Gergedanlar, o heybetli ve güçlü yapılarıyla, aslında zamanın sisleri arasında tam 50 milyon yıl öncesine, yani Eosen Dönemi’ne kadar uzanan inanılmaz bir evrim yolculuğunun bugünkü temsilcileri. Onların hikayesi, tek toynaklılar olarak bildiğimiz Perissodactyla ailesinin derinliklerinde başlıyor; ilginçtir ki, aynı aileyi atlarla ve tapirlerle paylaşıyorlar.

Gergedanların bilinen en eski ataları, yaklaşık 50 milyon yıl önce Asya topraklarında ortaya çıkan ve Hyracodontidae adı verilen bir aileye mensuptu. Bu ilk gergedan akrabaları, bugünkülere hiç benzemeyen, küçük, hızlı ve adeta at gibi canlılardı. Ancak evrim, onları yavaş yavaş bambaşka bir boyuta taşıdı.
Bu muazzam evrimin en dikkat çekici durağıysa, şüphesiz Paraceratherium’du (eski adıyla Baluchitherium). Bu devasa tür, dinozorların ardından yeryüzünde yaşamış en büyük kara memelisi unvanına sahip. 7-8 metre boyu ve 15-20 tonluk ağırlığıyla, Asya’nın iç bölgelerinde bir zamanlar hüküm sürmüş ve devasa boyuna rağmen ağaç yapraklarıyla beslenen barışçıl bir otoburdu.
Ne yazık ki, doğanın acımasız döngüsü ve insanlığın yıkıcı etkisi, tarihte yaşamış yüzlerce gergedan türünün çoğunu bizden kopardı. Günümüze sadece beş farklı gergedan türü kalabildi. Bunlar, Afrika’nın savanlarında dolaşan Beyaz ve Siyah Gergedanlar ile Asya’nın zengin ormanlarında yaşayan Hint, Cava ve Sumatra Gergedanları. Modern gergedan türleri yaklaşık 20 milyon yıl önce ortaya çıkmış olsalar da, bugün ne yazık ki soyu tükenme tehdidiyle karşı karşıya olan nadide canlılar haline geldiler. Özellikle kaçak avcılık, onların bu kadim hikayesini acımasızca sonlandırmaya çalışıyor.
Bu devlerin nesli, iklim değişiklikleri ve insan etkisiyle her geçen gün biraz daha azalıyor. Onların evrimsel hikayesi, aynı zamanda doğanın ne kadar kırılgan ve korunmaya muhtaç olduğunun da bir göstergesi. Umarız bu muhteşem canlılar, uzun geçmişlerine yaraşır bir geleceğe sahip olabilirler.