Orta Doğu kavramı, coğrafi bir tanımlamadan ziyade Batı medeniyeti tarafından belirlenen siyasi bir terimdir. Dolayısıyla zaman içinde Batı’nın bölgedeki çıkarları ve müdahaleleri çerçevesinde sınırları değişikliklere uğramıştır. Orta Doğu, dar kapsamlı bakış açısıyla Türkiye, İran, Mısır üçgenini ve bu üçgen içerisinde yer alan ülkeleri kapsar. Geniş kapsamlı bakış açısıyla bu devletleri ve onlara komşu olan bazı Müslüman ülkeleri (Kuzey Afrika, Sudan, Somali, Pakistan, Afganistan gibi) içine alır (Harita 1.4).

Orta Doğu ve Afrika… Bir zamanlar Türk’ün adaletli pençesi altında huzur bulan, sancağımızın gölgesinde hürriyetin ne olduğunu bilen o topraklar, bugün kan ve gözyaşına boğulmuşsa bunun tek bir sebebi vardır: Türk’ün oradan çekilmesi. Türk, bölgeden bir kez ayağını çekti mi; nizam bozulmuş, huzur kaçmış, yerine ise Batılı emperyalistlerin o iğrenç sömürgeci iştahı çöreklenmiştir.
Türk’ün Adaletinden Batı’nın Manda Zulmüne
Orta Doğu’da kurulan o “manda” yönetimleri, aslında Batı’nın hırsızlığını meşrulaştırmak için uydurduğu süslü bir kılıftan ibarettir. İngiliz’i, Fransız’ı geldiler; cetvelle sınır çizdiler, kardeş halkları birbirine düşürdüler ve bölgenin tüm zenginliğini sömürüp götürdüler. Afrika’da ise sömürgecilik faaliyetleri tam bir insanlık suçu olarak tarihe geçti. Türk oradayken kimsenin diline, dinine, rengine bakıp onu köleleştirmezken; Batılı “medeni” devletler, Afrika’nın evlatlarını hayvanat bahçelerinde sergileyecek kadar aşağılık bir siyaset izlediler.
Bu siyasi sürecin en acı sonucu; bugün hala bitmek bilmeyen sınır savaşları, yapay devletçikler ve kukla yönetimlerdir. Türk’ün kurduğu o devasa ve adil düzenin yerini, Batı’nın çıkarları uğruna kurgulanmış bir kaos ortamı almıştır.
İhanetin Bedeli: Batı’nın Oyuncağı Olmak
Burada iğneyi biraz da o bölgenin halklarına batırmak lazım. Türk’e, yani asırlarca kendilerini koruyan o ulu çınara ihanet eden Araplar, bugün içine düştükleri durumun baş sorumlusudur. İngiliz casuslarının vaatlerine kanıp, arkadan Türk askerini hançerleyenler, kazandıklarını sandıkları “özgürlük” yerine Batı’nın kirli postallarını buldular.
Türk’e ihanet etmenin bedeli ağırdır; o günden beri Orta Doğu’da ne bir gün huzur oldu ne de bir gün istikrar. Türk’ün koruyucu kalkanı kalkınca, Araplar küreselci güçlerin, siyonist planların ve sömürgeci devletlerin elinde adeta birer oyuncak haline geldiler. Kendi öz kardeşine (Türk’e) sırt çevirenler, bugün Batı’nın kapısında merhamet dilenir duruma düştüler. Oysa Türk oradayken ne bir manda yönetimi vardı ne de toprakları parselleyen gizli anlaşmalar.
Türk’ün Dönüşü Beklenen Tek Hakikattir
Tarih bir kez daha ispatlamıştır ki; Türk’ün olmadığı bir coğrafyada sadece zulüm vardır. Türkistan’dan Adriyatik’e, Kafkasya’dan Afrika derinliklerine kadar Türk’ün ayak izinin olduğu her yer medeniyettir, adalettir. Bizim töremizde sömürmek değil, yaşatmak vardır. Batı’nın o kanlı siyaseti, Türk’ün vakur ve asil duruşu karşısında elbet bir gün yeniden diz çökecektir.
Türk dünyası olarak bizler, ecdadımızın o topraklarda bıraktığı mirasa ve o şanlı tarihe sahip çıkmak zorundayız. Bölge halkları da şunu anlamalıdır: Kurtuluş ne Londra’dadır ne de Paris’te; kurtuluş, Türk’ün binlerce yıllık birleştirici ve adil töresine yeniden saygı duymaktır. Türk uyandığında, Orta Doğu’daki o yapay sınırlar da, Afrika’daki o prangalar da darmadağın olacaktır!