Bilim Tarihi Nedir? : Bölüm 1 – Bilimin Bazı Özellikleri

Homo sapiens, yani insan türü, maymun akrabalarının bazı özelliklerinden sıyrılarak ve yeni vasıflar kazanarak insan haline geldiği zaman, aralarında yaşamak zorunda olduğu hayvanlardan görünüşte birçok bakımdan geride idi. Ne korkunç pençeleri, ne de parçalayıcı dişleri vardı. Kasları birçok diğer hayvanlarınki kadar güçlü değildi ve onların çoğuna nazaran tırmanma, atlama ve koşma yeteneği azdı. Fakat yeni türeyen insan türünün yaman bazı gizli silahları vardı ki, bunların arasında en önemlisi beyni idi. Bunun yardımı ile yalnız hayvanları alt etmekle kalmadı, doğalgüçlere de egemen olmaya başladı.

İnsan kafası doğanın bildiği en gür, en doğurucu ve en verimli enerji kaynağıdır. Gerçekten insanda harcanan zihinsel enerji ile elde edilen sonuçlar birbirleri ile kıyas kabul etmeyecek derecede farklı olabilmektedir. Kafası sayesinde insan çok çeşitli ve engin başarılar göstermiştir. Bunların en göze çarpanı ve en göz kamaştıranı da kuşkusuz ki bilimdir. Yıldırımı yıldırmış olan insan, yeryüzünde bulunan her şeyden yararlanmaya bakmış ve bilimi sayesinde zamanla, doğanın hemen her kuvvetini kendine köle etmiştir. Denizleri ve havaları istilâ etmiş ve düğme çevirmekle dünyanın en uzak köşelerini odasının içine getirmeye muvaffak olmuştur. Bilim adamı ancak ışık seneleri yardımı ile rakamlarla ifade edebildiği uçsuz bucaksız uzayı ne yapıp yapıp laboratuvarının duvarları arasına sokmuş, bilimsel ve teknolojik çalışmanın en son meyvelerinden olan elektromikroskopları ile de görülemeyen molekül ve atomların her birinde dünyalar, âlemler bulunduğunu açığa vurmuştur.

İnsanın iç dünyasını ve dünya görüşünü, günlük yaşayışını,eski çağlara nazaran en frenlenmemiş muhayyileleri bile hayrette bırakacak kadar değiştirmiş olan bilim gerçekteninsan türünün en büyük zaferi ve en baş döndürücü mucizesidir.

Bilimsel çalışma veya araştırma, insanların karşılaştıkları günlük durumların ortak gözlem unsurları halinde ve olgular şeklinde tahlil ve tespit edilmesi, gözlemlenen olguların çoğaltılarak toplanması ve biriktirilmesi ve yığılan bu olgu kümelerinin rasyonel, düzenli ve sistemli bir şekilde birbirlerine bağlanmasıdır. Fakat bilimsel araştırmanın ele aldığı konular çoğunlukla daha önceden incelenmiş meselelerle ilgilidir; diğer taraftan da bilimsel çalışma çokzaman belirli bir konu üzerinde uyanan merakla harekete geçer. Tarifimizi buna göre biraz değiştirerek şu şekilde ifade edebiliriz: Bilimsel çalışma birikmiş ve sistemleşmiş bilgi ve açıklamalar yardımı ile yeni meseleleri ele almak, elde edilen ipuçlarına göre tahminler yürütmek ve bu tahminlerin doğru olup olmadığını yeni olgu ve gözlemlerle kontrol edip incelemektir. Daha kısa bir ifade ile, bilimsel çalışmayı olguların ve olgular arasındaki ilişkilerin araştırılması, bilimi de sistemli ve bağlaşıklı bir bilgi kütlesi olarak tarif edebiliriz. Bilimselsonuçlar, olgu ve olay bilgisinden başka, olgular arasındaki ilişkilerin bilgisidir. Bilimsel gerçeklerin temeli, genel olarak mükerrer gözleme elverişli bulunan ve olanaklı oldukça kontrol edilerek bilimsel bir şekilde gözlemlenmiş ve çoğunlukla yinelenmesi olanaklı olan olgulardır. Yasa idea lbilimsel açıklamadır ve ölçülebilir olgular arasındaki adedi ilişkiyi ifade eder. Bilimsel yöntem olguların dikkatli ve tarafsız bir şekilde gözleminden ve bunlar arasındaki ilişkiyi tahmin ettikten sonra bu tahminlerin doğru olup olmadığını muhakkak surette yeni gözlemlerle kontrol etmekten ibarettir.

Bilimsel yöntemin ana özellikleri bu kadar basittir ve doğru düşünmeyi emniyet altına almak bakımından insan için en doğal bir yöntemdir. Bununla beraber, uygulamada çoğunlukla olayların tahlili, olguların seçilmesi, bunların gruplandırılmaları ve gerekli sonuçların mantıksal şekilde çıkarılması, ondan sonra da bu sonuçların doğru olup olmadıklarının incelenmesi ve kontrolü yollarının tasarlanması ve bulunması hiç de kolay olmamaktadır. Bunu hakkıyla yapabilmek, ancak bilimsel düşünce ve disiplin içinde yoğurulmuş ve yeni meselelerle boğuşmakta ve olgularla başbaşa kalmakta mümarese kazanmış olmakla ve gerek kişisel tecrübelerden gerek başkalarının tecrübe ve bilgisinden büyük ölçüde yararlanmakla kabildir. Gerekli bilgi ve mümareseyi kazanmış olan gerçek bilim adamlarınınsayısı nispeten küçüktür denilebilir.

Bilim epik eserler gibi, çok elden geçer, çok emek alır ve yavaş yavaş büyür, şekillenir ve tekemmül eder. Bilim tarihi gösteriyor ki, en küçük keşifler bile uzun yıllar hatta asırlar boyunca birçok bilginlerin ömürlerini tüketmeleri sonucunda meydana çıkmıştır. Bilimin ilerlemesi en keskin zekâların ve en kuvvetli muhayyilelerin çetin uğraşma ve didinmelerle ve elbirliğiyle kendilerini bu uğurda harcamalarını gerektirir .Edison’un yaklaşık olarak şu şekilde bir sözü var: Bilimsel dehanın ancak onda biri ilhamdır; geri kalan onda dokuzunu, dâhi, alnının teriyle kapatmak zorundadır. Bizde de bir atasözünde şöyle denmektedir: Allah, bilimi isteyene, serveti istediğine verir. Bilim en ufak bir yanlışı dahi geçmez, affetmez. En küçük bir bilimsel sonuca varmayı sağlayan gözlem, savurma, deney ve hesap çalışmaları zinciri ancak en zayıf halkası kadar kuvvetli olabilir. Bilimin sırları ancak kendisine iyice bağlı olanlara malûm olur. Bilime heves eden, ona bağlandığı ve bilimin elinde oyuncak mesabesinde kaldığı ölçüde daha büyük keşifler yapmaya ve daha önemli başarılar kaydetmeye muvaffak olur. Fakat diğer taraftan da, ömrünü bilim uğrunda tüketen bir dâhinin bilimsel eseri ancak daha ilerilere gitmek ve yeni sonuçlara varmak için bir basamak yerine geçer.

Bilim adamının başarısı bilim meşalesini biraz daha ileriye götürerek onu yeni ellere teslim etmekten ibarettir. Bilimin çok göze çarpan özelliklerinden biri, tek insanın önemsizliği ve acziyle, zamanla ortaya çıkarılan bilimsel başarının sınırsız büyüklüğü arasındaki oransızlıktır. Bunun nedeni açıktır; bilimsel faaliyet zaman, ulus, ırk, din ve dil sınırlarını tanımayan, matematiksel bir deyimle, bunların fonksiyonu olmayan bir çalışmadır. Bilim birdir.

Birbirlerinden çok farklı çevrelerde bulunan, çok değişik inançlarda olan ve birbirlerinin dilinden anlamayan kimseler bilim alanında ister istemez birleşirler; birbirlerinden başka düşünmezler, düşünemezler. Bilim insanların en çok elbirliği ve işbirliği yapabildikleri bir çalışma alanıdır. Dünyanın bir kıtasındaki bir ülkede lâboratuvarında veya kütüphanesinde sessizce çalışan bir bilim adamının başarısını dünyanın çok uzak başka bir köşesindeki diğer bir bilimadamı tamamlar ve bilim bu suretle ilerler. Bilimde ilerleme zincirini oluşturan keşif halkaları hep bir örs üzerinde dövülmez ve dövülemez de. Bilimsel çalışma gibi bilimselçalışma sonuçları da bütün insanlığındır.

Çeşitli dinlerin mâbetlerini hep aynı yıldırım siperleri korur; çeşitli inançlardaki kimseler hep aynı serumlara ve aşılara başvururlar. Bilim tek bir ulusa, kavme veya ırka maledilemez. Bilimsel faaliyet tam anlamıyla insansal bir faaliyettir ve insanın mümeyyiz bir vasfını açığa vurur. Bilim bahsinde insanlar birbirleriyle uyuşurlar, aynı sonuçlaravarırlar.

On yedinci yüzyılın başından beri sağlanan büyük ilerlemeler Avrupa uluslarının tam bir işbirliğiyle meydan agelmiştir. Hemen hemen her konuda yapılan keşiflerin başlamasında, tamamlanmasında, teessüs ve kabul aşamasına girmesinde başka başka milliyette, dinde ve mezhepte birçok bilim adamlarının adlarını yanyana buluruz. Bilimin yeryüzünde şimdi çok daha fazla yayılmış olması sonucunda, çağımızda birbirinden çok daha uzak bölgelerdeki bilimadamlarının birbirlerini daha büyük ölçüde desteklediklerini görüyoruz. Ortaçağda, İslamiyette, hem muhtelif milliyetten hem de muhtelif dinden bilginlerin birbirleriyle tam bir işbirliği yapmış olmaları göze çarpar. Yakın Doğu’da Hıristiyanlar Müslümanlara Haçlı ordularıyla saldırır ve onlarla büyük bir bağnazlıkla boğuşurken, Hıristiyan dünyasının bilim adamları İslam bilginlerinin üstün biliminden yararlanma yolunu tutmuşlardı. Avrupa’da mezhep mücadeleleri en hadd evrelerinde iken bilim hiçbir cephe almıyor ve bilimadamları birbirleri ile işbirliği yaparak çalışmakta devam ediyorlardı. Savaştaki muazzam rolü göz önünde tutularak, bilim çağımızda harp için tam seferber bir hale getirilmiş ve bilimsel keşifler her iki tarafça da birbirlerinden şiddetle kıskanılmıştır. Fakat bu koşullar altında bile, dövüşen uluslar bilimsel bakımdan birbirleri ile işbirliği yapmaktan, birbirlerine yeni şeyler öğretmekten ve birbirlerinin eksiklerini tamamlamaktan kendilerini alamamışlardır. Bilimsel ilişki ve işbirliği ister istemez devam etmektedir.

Bilim adamları yalnız birbirlerinin keşfini tamamlamakla kalmazlar; aynı keşifleri birbirlerinden habersiz olarak da yaparlar. Birbirlerinden uzak bölgelerdeki bilim adamlarının birbirlerinden habersiz olarak aynı sonuçlara varabilmeleri bilimin çok önemli bir vasfını ortaya koyar; bilimsel sonuçların indî ve kişisel olmaktan uzak olduklarını ve çok genel ve olumlu nitelik arz ettiklerini beliğ bir şekilde ifade eder. Bu müstakil keşiflerin çağdaş oldukları, yani aşağı yukarı aynı zamanlarda ortaya kondukları hatta her zaman denecek kadar az zaman aralıkları ile yapıldıkları da olur. Bilimin yüzünü ağartan bu müstakil ve çağdaş keşiflerin örnekleri bilim tarihinde yüzlerle sayılabilir. Birden fazla bilim adamı tarafından müstakil ve çağdaş olarak yapılan keşifler arasında pek önemli olanları vardır.

Diferansiyel ve entegral hesap usulü, İngiliz Newton ve Alman Leibniz tarafından, logaritma da Iskoçyalı John Napier tarafından1614’te ve İsviçreli Joost Bürgi tarafından 1620’de müstakilolarak bulunmuştu. Henry Briggs ile Edmund Gunther dayine müstakil olarak aynı konuda önemli tamamlayıcısonuçlara varmışlardır. Avusturyalı Mendel tarafındanbulunan ve 1866-7 de yayımlanan kalıtım yasaları bilimdünyasının dikkatini çekmeksizin kalmış ve aynı yasalar müstakil olarak De Vries, Correns ve Tschermak tarafından1900’lerde tekrar aynen bulunmuştu. Böyle ile Mariotte,kendi adları ile anılan kanunu müstakil olarak bulmuşlardır.Priestly ile Scheele oksijeni 1774’te müstakil olarakkeşfetmişlerdir.Teleskop 1604’te Zacharias Jansen ve 1608’de HansLippershey ile James Metius tarafından müstakil olarakicadedilmiştir. Daha 1590’da yapılmış bir İtalyan modelindende söz edilmektedir. Lippershey ile Metius’un ihtira beratları mevcuttur; Jansen’in teleskop icadetmiş olduğu oğlunun ilerisürdüğü bir iddiaya dayanır. Galile teleskopun icadını1609’da işitmiş ve bu haber onu o kadar heyecanlandırmıştıki, haberin ayrıntısını beklemeden kendisi de bir teleskopyapmaya koyulmuştu. Galile’nin teleskopu ondan önceyapılmış olanlara üstündür.

Teleskopun ilk sistemli ve bilimsel kullanılışını da Galile’ye borçluyuz.Bir keşfin birden fazla bilim adamı tarafından müstakil veçağdaş olarak yapılması o keşfin değerini çoğaltır ve varılan sonucun doğru olduğuna kuvvetli bir kanıt oluşturur. Böylekeşiflerin ortaya çıkması bu keşiflerin yapılma sıralarının geldiğini, yani gerekli hazırlıkların tamamlanmış olduğunugösterir. Çünkü bilimsel keşifler çoğunlukla birbirlerinin arkasına aşağı yukarı mantıksal bir şekilde sıralanırlar. Bununla birlikte, birbirleri arkasına mantıksal olarak sıralanankeşifler arasındaki zaman aralıkları için, doğal olarak, birşeysöylenemez. Örneğin, kan dolaşımının keşfi için ilkin kalp ve damarlardaki kapakçıkların keşfi ve bunların görevlerininanlaşılması gerekir. Fakat kapakçıkların keşfi ile kan dolaşımının keşfi arasında ne kadar zaman geçeceği hakkında şüphesiz ki hiçbir tahmin yürütülemez.

Aynı konular üzerinde çalışan bilim adamlarının aynıs onuçlara varmaları hayret edilecek bir şey olmadığına göre,bu sonuçlara birbirlerinden az zaman aralıkları ile varmaları bir ihtimal meselesi olur. Bundan dolayıdır ki müstakil ve çağdaş keşiflerin meydana çıkması bilimsel faaliyetin yoğunluğu ile beraber büyüyüp küçülür. Nitekim müstakilkeşiflere son asırlarda eski zamanlara nazaran daha sık rastlanmaktadır. Çağımızda sarih ve muayyen bilimsel meselelerin çokluğu ve bilimsel çalışmanın büyük yoğunluğu dolayısıyla müstakil ve çağdaş keşiflerin pek sık belirmeleri beklenebilir. Bu vaziyeti bir dereceye kadar önleyen etken bilim adamlarının yaptıkları bilimsel araştırmalardan yayın yoluyla birbirlerini haberdar etmeleridir. Newton ile Leibniz tarafından bulunmuş olan diferansiyel veentegral kalkül usulünü hazırlayıcı çalışma ve buluşlar daha önceki çağlarda ve hatta uzun asırlarda sarih olarak izlenebilmektedir. Pratik ve iktisadî mahiyette olmasa bile, bilimsel ihtiyaçların bu çalışmaları teşvik edici tesiri deaçıktır. Müstakil ve çağdaş keşiflerin zamanını ve meydana çıkmasını dış ihtiyaçların tayin ettiği de düşünülebilir. Böylebir iddia tamamıyla reddedilemese bile, bilimdeki ardardagelen keşiflerin sırasını asıl tayin eden önemli etkenin biliminiç bünyesindeki mantıkî sıra olduğu açıktır.

On üçüncüyüzyılın sonunda İran’da Kemaleddin ve Almanya’da Teodorikus gökkuşağının izahında müstakil olarak aynıs onuçlara varmışlardır. Burada dış ihtiyaçların ve ekonomik şartların hiçbir rol oynamadığı muhakkaktır. Herhangi bir teknolojik buluş pratik değerde olduğu için, yakendisinden önce mevcut bulunan yahut da yapılan icat üzerine meydana çıkan bir ihtiyaca cevap oluşturur. Birçok icatlarda da uzun gelişme safhaları boyunca icat ile ihtiyaç karşılıklı olarak birbirlerini kamçılarlar. Bazen da bu ihtirayapıldıktan sonra bir süre için pratik değerinin takdir edilmediği olur. Bunların hangisine örnek teşkil ederse etsin, birçok teknik buluşlar ancak muayyen bir bilgi kütlesinint oplanmasından sonra başarılabilirler. Örneğin, insanlar çokeski zamanlardan beri kuşlar gibi uçmak sevdasınadüşmüşlerdir. Fakat balonun ve uçağın icadı ancak muayyenbir bilimsel ve teknolojik bilgi kütlesinin toplanmasın dansonra mümkün olabilmiştir.

Ampirik olarak yapılan icadlar da çoktur ve bunların bazısı büyük önemde bilimsel keşiflerin yapılması imkanını vermiştir. Tulumba buna bir örnektir.Buhar makinasının icadındaki muhtelif başarı safhalarındayarı bilimsel sentezlerden başka sırf ampirik buluşların etkisinin de büyük olduğunu görüyoruz. Buhar makinasının oldukça gelişmiş bir şekle girmesinden ve bu yolda uzunyıllar çalışılmasından sonradır ki, Carnot buhar makinası ile ilgili teorik bilgiyi bilimsel bir şekilde ifade etmiştir.Müstakil buluş konusunun teknik buluşlarla olan münasebeti araştırılırken teknik icat ve ihtiraların yukarıdaki iki şeklini birbirlerinden ayırdetmek gerekir. Sırf ampirik yollardan gidilerek ortaya konan icadlarda müstakil buluşlara çok rastlanmamasına karşı, bariz bir şekilde bilimsel esaslara dayanan icadlarda ilgi çeken müstakil ve çağdaş buluş örnekleri ile karşılaşırız. Amerikalı Morse ile ingiliz Wheatstone kullanışlı ilk telgrafı, Bell ile Asa Grey detelefonu aynı gün içinde bulmuşlardır. Müstakil buluş meselesinin ve bunun öneminin zımnî olaraksöz konusu edilmesinin bir misalini daha on ikinci asrınsonuna doğru bulmaktayız. İslâm felsefecilerinden İbniTufeyl’in Hay ibni Yakzan adlı eseri, pek küçük yaşından itibaren kendi başına kalan ve cemiyetle teması olmadanbüyüyen bir çocuğun zihinsel gelişmesinin öyküsüdür. Neo-Platonizmin müdafaası için yazılmış olan bu eserde bu felsefenin üstünlüğünü ispat için çocuğun bu felsefi sonuçlara müstakil olarak vardığı gösteriliyor.

Bizim için daha çok ilgiçeken misal, bu çocuğun kestiği bir keçi üzerindeki incelemeleri sonunda kalb hakkında o zaman mevcut gözlemleri teyideder bilgiler edinmiş olmasıdır. Burada hayalîfakat güzel seçilmiş bir müstakil keşif örneği ile karşılaşıyoruz.Orijinal felsefi bir fikir iki kişi tarafından müstakil ve bütün ayrıntıları birbirine uygun olarak ortaya atılsa, bunlarınbirinin öbüründen çalmış olduğunu ileri sürmekte pektereddüde lüzum görülmez. Çini ve seramik nakışlarının enzerlikleri yardımı ile uygarlıkların birbirleri üzerindekietkisinin incelenmesi iyice yerleşmiş ve eleştirisine gerek görülmemiş arkeolojik bir araştırma yöntemidir. Halbukibaşka başka bilim adamlarının aynı sonuçlara varmalarıaralarında bilimsel temas bulunmuş olmasını gerektirmez.Teleskopun kullanılmaya başlamasından az sonra, 1611’de,Galile, Scheiner ve Fabricius güneş lekelerini keşfetmişlerdir.Bu keşifler teleskopun icadından az sonra yapılmıştı. Gözlegörülmesi kabil olmayan güneş lekelerinin teleskopla görülebilmesi bu keşiflerin yapılabilmesine yol açmıştı.

Aynışekilde mikroskopun kullanılmaya başlaması ile eskidengörülemeyen birçok küçük ayrıntıların gözlemlenmesi içinyeni olanaklar belirmişti. Bu durum karşısında hücrenin,çekirdeğin ve kılcal damarların müstakil olarak keşfedilmeleripek doğaldı. Aşağı yukarı yeni gözlemlerden ve bunlarındoğru olarak anlamlandırılmalarından ibaret olan bu gibikeşiflerde olduğu gibi, daha kompleks ve az çok teorimahiyetindeki bilimsel sonuçlar için de aynı mülâhazalarvarittir. Çünkü bunlar da dikkatle toplanmış olgu bilgisine vegözlemlere dayanmakta ve bilimsel ilerlemenin seyriicaplarına uygun olarak ortaya atılmaktadır. Örneğin, Faradayile Joseph Henry endüksiyon akımını, Fresnel ile Young dadalga ve girişim kuramlarını müstakil olarak bulmuşlardır.Az kanıta dayanan ve tahmin mahiyetinde kalan bilimselsonuçlarda da bazen aynı durumun mevcut olduğunugörüyoruz.

Örneğin fosillerin mahiyeti Çin’de ve Ortaçağİslâm dünyasında doğru olarak tahmin edilmişti. Fakat bufikir birliğinden Çin ve İslâmiyet arasında fosil konusu ileilgili olarak bir bilgi alışverişi bulunmuş olduğu anlamıçıkarılmamıştır. Halbuki Çin ve İslam astrolojileri arasındakiözellikle teferruat benzerliklerini, bu iki bölge arasındakikültürel temasla izah etmeye ihtiyaç hissedilmiştir. Bilim ilefelsefî düşüncenin, bilim ile yalancı bilimin ve bilim ile sırftatbikî mahiyetteki ampirik buluşların birbirleri ilebirleştikleri ve meze oldukları sınır bölgelerinde, öğrenmeveya iktibas ile müstakil buluştan hangisinin daha kuvvetlemuhtemel olacağını tesbit etmek her meselenin hususîteferruatı ile yakından ünsiyete ihtiyaç gösterir.Arapçada aynı şiirin müstakil olarak başka başka kimselertarafından yazılması için bir kelimeye ihtiyaç hissedilmişolduğu ilgiyi çeker. Bu kelime “tevârüd” kelimesidir. Fakat:ancak lâtife yolu ile bu kelimeyi kullanmak vesilesibulunabilir. Tamamen aynı şeylerin kelimesi kelimesine aynıolarak uzun şiir şeklinde birbirinden habersiz iki şairtarafından yazılması olanaksız olsa da, konu ve sözbakımından birbirine çok benzeyen veya aynı fikirleri ilerisüren yazıların iki kişi tarafından birbirlerinden çalmaksızın meydana getirilmesi kabil olmayan bir şey olmasa gerektir.

Çünkü nihayet bu iki yazıcının ikisi de aynı çevrede ve aynıcemiyet edebî zevkinin tesiri altındadırlar. Büyük ölçüde aynıkitapları okumaları ve aynı esin kaynaklarındanfaydalanmaları da tümüyle olanaklıdır.Bilimdeki müstakil keşifler bunlara benzemez. Varolanbilimsel bilgiye dayanmakla beraber, bu keşiflerde yepyenibir bilginin, yepyeni münasebetlerin ortaya konması sözkonusudur. Yoksa matematik veya fizik vazife ve sınavlarındameselelerini doğru hal eden bütün öğrenciler tıpatıp aynısonuçları dünyanın her tarafından her gün buluyorlar.Bilimsel sonuçların kesinlik ve değerini gösteren kanıtlardanbiri de bilimin doğru tahminler yapabilmesi ve öncedenkestirme şeklinde bulduğu sonuçlarda başarılı olabilmesidir.Bunların en basit örneği ay ve güneş tutulmaları ve kuyrukluyıldızların görünme zaman ve yerlerinin önceden bilinmesigibi gözlem ve hesaplara dayanan ve hemen tamamıyla doğru çıkan tahminlerdir.

Halley kuyruklu yıldızı yetmiş yıllık birzamandan sonra günü gününe ve saati saatine beklenen yerden geçmiştir. Doğru tahminler bilimde eksik değildir.Tahminin yapılması için gerekli olan bilgiden bilinen yönlerine kadar çok ve bilinmeyenler ne kadar azsa, tahmin de oderece emin ve kolay olarak yapılabilir. Tahmin ile yepyenibilimsel sonuçlar da bulunabilir. Esasen birçok bilimselsonuçlar muhayyile yardımı ile yapılan tahminlerdirdiyebiliriz.Büyük özgünlük istemesine ve oldukça elverişsiz koşullariçinde yapılmış olmasına rağmen, müstakil ve çağdaş keşifşeklinde ileri sürülmüş olan güzel bir tahmini örnek olarakalalım. Newton yasalarının bulunmasından beri gezegenlerinyörüngelerindeki intizamsızlıkların gözlem ve hesaplarlaincelenmesi devam ediyordu. Bu konuda birçok bilgilertoplanmış ve çeşitli pürüzler giderilmişti. Fakat bir taraftanince hesaplarla bulunan, diğer taraftan da duyarlı teleskoplarlagörülen gezegen yerleri arasında yine birtakım uyuşmazlıklarmevcuttu. Bunları izah etmek ve bu pürüzlerin hesabınıvermek için, İngiliz Adams ve Fransız Leverier müstakilolarak yeni bir araştırma çığırına yöneldiler. Müşahede edilenhesap dışı intizamsızlıkları doğurabilecek meçhul birgezegenin kütle ve vaziyetini hesaplamaya ve tahmin etmeyeçalıştılar.Böyle bir gezegenin mevcudiyetini tahmin ve kabul etmekbir hipotez ileri sürmekten başka birşey değildi. Fakat buhipotezler doğruluğu doğrudan doğruya gözlemle tayinedilebilecek, hipotez kurama inkilap etmeyecekti,dönüşmeyecekti. Yani bu hipotez ya olguya dönüşecek yahutda yanlışlığı meydana çıkarak terkedilecekti. Çünkü buhipotezle müşahede edilebilir bir tahmin yapılıyordu.

Dikkatedeğer ki, gözlem yardımı ile doğruluğu gösterilmedikçe, buhipotez “kısır döngülü hipotez” olarak vasıflandırılabilir.Yapılan tahmin doğru çıktı ve Neptün gezegeni keşfedildi.Yepyeni bir gezegenin mevcudiyeti ilk önce tahmin vehesapla bulunmuş ve bundan sonra da gezegenin kendisiteleskopla görülmüş oldu. Hususuyla Uranüs yörüngesindekarşılaşılan güçlüklerin belki yeni bir gezegenin keşfi ile haledilebileceği ilk önce Adams’ın aklına gelmişti. Fakat gerekliyardım ve araçları elde etmekte çabuk davranamadığından, buişe kendisinden biraz daha sonra fakat müstakil olarakbaşlamış olan Leverrier sonucu daha önce aldı.İleride de söz konusu edileceği gibi, uygulamalı bilimselzihniyetin zorunlu olarak, muayyen ve bilimsel bakımdanmâkul sınırları vardır. Hiçbir bilim adamı olaylar karşısındatam bir tarafsızlık gösteremez. Çünkü bilimsel araştırmanıntemelini teşkil eden olgu seçme ve toplama işi bilim adamınınilgisinin belirli yönlerde yoğunlaşmasını gerektirir. Müspet vedenel bilimlerde bile bilim adamlarının hareket noktalarıkuramlardır. Kuramlara dayanılarak olgu ve olaylar seçilir,deneyler yapılır ve daha önemli olarak, bu olgu ve olaylarkuramlar yardımı ile değerlendirilir ve yorumlanır.Sosyal bilimlerde bu kuramlar veya tezlerdir.

Araştırmalar tezlerin tadiline ve terk edilmesine neden olurlar. Fakatvarılan sonuç daima hareket noktası olan tezle ilgilidir. Diğertaraftan da, hususuyla sosyal bilim adamlarında teker tekerbilimsel zihniyetin tamamen tecellisini beklemekhayalperestlik olur. Yani bilimsel zihniyetin bilimselbakımdan mâkul sınırlarının dışına çıkıldığı da nadir değildir.Örneğin, tarih gibi bazı bilimlerde de, toplumdan toplumadeğişmek üzere çeşitli his mantıklarının ve yerleşmişinançların bilimsel araştırmada rol oynaması hemen hemenkaçınılmaz bir vaziyettir.Bilimin doğru sonuçlarla ilerlemekte devam etmesi vebilimsel zihniyetin, bilim adamlarının zaaflarına vekusurlarına rağmen, bulunan sonuçlarda hâkim olması şundandolayıdır ki, bilim adamları bilimsel araştırmalardaki kusurluve zayıf noktalarda birleşmezler. Muhtelif ilim adamlarınınmuhtelif eksik ve zaafları zamanla birbirlerini yok ederler veböylelikle bilimsel olmayan noktalar silinerek kaybolurlar.Bilimsel zihniyet de bu suretle bilimsel sonuçlarınbulunmasında tamamen etkili olur. Özellikle tarih gibi bazıbilimlerde bilim adamlarının başka başka cemiyet veçevrelerden olması da bilimsel ve tamamen tarafsız olansonuçların bulunması bakımından lüzumludur.Yukarıdaki ayrıntılardan şu sonucu çıkarabiliriz ki, bilimadamlarının işbirliği yalnız çalışmalarının birbirine eklenmesibakımından değil, aynı zamanda sonuçların bilimsel değeribakımından da lüzumludur. Bilimsel çalışma ve başarışüphesiz ki bilim adamlarının sayısı ile orantılıdır. Fakat bilimadamlarının çokluğu varılan sonuçların doğruluğubakımından da şarttır. Hiç olmazsa bazı bilimsel konularda daişbirliğinin muhtelif millet ve cemiyetlere mensup bilimadamlarından gelmesi sonuçların bilimsel değeri bakımındanyalnız faydalı değil aynı zamanda kati olarak zorunludur.

Bilimdeki işbirliği ile ilgili diğer bir örneği endüstri içinyapılan bilimsel çalışmadan alabiliriz. Sanayideki araştırmalargenellikle kişisel olarak tedarik edilemeyecek büyük vemasraflı aletlere ihtiyaç göstermekte ve bu gibi araştırmakonularının sanayinin özel isteklerine uyması icap etmektedir.Diğer taraftan, araştırmalar pek çeşitli konular üzerindeolmakta ve mevzii meseleler de birçok yönlerdenaraştırılmaya lüzum göstermektedir. Bütün bu nedenlerle,sınaî müesseselerle ilgili araştırmalar şahsî olmamakta vearalarında uyumlu işbirliği ve işbölümü bulunan araştırıcıekiplerine ihtiyaç göstermektedir.Bugün sınaî araştırma kurumları ekseriyetle araştırmaprogramlarında kısa görüşlü olmamanın faydalarını takdiretmektedirler. Buna rağmen, karşılaştıkları birçok tehdit edicişartlar gerçek anlamıyla uzak görüşlü ve uzun vadeliaraştırmaları desteklemelerine engel olmaktadır. Bu gibiaraştırmalar daha fazla üniversite laboratuvarlarınabırakılmak zorundadır. Hiç olmazsa bu bakımdanüniversitelerle özel sınaî araştırma kurumları arasında işbirliğive işbölümü bulunması lazımdır. Sınaî araştırma faaliyetinibesleyecek personel de üniversiteler tarafındanyetiştirilecektir. Bu bakımdan da üniversitelerdekiçalışmalarla üniversite dışındaki araştırma faaliyeti arasındauyumlu bir ayarlanmanın bulunması icap eder.Bilimin insan yaşamındaki muazzam rolünü göz önündetutarak devletler de bilimsel araştırma kurumlarıkurmaktadırlar. Bunlarda sırf bilim için ve faydacılık ilkesigüdülmeksizin araştırma yapmaktan başka, cemiyetihtiyaçlarının ve bunlara göre ön plâna alınacak araştırmakonularının da tesbiti ve göz önünde bulundurulması icapeder. Bu şüphesiz ki başarılması pek güç olan bir iştir. Tıp,ziraat, türlü mühendislik dalları, sosyal ve ekonomik konular,hep ayrı ayrı ele alınacaktır. Kuramsal nitelikteki araştırma ilede iş bitmez. Araştırma sonuçlarının pratik alanda en doğruşekilde değerlendirilmeleri şarttır. Bütün bunlar sayısızuzmanlık branşına ve uzmanlık şekline ihtiyaç gösterir.Araştırmanın teşkilâtlandırılmasının, araştırma konularınıdikte etmek şeklinde değil, daha fazla araştırma imkân vefırsatlarını açık bulundurmak şeklinde olması gerekir.Araştırma kurumlarının ekonomik ve malî bakımdan verimliolmasının temini de göz önünde bulundurulmalıdır.Bilimin popülarizasyonunu yapan bilim adamları da dâhil,üniversiteler, özel ve resmî araştırma kurumları hükümetmakamları ve şahsi teşebbüs sahipleri arasında sıkı temas veişbirliği bulunması, bilimin en verimli ve başarılı şekildeilerleyebilmesi ve İnsana faydalı olabilmesi için şarttır. Fakatbilimsel çalışma alanındaki işbirliği cemiyet sınırları içindekalamaz. Bir taraftan bilime yeni değerler katmaya ve günlükmeseleleri bilimin yöntemleriyle ele almaya çalışırken, diğertaraftan da dünyanın başka bölgelerindeki bilimsel çalışma ilesıkı temas sağlamak lazımdır. Bunun için de bilimselyayınların günü gününe izlenmesi şarttır. Çünkü bilim dünyaçapındaki bir işbirliğinin ürünüdür.

Gerçekten günümüzde kütüphanenin bilimdeki yeri laboratuvardan hiç de geride değildir. Bilimdeki işbirliği yalnız bilim bölümlerinin sınırları içinde kalmaz. Matematiğin fiziğe, fiziğin kimya ve astronomiye ,fizik ve kimyanın doğal bilimlere sağlamış oldukları yardımlar pek önemli olduğu gibi, fizikoşimi, hayatî kimya v.s. gibi köprü bilimlerin doğması da bilim tarihinde önemli gelişme çağlarının meydana gelmesine neden olmuştur. Diğer taraftan, özellikle son zamanlarda bilimin bazı sistemli ve geniş kapsamlı tatbikatından, geçici bir zaman için ve mevziî mahiyette de olsa, zararlı sonuçlar alındığı olmuştur. Bu da ya mevsimsiz tatbikattan, yahut da doğa ve toplum bilimleri arasında uyumlu işbirliği sağlanamamasından, çoğunlukla da,böyle bir işbirliğine ihtiyaç hissedilmemiş olmasından ileri gelmiştir. Bilimin tatbik imkânlarının durmadan artırılması sonucunda hızla gelişerek sık sık yeni şartlarla karşılaşan cemiyetlerde kanun ve nizamların yeni durumlara göre vaktinde ayarlanması önemli bir ihtiyaçtır. Gerekli ayarlanmaların, ihtiyaçların tazyiki tam anlamıyla güçlendikten sonra anlaşılmasının doğurduğu zararlara karşı, bunların önceden kestirilmesi büyük faydalar temin eder. Hukuk sahası ile özellikle toplumsal bilimler arasında tatbikî değerde işbirliğive ayarlanma imkânlarını sağlayacak köprü bilimlerin doğmasından büyük faydalar beklenebilir. Bu gibi gelişmelerin en bâriz tesir ve faydası, geniş hukuk alanını daha müspet ve bilimsel ve aynı zamanda daha dinamik birhale getirmek olacaktır. Zamanımızda bu şekildeki çalışmanın kriminoloji ve adlî tıp gibi münferit örnekleri mevcuttur.

Zamanımızda bir zaruret haline gelmiş olan bilimsel uzmanlığın bazı sakınca ve zararları da bilim bölümleriarasında geniş ölçüdeki temas ve işbirliği yardımıyla azalabilir. Aşırı uzmanlığın sakıncaları ancak entellektüelkültür alanının zenginliğiyle telâfi edilebilir. Özellikle doğabilimleri alanındaki uzmanların toplumsal bilimlerde kültürsahibi olmaktan çok faydalanabilecekleri muhakkaktır. Fakatbilim bölümleri arasındaki verimli temaslar yalnız doğa vetoplumsal bilimler arasındakiler değildir; birbirlerine yakınbilim bölümleri arasında temas ve işbirliği sağlanması dayalnız faydalı değil, özellikle araştırma aşamasında tamamenzaruri bir durumdur. Pek mahdut ve dar bir konudaki bilimselaraştırmaları bile muayyen bir bilim bölümünün sınırlarıiçinde kalan ve bu koşullar altında elverişli gelişme imkânlarıbulan bir çalışma olarak tasavvur etmek yanlış olur.

Bilimadamlarının kendi uzmanlık branşlarıyla en yakından ilgilibilim dallarında imkân nispetinde geniş fakat kavrayışlı bilgisahibi olmaları ve bu alandaki uzmanlarla temassağlayabilmeleri, bilimsel çalışma veriminin artması için pekfaydalıdır.Profesör Sarton, bilim adamlarının ekseriyetle keşiflerininsonuçlarını tamamen göremedikleri, keşiflerini bilimselbakımdan iyice sömüremedikleri fikrini ileri sürmüştür. Bufikri destekleyen misallere bilim tarihinde oldukça sıkrastlanmakta, keşfi yapanla keşiften yeni sonuçlar çıkaranınekseriyetle başka kimseler olduğu görülmektedir. Cariyle dabuna benzer bir fikri “Çocuktaki zihin kıvraklığı ve çocuğunkavrama ve öğrenme yeteneği ile olgun insanın tecrübe veteennisini bir araya toplamak mümkün olsaydı ideal birdurum meydana gelirdi” anlamındaki sözlerle ifade ediyor.Herhangi bir fikri ortaya koymuş olan kimse, onun cazibe vebağlarından kolaylıkla kurtulamayacak bir durumdabulunuyor. Aynen çocuklar gibi, fikirler de daha kundaktaiken anaları tarafından hırpalanamıyorlar. İnsan bir eseryaratmış olmaktan dolayı kendi gururunu biraz olsunokşamadan eserini kurcalamaya, didiklemeye başlayamıyor.Bir yeniliğe, bir fikre yabancı birisi ise, tamamen zinde vetarafsız bir kafa ile onu ele alarak serbestçe eleştirebiliyor.Herhalde bir keşfin keşfedende doğurduğu atalet, bilime hasve bilim adamına mahsus değildir. Ancak, bilimin sonuçları kesin ve muayyen olduğundan, tashih ve tenkitleri de indî vekişisel değerlendirmelerden uzak bulunduğundan, keşif ilekeşfi yapan arasındaki söz konusu münasebet, bilimdekendini daha sarih olarak gösterir. Yani, bilim bumünasebetten en çok faydalanabilecek durumdadır. Bilimdeortaya atma ve ileri sürme işleri ile onarma ve tashih işlerininbaşka başka kimseler tarafından yapılması ihtiyacı da, biziyeni bir yoldan bilimin ancak elbirliği ve işbirliği ileilerleyebileceği sonucuna ulaştırıyor.

Kaynak: Bilim Tarihi, Aydın Sayılı

Bir Cevap Yazın