Osmanlı İlmiye, Kalemiye ve Seyfiye Sınıfları

Osmanlı Devleti’nde bizzat padişahın başkanlığında toplanan Divân-ı Hümâyun, Selçuklu, İlhanlı ve diğer Türk devletleri örnek alınarak oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti’nde divan teşkilatı ilmiye, kalemiye ve seyfiye sınıflarından oluşmaktadır. Osmanlı Devleti’nde ilmiye sınıfı adalet, eğitim ve dinî konulardan sorumlu olup Divân- ı Hümâyun’da kazasker ve şeyhülislam tarafından temsil edilmektedir. Kazaskerlik askerî sınıfa ait olan şeri ve hukuki işlerin görüldüğü ilmiye sınıfının önemli bir organıdır. 1360 senesinde Orhan Bey tarafından oluşturulmuş olan Kadıaskerlik müessesesinin ilk temsilcisi Çandarlı Halil Paşa’dır. Kadıaskerler, 14. yüzyılın ortalarına kadar Şeyhülislam’dan daha üst mertebede idi. Şeyhülislam, dinî konular hakkında görüş bildirmektedir. Gerekli olduğu dönemlerde divan toplantılarına katılmıştır. Kalemiye sınıfı Osmanlı bürokrasisi ile ilgili işlerden sorumludur. Divân-ı Hümâyun’da defterdar, nişancı ve reisülküttap tarafından temsil edilmiştir. Defterdar, padişahın malının mutlak vekili ve onun temsilcisi olarak görülmüştür. Divanın asli üyeleri arasında yer almaktadır. Nişancı, padişah adına yazılacak ferman, berat, nâme gibi resmî yazışmalarda yer alan padişahın tuğrasını çekmekle görevli olan divan üyesidir. Devlet arazi kayıtları ve Tahrir Defterleri’ndeki düzeltme ve değişiklikleri yapmak görevleri arasında yer almaktadır. Bu düzeltme ve değişiklikler divan heyeti huzurunda yapılmıştır. Reisülküttap, divanın asli üyesi olmamakla birlikte tecrübeli ve kalem ehli olan kimselerdir. Nişancının maiyetinde görev yapmışlardır.

Seyfiye sınıfı yönetim ve askerlik işlerinden sorumludur. Sadrazam ve vezirler bu sınıfın Divân-ı Hümâyun’daki temsilcileridir. Sadrazam, Padişahın mutlak vekilidir. Devlet yönetiminde büyük yetkilere sahiptirler. Kendilerine padişahın ismini taşıyan bir mühür (mühr-i Hümâyun) verilmiştir. Orhan Bey döneminde bir vezir bulunurken, I. Murat’tan itibaren vezir sayısı artırılmıştır. Vezirler, Kubbealtı’nda toplanarak kendilerine verilen işleri yerine getirmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nde Divân-ı Hümâyun’un önemli bir sınıfını oluşturan ilmiye sınıfı çeşitli görevler üstlenmiştir. İlmiye sınıfının görevleri arasında devlet idaresi, hukuk ve adalet, ilim ve tedrisat önemli yer tutmaktadır. İlmiye sınıfı İslam dini Osmanlı devlet idaresi ve toplum düzeni üzerinde önemli bir rol oynamıştır. Osmanlı Devleti’nde ilmiye sınıfı şeyhülislam, kazasker, kadı, müderris gibi ulema topluluğunun ve bunların oluşturduğu kurumun genel adıdır. İlmiye sınıfı klasik ve yerleşmiş İslami eğitim kurumu olan medreselerin usulüne uygun tahsilden sonra icazetle mezun olup eğitim, hukuk, fetva, başlıca dinî hizmetler ve merkezî bürokrasinin kendi alanlarıyla ilgili önemli bazı makamlarını dolduran Müslüman ve çoğunlukla da Türkler’den oluşan meslek grubudur. Osmanlı Devleti kuruluştan itibaren ilmî hayatta başarılı gelişmeler sağlamıştır. Kuruluş yıllarında İznik Medresesi’nin açılması ilime verilen önemi göstermektedir.

Osman Bey’in çevresinde âlim ve şeyhlerin bulunduğu vurgulanmaktadır. Orhan Bey döneminde ilim hayatı hakkında sağlıklı bilgilere ulaşılabilmektedir. Bursa kadısı başkadı olmak üzere fethedilen yerlere kadılar tayin edilmiş, ilk medrese 1330 tarihinde İznik’te açılmıştır. İznik Medresesi, döneminin tanınmış âlimi Dâvûd-i Kayseri’yi müderrisliğine getirmiştir. I. Murat ve Yıldırım Bayezit döneminde yeni medreseler açılmış, eğitim ve yargı alanlarında yeni kurumlar kurulmuştur. İlim hayatının sağlam temellere oturtulması için âlimlerden faydalanma, onlarla istişare etme yoluna gidilmiştir. Kadılık, kazaskerlik, vezirlik, veziriazamlık, defterdarlık, nişancılık gibi divanın ve bürokrasinin önemli makamları teşkil edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde ilim hayatını canlandırmak, eğitim alanında önemli vazifeler yapmak amacıyla medreseler ve âlimlerin yanı sıra tekkeler ve arifler büyük görevler üstlenmişlerdir. Osmanlı Devleti, ilmî hayatı geliştirmek, ilim tahsil ve tedrîsi için İslam dünyasının Kahire, Semerkand, Buhara, Maveraünnehir, Bağdat, Şam gibi tanınmış ilim merkezlerine talebeler ve hocalar göndermiştir. İlim dünyasından ulemalar getirilmiştir. İlk Osmanlı padişahlarının daveti üzerine İslam dünyasının tanınmış ilim merkezlerinden bilginler Osmanlı ülkesine misafir hoca olarak gelmişlerdir. Osmanlı’nın ilim dünyasında önemli bir yer teşkil eden medreselerdeki âlimler Arabî, Acemî, Tûsî, Semerkandî gibi bölgelerden gelmişlerdir. II. Murat dönemi şeyhülislamlık makamının teşkil edildiği bir dönemdir. Edirne, Bursa gibi büyük şehirlerde medreselerin kurulmasıyla birlikte ilmî ve tasavvufî akımlar gelişme göstermiştir. Pek çok âlim Osmanlı ülkesine gelmiştir. Osmanlı ülkesine gelen âlimler, geldikleri muhitlerdeki ilim, fikir ve felsefi akımları Osmanlı diyarına getirmişlerdir. Bu sayede Osmanlı ülkesinde canlı bir ilmî ortamın oluşmasını sağlamışlardır.

Bir Cevap Yazın