Adını ‘Kan’ İle Tarihe Yazdırdı

Adını ‘kan’ ile tarihe yazdırdı

Yaşadığı dönemin en önemli fizyologlarından olan William Harvey, özellikle kan dolaşımı ile ilgilenmiş ve bu alanda ortaya çıkardığı bulgularla tıp tarihine adını yazdırmıştı. Shakespeare döneminin ünlü bilim adamı Harvey, saraya da oldukça yakın bir isimdi. Kral ve kraliçenin hemen yanı başında dönemin ünlü tiyatro oyunlarını izliyor, el üzerinde tutuluyordu. Tabi ki bunda Kraliçe’nin doktorunun kızı ile evli olmasının da payı büyüktü. Kendisi de sonradan, iki İngiliz kralının özel doktorluğunu yapacak olan Harvey, insanoğlunun o güne dek kalp ve kan üzerine bildiği her şeyi radikal bir şekilde değiştirecek, diğer bir deyişle vücudumuzdaki motorun sırrını çözecekti. O devirde kimya, fizik ve astronomi gibi diğer birçok alanda olduğu gibi tıpta da antik Yunan döneminden kalma yerleşik düşünceler bilimin otoritesi konumundaydılar. Kan dolaşımı konusunda, Milattan Sonra 131 – 201 yılları arasında yaşamış olan Bergamalı Galen’in düşünceleri kabul ediliyordu. Yaşadığı dönemde Roma imparatoru Auerius’un özel doktoru olan ve anatomi alanında çalışmalarda bulunan Galen’e göre vücutta dolaşan kan, gittiği yerde emiliyor ve vücuda karışıyordu. Galen, yaşadığı dönemde insan vücudu ve kadavralar üzerinde çalışma yapması yasak olduğundan, çalışmalarını maymun, köpek ve domuz gibi hayvanların cesetleri üzerinde yapmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden elde ettiği bilgiler hep eksik kalmış; hatta Rönesans döneminde kadavra üzerinde çalışma yapılmasına izin verilmiş olmasına rağmen, dönemin tıp âlimleri Galen’in çalışmalarını daha ileriye götürememişlerdi. Galen’i aşmaya yönelik ilk girişimi Padua Üniversitesi’nden Andreas Vesalius gerçekleştirdi. O dönemde 23 yaşında olan genç Vesalius, çalıştığı üniversitede ceset çalışmalarını asistanlarına bırakan Rönesans döneminin bilim adamlarının aksine kadavra çalışmalarını bizzat kendisi yürüttü. Galen öğretisindeki yanlışları tespit eden Vesalius, bu bilgileri 1543’de yayınlanan ‘İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine’ adlı eserinde aktardı. Vesalius, bu kitabında kalp septumunun (kalbi ortadan ikiye ayıran doku) çok kalın ve kaslı olduğunu da kaydediyordu. Ancak Vesalius’un açmaya çalıştığı bu çığır, kendinden sonrakilerin bu çalışmaları sürdürmemesinden dolayı yarım kaldı. Vesalius ve Galileo gibi bilim adamlarını yetiştiren Padua Üniversitesi, Vesalius’un ardından yeniden Galen’in öğretilerini temel almaya başladı. İşte Harvey, Padua’ya geldiğinde antik Yunan döneminden kalma düşünceler hala otoritesini sürdürüyordu. Ancak Harvey, üniversitede öğrenimini sürdürdüğü sırada, belki de tıp alanında yeni bir sayfa açmasını sağlayacak bir olay gelişti. Deney ve gözleme fazla önem verilmeyen bir dönem olmasına rağmen, devrin idarecileri, idam edilen iki kişinin cesetleri üzerinde inceleme yapılmasına izin verdi. Harvey, bu cesetler üzerinde yaptığı incelemelerle kalp ve kan dolaşımı konusundaki çalışmalarını daha da ileri götürerek, ilk kez canlı hayvanlar üzerinde çalışmalar gerçekleştirdi. Böylelikle kalp ve kan dolaşımı konusunda bir devrim başlamasını sağladı. Harvey, Galen’in teorisinin temelsiz olduğunu savunuyordu. Ona göre eğer kan dolaşımı gerçekten onun dediği şekilde gerçekleşiyor olsaydı, yeni kan elde edilmesi için insanların durmaksızın yemek yemesi gerekecekti. Böyle bir şey söz konusu olamayacağı için de kanın kalbe geri dönmesi gerekiyordu. Harvey’in kan dolaşımı deneyini tasvir eden bir tasarım. Harvey, hayvanlar ve kadavralar üzerindeki çalışmalarında kalbin yapısını, kan dolaşımını ve kapakçıkları ile ven kapaklarını inceledi. Araştırmalarında kanın akışının tek yönde olduğunu ve damarların kanın akışına tek yönlü geçit verdiğini tespit etti. Bu geçitler ‘çek-bırak’ işlevi gören kanatlarla donatılmıştı. Bu kanatlar, kanın atar damarlar vasıtasıyla vücuda dağılmasını, toplardamarlar yoluyla da kalbe geri dönmesini sağlıyordu. Harvey, sonuç olarak bugün büyük kan dolaşımı olarak bilinen, kanın kalbin sol karıncığından aort damarı ile çıkıp bütün vücuda yayılması ve toplardamarlar vasıtasıyla kalbe geri dönmesi şeklindeki kan dolaşımını tespit etmiş oldu. Harvey’in diğer önemli çalışması ise bizzat kalbin kendisiyle ilgiliydi. Yerleşik düşünceye göre kalpte iki farklı sistem olduğu varsayılıyordu. Damarlardaki kanın mavi, arterlerdekinin açık kırmızı olmasının sebebi de bu iki sistem olarak gösteriliyordu. Galen’in düşüncelerini kabul edenler, ince gözenekli bir doku olan septum sayesinde bu iki kan sistemi arasında geçiş olduğunu düşünüyorlardı. Ancak Harvey, septumun hiçbir şekilde geçişe veya sızıntıya olanak tanımayan bir yapıya sahip olduğunu keşfetti. Harvey’e göre kalp ‘içi boş bir pompa’ gibi çalışıyordu. İç boşluğu daraldığında kan kalpten dışarıya çıkıyor, kaslar gevşediğinde ise kan genişleyen bu iç boşluğa dönüyordu. Kalbin bu kasılma hareketleriyle atar damarların, kan taşıma dışında nabız atışı verdiğini de keşfeden Harvey, bu şekilde damarların taşıdığı kanın miktarını da ortaya çıkardı. İlk yaptığı hesaplamalarda kalbin her atışta otuz gram kan pompaladığını belirledi. Bu rakam, kalp bir dakikada 72 kez attığı varsayıldığında dakikada 5 litreye, günde 6 bin 200 litreye denk geliyordu. Harvey’in araştırmaları sonucunda değiştirdiği diğer bir yanlış düşünce de, kan akışını sağlamak için kalple birlikte arterlerin de genleştiği inancıydı. Kan dolaşımı hipotezinin doğrulanması ancak mikroskobun icadıyla oldu. İtalyan bilim adamı Malpighi, 1661’de kurbağaların akciğerlerinde mikroskopla yaptığı incelemede atar damarlarla toplardamarların, kılcal damarlar aracılığıyla birbirine bağlı olduğunu keşfedecekti. Harvey, kan dolaşımına ilişkin araştırmalarını 1628’de Latince yazdığı ‘Hayvanlarda Kalp ve Kan Dolaşımına İlişkin Anatomik Bir Tez’ adlı kitabında yayınladı. Embriyoloji hakkında çalışmalarda da bulunan bilim adamı, ceset ve hayvanlar üzerinde yaptığı çığır açan çalışmalarına, dört günlük embriyolar üzerinde yaptığı incelemeleri de ekledi. Araştırmalarının sonunda ‘bir canlının ancak başka bir canlıdan meydana gelebileceği’ sonucuna ulaşan Harvey’in 1651’de yayımladığı embriyoloji alanındaki ikinci kitabı, Antik Çağ’dan sonraki iki bin yıllık dönemde, bu alanda yapılan en önemli incelemeydi. Kalp ve kan dolaşımı konusundaki bulgularıyla Galen’in otoritesine meydan okuyan Harvey, embriyo alanındaki çalışmasıyla da Aristo’nun‘canlıların kendinden üreme ile çoğalabileceği’ şeklindeki düşüncesini ortadan kaldırıyordu.

Bir Cevap Yazın