yollarının değişimi ve Avrupa’da meydana gelen değişimler Osmanlı Devleti’nin yapısal değişikliklerine yol açtı ve devleti aslında kökünden sarsan etkenlerdendi. Doğa bilimlerine duyulan yoğun ilgi ve buluşlar, bireyselliği ve girişimciliği artırmış, bu da okumak isteyen insan sayısını artırmıştı ve eğitime daha çok önem verilmişti. Bu durumdan bihaber olan Osmanlı ‘da ise aynı zamanda her şey devlete bağlı ve eğitime gereken önem verilmemişti. Osmanlı Devletinde karışıklıklar kaynaklı birlikten uzak bir eğitim sistemi oluştu. Bu duruma azınlık ve yabancı okullar da eklenince Osmanlı eğitimindeki bölünmeler hepten sarsıldı. Bu bölünmüşlük aslında Osmanlı toplumunun bölünmüşlüğünün temel sebebini oluşturmuştu. –Gerçekten Avrupa’nın kaydettiği tüm ilerlemeler ve yenilikler, Osmanlı’da içiçe oluşan dağılmalara sebebiyet vermiş idi.- Böylelikle yüzlerce sene Batıdan üstün olmanın gururunu yaşayan Osmanlı bu gelişmelerin arkasında kalıyordu. Yani sadece ekonomik açıdan olmamakla birlikte özellikle bilim açısından ve eğitim açısından Osmanlı yetersiz kalıyordu.

Kendi fikrimi belirtmem gerekirse eğer, Leonardo Da Vinci gibi büyük bilimci ve sanatçılara zamanında kulak asılsaydı Rönesans ve Reformda, Türkler olarak kendimizi gösterebilirdik diye düşünüyorum. Mesela Da Vinci’nin Tarihte Galata Köprüsü Projesi var idi, Sultan II. Bayezid’e gönderilen. Büyük bilimci Leonardo Da Vinci, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprüden bahsetmişti. Ancak Maalesef Bayezid tarafından ciddiye alınmadı. Belki de Leonardo ve onun gibi kişiler Bayezid’in Babası büyük padişah Fatih Sultan Mehmet’e denk gelseydi bilim adına çok daha büyük işler yapıyor olurduk ve geride kalmazdık. O kadar eminim ki Fatih Sultan Mehmet Döneminde Da Vinci ile denk gelinse idi Da Vinci, hem Osmanlı’ya hizmet eder ve bilimini sanatını da özgür bir şekilde yapar İmparatorluğa katkıda bulunurdu. Elbette bizim tarihimizde de Uluğ Bey ve benzeri Lagari Hasan Çelebi gibi büyük bilimcilerimiz var ancak ne dönem açısından ne de bilinen bilimci sayısı açısından eşit değildik.- Toparlayacak olursam eğer içimizde çok daha fazla büyük bilimcileri barındırabilseydik ve değerlendirebilseydik, gerek Rönesans reform, gerek coğrafi keşifler, gerek sömürge olaylarında bu şekilde zararlı çıkmaz ve dışa bağımlı hale gelmezdik diye düşünüyorum.

1838 Baltalimanı Türk– İngiliz Ticaret Anlaşması sonunda Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’nın resmen açık pazarı haline gelmişti. Yerli üretimimizin batılılar karşısında gücü kalmamıştı. Devlet yarı sömürge konumuna girdi. Böylece yabancılar ülkenin her bölgesinde özgürce ticaret yapabildiler. Yabancılar gümrükten muaf tutuldu. Yerli tüccarlarımız ise vergi ödemek zorunda kaldılar. İhracat vergisi ile İthalat vergisi arasındaki oranlar değişti. Bu oran dış ticaret açığına sebep oldu. Dış ticaret açığı da Osmanlı Devleti’nin sonunu getirdi. Daha doğrusu devletten ziyade hanedanın ve İmparatorluğun sonu geldi, bugün hanedan yok ve Cumhuriyet olarak devam ediyoruz.

Bir Cevap Yazın