Elon Musk: Tüm İnsanlığa Çip Takacağız!

İnsanlığın önüne “felçlileri yürüteceğiz, körleri gördüreceğiz” gibi süslü vaatlerle sunulan bu Neuralink projesi, aslında küresel sermayenin ve belirli güç odaklarının insanlığı tamamen dijital birer köleye dönüştürme planının en somut adımıdır. Dünyanın en zengin adamı unvanını elinde tutan Elon Musk, insanlığın kurtarıcısı gibi görünmeye çalışan, ancak arkasındaki küresel el her deşifre olduğunda gerçek yüzü ortaya çıkan bir figürden başka bir şey değildir. Bu adamın her fırsatta özgürlükçü, bağımsız bir dahi gibi pazarlanması tam bir illüzyondur. Ağlama Duvarı’nda takkeyle verdiği o ikonik fotoğraflar, İsrail yönetiminin kapısında attığı turlar ve küresel elitlerin ajandalarına olan sadakati, kimlerin uşaklığını yaptığını ve bu devasa bütçelerin arkasında kimlerin durduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Karşımızda bağımsız bir vizyoner değil, küresel çarkların dönmesini sağlayan ve İsrail gibi güç odaklarının çıkarlarına hizmet eden bir taşeron var. “Doğaüstü güçler vereceğiz” yalanıyla pazarlanan bu siber çipler, yarın bir gün insanların düşüncelerini kontrol etmek, manipüle etmek ve kitleleri tek bir merkezden yönetilen biyo-mekanik robotlara dönüştürmek için kullanılacaktır. İnsanlığın binlerce yıllık özgürlük ve irade mirasını, bir şirketin sunucusuna bağlayıp veri tabanına dönüştürmek tam bir utanmazlıktır. Küresel baronların ve siyonizmin çıkarları doğrultusunda insan fıtratını bozmaya yeltenen bu adam ve projeleri, insanlığı iyileştirmeyi değil, tamamen teslim almayı hedefleyen küresel bir operasyondur.

Elon Musk’ın bugün dünyayı kurtarmaya soyunmuş bir “teknoloji dehası” gibi pazarlanmasının arkasında, ailesinin geçmişine dayanan ve üstü örtülmeye çalışılan kapkara bir sömürgecilik hikayesi yatıyor. Bu adamın milyarderliğe giden yolu, Afrika’nın yerli halkını iliğine kadar sömüren apartheid (ırk ayrımcılığı) rejiminin kanlı ve kirli düzeniyle doğrudan bağlantılıdır.

Musk’ın babası Errol Musk, Güney Afrika’da beyaz azınlığın siyah halkı insan yerine koymadığı, tamamen köleleştirdiği o en vahşi apartheid döneminde lüks içinde yaşayan bir mühendisti. İşin asıl sömürgeci lojistiği ise babasının Zambiya’daki zümrüt madeni yatırımlarıyla başlıyor. Errol Musk, bir İtalyan’dan el altından, hiçbir resmi kaydı kuydu olmadan, tamamen sömürge düzeninin boşluklarından yararlanarak bir zümrüt madeninin yarı hissesini satın aldı. O dönemde o madenlerde yerli Afrikalılar, karın tokluğuna, hiçbir insani hakkı olmadan, canları pahasına yerin metrelerce altında o zümrütleri çıkarmak için çalıştırılıyordu.

İşte Elon Musk’ın çocukluğu ve gençliği, bu sömürge madeninden gelen kanlı paralarla finanse edildi. Babası Errol Musk’ın bizzat anlattığına göre, ceplerinde zümrütlerle geziyorlardı, o kadar çok paraları vardı ki evlerindeki kasaları bile kapatamıyorlardı. Elon Musk daha genç bir çocukken, babasının cebinden aldığı zümrütleri Tiffany & Co. gibi dev mücevher markalarına satıp harçlık yapıyordu. Yani bugün uzay roketleri fırlatan, tırnaklarıyla kazıyarak buralara geldiğini iddia eden bu adamın ilk sermayesi; Afrika’nın elinden alınan, yerli halkın kanı ve emeği üzerinden gasp edilen o zümrüt madenlerinin lojistiğine dayanıyor.

Güney Afrika’daki o ırkçı rejimde siyahiler en temel insani haklardan mahrum bırakılırken, Musk ailesi bu sömürü mekanizmasının tam göbeğinde paraya para demiyordu. Elon Musk, bugün ne kadar bu geçmişi inkar etmeye, “Babamla aram kötüydü, bana para vermedi” diyerek mağdur edebiyatı yapmaya çalışırsa çalışsın, gerçekler ortada. Sömürgeci bir babanın, ırkçı bir rejimin sunduğu ayrıcalıklarla büyüttüğü bir çocuk, bugün tüm dünyayı çipliyerek dijital bir sömürge kampına çevirmeye çalışıyor. Geçmişte Afrika’nın madenlerini sömüren zihniyet, bugün yönünü insanların beynine ve geleceğine çevirmiş durumda.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin