C-17 Globemaster III’ün hikayesi, askeri havacılığın sınırlarını yeniden çizen bir devin hikayesidir. Bu, sadece kanatları olan bir depo değil; savaş meydanının, felaket bölgesinin veya dünyanın en ücra köşesinin ihtiyacı olan her şeyi oraya indirmeye ant içmiş bir makinedir.

Bu uçağın en çarpıcı yanı, kendi büyüklüğünü unutturan çevikliğidir. Düşünün ki, bir ana muharebe tankını ve yüzlerce askeri arka arkaya yükleyebiliyor. Gökyüzünde süzülen bir ağır vasıta filosundan farksız.
Ama asıl sihir, yere indiğinde başlar:
- Toprak Yola İniş: Bir tank taşıyan başka hiçbir jetin yanına yaklaşamayacağı bir beceriyle, C-17, sadece 900 metrelik kısa, toprak bir piste veya hasar görmüş bir karayolu parçasına iniş yapabilir. O devasa kütlesiyle bunu yapması, dev bir balerin zarafetiyle dans etmesine benzer.
- Dar Alanda Manevra: İndikten sonra bile sorun bitmez. Sıkışık bir alanda dönmesi gerektiğinde, motorlarının itme gücünü tersten kullanarak neredeyse kendi ekseni etrafında dönebilir.
Bu jet, sadece bir yerden bir yere malzeme atmakla yetinmez. Tek bir yakıt ikmaliyle, dünyanın neredeyse tamamına ulaşabilir. Görevi sadece cepheye erzak taşımak değildir; yeri gelir dev bir uçan hastane olur, yeri gelir insani yardım malzemelerini çamurlu bir tarlaya bırakır.
C-17 Globemaster III, gökyüzünün en yetenekli hamalıdır. Havacılık dünyasında, “bunu yapamazsın” denilen her şeyi yapabilen, gücün ve esnekliğin mükemmel bir birleşimidir. O, her zaman, her koşulda görevi tamamlamayı garantileyen bir efsanedir.