PROF. DR Oytun Erbaş’dan Kürt sorununa ve Nüfus Problemine Çözüm Önerisi

Oytun Erbanş’dan Kürt sorunu ve nüfus problemi için mükemmel çözüm önerisi! “Doğuya Uygur Türklerini getirelim ve sorunu kökten çözelim.”

Türkiye’nin jeopolitik konumu, sahip olduğu potansiyel ve küresel dengeler göz önüne alındığında “Nüfusumuz 250 milyon olmalı” vizyonu, kulağa ilk başta ütopik gelse de aslında bölgesel bir süper güç olma yolunda iddialı bir nüfus projeksiyonunu ifade ediyor. Ancak bu kadar devasa bir nüfus artışının nasıl sağlanacağı, hangi sosyo-demografik lojistik hamlelerle hayata geçirileceği asıl kritik soruyu oluşturuyor. Bu doğrultuda, özellikle Doğu Türkistan’da büyük baskılar altında yaşayan 5 ila 10 milyon arasındaki Uygur Türkünün planlı bir şekilde ülkemize getirilerek yerleştirilmesi, hem insani hem de stratejik açıdan masaya yatırılması gereken radikal bir hamle olarak öne çıkıyor.

Böyle devasa bir nüfus hareketliliğinin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yoğunlaştırılması, Türkiye’nin uzun yıllardır enerjisini emen yapısal sorunların çözümünde lojistik ve demografik bir kırılma noktası yaratabilir. Doğu bölgelerimizin nüfus yapısının Türk dünyasından gelecek bu taze kanla tahkim edilmesi, bölgedeki etnik dengeleri ve sosyo-kültürel yapıyı kalıcı olarak değiştirecektir. Doğu bölgemizin bu sayede net bir şekilde Türkleşmesi, bölgedeki ayrılıkçı damarları ve terör zeminini lojistik olarak kuruturken, “Kürt sorunu” olarak adlandırılan yapının da önemli ölçüde zayıflayarak gündemden düşmesini beraberinde getirecektir. Demografik çoğunluğun ve kültürel hegemonyanın devletin bekasıyla uyumlu hale gelmesi, Türkiye’nin iç güvenlik ve entegrasyon sorunlarını kendiliğinden ve kalıcı olarak çözecek bir formüle dönüşebilir.

Elbette milyonlarca soydaşımızın Anadolu’ya taşınması sadece bir güvenlik ve nüfus politikası değil; aynı zamanda ekonomik ve kültürel bir şahlanış vesilesidir. Çalışkanlıkları, tarım ve zanaattaki maharetleri ile bilinen Uygur Türkleri, Doğu bölgelerinde kurulacak yeni üretim merkezlerinde, tarım arazilerinde ve sanayi kollarında feci güçlü bir iş gücü potansiyeli oluşturacaktır. Boşalan, göç veren veya üretim potansiyeli tam değerlendirilemeyen Doğu toprakları, bu yerleşim stratejisiyle tıkır tıkır işleyen lojistik ve ekonomik üslere dönüşebilir. Türkiye hem Doğu Türkistan’daki kardeşlerine sarsılmaz bir hamilik yapmış olacak hem de kendi iç sınırlarında demografik emniyet duvarını feci şekilde tahkim ederek 250 milyonluk o büyük küresel güç vizyonunun en stratejik temel taşını tıkır tıkır yerine oturtacaktır.

Doğu Türkistan’da yıllardır gözümüzün önünde yaşananlar, modern dünyanın insanlık adına utanç vesikası olarak tarihe tıkır tıkır işleniyor. Çin yönetiminin Uygur Türklerine yönelik sistematik olarak uyguladığı baskı, asimilasyon ve yok etme politikası, artık gizlenemez, üzeri örtülemez feci bir insanlık suçu boyutuna ulaştı. Milyonlarca soydaşımızın sırf kendi kimliklerinden, dillerinden ve inançlarından ötürü toplama kamplarına tıkılması, modern dünyanın göbeğinde adeta bir ırkın ve kültürün kökünü kazıma operasyonudur. Bu vahşete sessiz kalmak, bu zulmü lojistik diplomasi kılıflarıyla geçiştirmeye çalışmak, işlenen bu devasa suça doğrudan ortak olmaktan başka bir şey değildir.

Çin, “mesleki eğitim merkezi” adını verdiği o karanlık kamplarda, Uygur Türklerinin kimliğini, ruhunu ve inancını zorla ellerinden alarak onları tek tipleştirilmiş bir köle topluluğuna dönüştürmeye çalışıyor. Sadece kamplarla da yetinilmiyor; her Uygur evine bir Çinli memur yerleştirme ahlaksızlığından, ailelerin zorla parçalanmasına, çocukların ana babalarından koparılarak yatılı kamplarda Çinli gibi yetiştirilmesine kadar akılalmaz bir zorbalık mekanizması tıkır tıkır işletiliyor. Bir insanın kendi anadilini konuşmasının, dini vecibelerini yerine getirmesinin, hatta sakal bırakmasının veya evinde kutsal bir kitap bulundurmasının “terörizm” potansiyeli olarak görülmesi, faşizmin ve despotizmin ulaştığı en iğrenç noktadır.

Dünya devletleri ekonomik çıkarlar, ticari anlaşmalar ve lojistik menfaatler uğruna bu vahşete gözlerini kapatırken, Doğu Türkistan’da koskoca bir Türk varlığı fiziki ve kültürel bir soykırımla karşı karşıya bırakılmıştır. Kendi topraklarında parya edilen, her saniyesi dijital gözetim kuleleriyle, yüz tanıma sistemleriyle zindana çevrilen milyonlarca insanın çığlığına kulak tıkamak hiçbir vicdana sığmaz. Çin’in bu barbarca, haksız ve hukuksuz asimilasyon politikası feci şekilde lanetlenmeli; hiçbir ekonomik çıkar, soydaşlarımızın maruz kaldığı bu sistematik zulmün ve insan hakkı ihlallerinin üzerinde tutulmamalıdır. Bu zulüm bitene, Doğu Türkistan pırıl pırıl özgürlüğüne kavuşana kadar bu haksızlığı her platformda en sert, en tavizsiz dille haykırmak her namuslu insanın boynunun borcudur.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin