Fiziğin Maradona’sı: F = G ((m1m2)/r2)

Newton’u, tabiri caiz ise, fiziğin Maradona’sı yapan katkısı, çekim kanunlarını adeta baştan yazmasıydı. Daha önce Aristo ve Galileo de bu meseleye kafa yorup, fiziğin bu alanının temellerini atmışlardı, lakin, gök mekaniği ile ilgili çözümlenmemiş sorular da ortada duruyordu. Galileo ‘eylemsizlik ilkesi’nin fikir babası olarak büyük sükse yapmıştı ama gök cisimlerinin hareketleri arasındaki tezadı açıklayamamıştı. Bu ilkeye göre; kendi haline bırakılmış bir cisim, herhangi bir dış güce maruz kalmadığı sürece, o halini korur. Diğer bir deyişle; hareketsiz cisim harekete geçirilmedikçe sonsuza kadar hareketsiz kalacağı gibi, hareket halindeki bir cisim de, dışardan bir müdahaleye maruz kalmadığı sürece hareketini devam ettirecek, düz bir hat üzerindeki sabit hareketini koruyacaktır. İyi ama o zaman neden gezegenler sabit bir hat üzerinde ilerlemek yerine, diğer bir deyişle, güneşten uzaklaşmak yerine, dairesel hareketler çiziyorlardı? İşte bu sorunun cevabını, Galileo’nun öldüğü gün doğan Newton veriyordu. Sihirli kelime; çekim idi! Bir taşın (ya da elmanın) yere düşmesine neden olan neyse, bu, aynı zamanda gezegenleri de güneş etrafında tutuyordu. Gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü ilk öne süren Kopernik de bu dairesel dönüşe açıklık getirememişti. Gerçi bunu ilk dillendiren Newton değildi; söz gelimi Fransız astronom İsmail Boullian 1645’te, iki cisim arasında bir çekim olabileceğini, 1666’da da İtalyan Giovanni Borelli, bir uydunun merkezkaç kuvvetinin, uyduyu gezegene doğru çeken kuvvetle eşit olduğunu öne sürmüştü ama tüm bu bilgilere yasa elbisesi giydiren Newton olacaktı. Böylelikle F = G ((m1m2)/r2) olarak bilinen, evrendeki hareketleri disipline sokan, evrensel çekim yasasına imzasını atıyordu. Bu yasa ile birlikte gezegenlerin, daha geniş manada, gökcisimlerinin manevraları anlaşılmış, hatta ünlü astronom Halley, bu yasa sayesinde 1531, 1607 ve 1682’de kendisini gösteren ve her defasında farklı bir yıldız olduğuna inanılan, kuyrukluyıldızın aynı yıldız olduğunu öne sürmüş, Aralık 1758’de tekrar ortaya çıkacağını iddia etmiş, son tahlilde de haklı çıkmıştı. Sonuç olarak Newton, eylemsizlik ilkesini de işin içine katarak, meşhur hareket kanunlarını bilim dünyasına armağan etmişti. Buna göre; Herhangi bir cisim üzerine bir kuvvet etki etmiyorsa, ya da etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa, cisim durumunu değiştirmez; yani duruyorsa durur, deviniyorsa yani hareket ediyorsa, devinimini bir doğru boyunca devam ettirir. Ki buna eylemsizlik kanunu da denebilir. Cisim üzerindeki itiş gücü, uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır ve kuvvet yönündedir. Cismin momentumunun zamana göre değişiminin oranı, cisme uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır. Doğadaki bütün cisimler birbiri ile etkileşim içindedir. Bir cisim diğer bir cisme bir kuvvet etki ettirdiğinde, diğer cisim de bu cisme bir kuvvet etkiler. Herhangi bir etkiye karşı her zaman bir tepki vardır; yada iki cismin karşılıklı etkisi daima eşit fakat zıt özelliklidir. Buna kısaca etki-tepki kanunu da denir.

Kaynak: Tarihi Değiştiren Bilginler

Bir Cevap Yazın