Etiket arşivi: anayasa

Genel Vergi Hukuku: Diğer Yargı Kararları

Genel Vergi Hukuku: Diğer Yargı Kararları

Vergi mahkemesi, Bölge İdare Mahkemesi, Danıştay Daire kararları somut kararlar olup alınan kararlar vergi idaresi için benzer olaylarda bağlayıcı değildir. Bu tür mahkeme kararları vergi hukukunda bağlayıcı olmayan yardımcı kaynak niteliğindedir. Bunun yanında bahis konusu kararların diğer mahkemeleri ve hatta aynı mahkemeyi başka bir olayda da bağlaması söz konusu değildir. Alınan kararlar sadece, alındığı davada mahkemeyi ve tarafları bağlayıcı niteliktedir. Ancak uygulamada Danıştay daire ve kurullarının kararları belli bir konuda, Maliye Bakanlığının görüşünden farklı bir biçimde, tekrarlanmaya başlarsa, Maliye Bakanlığı, yayınladığı genelge ve tebliğlerle vergi dairelerinin bu tür “yerleşik kararlara” uymasını sağlamaktadır. Böyle bir geleneğin yerleşmesinde, yargı organlarını, Hazinenin kaybedeceği belli olmuş davalarla meşgul etmemek amacının olduğu açıktır.

Genel Vergi Hukuku: Anayasa Nedir?

Genel Vergi Hukuku: Anayasa Nedir?

Pozitif anlamda anayasa, bir devleti oluşturan yasama, yürütme ve yargı gibi temel organları bunların birbirleriyle ilişkilerini ve insan haklarını düzenleyen en üst hukuki metindir. Modern anlamda anayasa ise bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin etkili bir şekilde korunabilmesi için devlet gücünün sınırlandırılmasını ifade eder. Bu açıdan modern anayasaların ortaya çıkışı ile vergilendirme yetkisi arasında yakın bir ilişki vardır.

Vergilendirme yetkisi, devletin sınırlandırılan ilk yetkilerindendir. Bu yüzden bütün anayasalarda vergi hukukukun temel ilkelerinden biri olan kanunsuz vergi olmaz” ilkesine yer verildiğini görürüz. Birinci ünitede açıklandığı üzere 1982 Anayasasının “vergi ödevi” başlığını taşıyan 73. maddesinde vergi ve benzeri yükümlülüklerin yasa ile konulacağı belirtildikten sonra, Cumhurbaşkanının vergilendirme alanında sahip olacağı yetkinin kapsamı ve sınırları çizilmiştir. Aslında, anayasalar nitelikleri gereği doğrudan uygulanabilme yeteneğine sahip pek az hüküm içerirler. Vergi uygulaması bakımından da durum böyledir. Bir vergi memuru ya da serbest çalışan bir mali müşavir vergisel bir sorunu çözmeye çalışırken elinin altından kanun, genel tebliğ vb. mevzuat eksik olmaz. Buna karşılık vergiye ilişkin somut bir problemi çözerken Anayasa’ya bakma gereğini fazlaca duymayız. Gerçekten, Anayasa’da yürürlükteki herhangi bir vergiyle ilgili, örneğin gelir ya da kurumlar vergisi gibi, bir hükme rastlamamız mümkün değildlir. Bir vergi borcunun ya da bir vergi cezasının hesaplanması sırasında Anayasa’ya başvurma ihtiyacını hissetmeyiz. Ancak, bütün bu söylediklerimizden anayasaların vergi hukuku bakımından önemsiz bir kaynak olduğu sonucunu çıkarmamalıyız. Tam tersine vergi hukukunun pek çok temel ilkesi dayanağını anayasalarda bulur. Örneğin, vergi yasalarının uygulanması sırasında sürekli göz önünde tutulması gereken geçmişe yürümezlik ilkesinin ya da kıyas yasağının köklerini Anayasa’da buluruz.

Anayasalar günlük vergi pratiği bakımından doğrudan uygulanabilir hükümler içermeseler de, bir ülkenin vergi sisteminin biçimlenmesinde etkin bir rol oynarlar. Bunun temelinde, kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı prensibi yatar. Bütün kanunlar gibi vergi kanunlarının da anayasaya uygun olması gerekir. Aksi halde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilme riski söz konusu olur. Bir vergi kanununun ya da kanunun belli bir hükmünün iptal edilerek yürürlükten kalkması sonuçta bütün vergi uygulamasını etkiler. Vergi kanunları Anayasa’ya uygun olmalıdır derken, sadece, vergiyle doğrudan ilgili Anayasa’nın 73. maddesini kastetmiyoruz. Anayasa’da yer alan hükümlerin pek çoğu bir şekilde vergilendirmeyle ilintilidir. Özellikle, temel hak ve özgürlüklerin vergisel düzenlemeler yoluyla da ihlal edilme olasılığı hayli yüksektir. Bu yüzden vergi kanunlarının, Anayasa’nın 73. Maddesi dışındaki diğer maddelerine de uygun olması gerekir.

Devletlerararası Vergi Hukuku

Devletlerararası Vergi Hukuku

Devletlerarası vergi hukuku, iki ya da daha fazla devleti ilgilendiren vergi ve vergiden doğan ilişkileri düzenleyen ve bu amaçla devletlerarası hukuk ilkelerine göre yapılan vergi andlaşmaları hükümlerini inceleyen vergi hukuku dalı olarak tanımlanmaktadır. Devletlerarası vergi hukukunun temel konusunu, devletlerarası vergi ilişkileri ve bu ilişkileri düzenleyen vergi andlaşmaları oluşturmaktadır. Bir devletin devletlerarası vergi andlaşmaları yapmaksızın diğer devletlerle vergi ilişkilerini tek yanlı olarak, kendi vergi kanunlarıyla düzenlemesi de devletlerarası vergi hukukunun konusuna girmektedir. Devletler, ülke sınırları içinde vergilendirme yetkisini, Anayasanın belirlediği sınırlamalar çerçevesinde siyasî, iktisadi şartlar ve kamu maliyesinin gerekleri doğrultusunda serbestçe kullanabilmektedir. Ancak, bu yetkinin kullanılması, ülkelerarası mal-sermaye-hizmet/emek hareketleri nedeniyle kaçınılmaz olarak, devletlerarası vergileme anlaşmazlıklarının/uyuşmazlıklarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu itibarla devletler vergilendirme yetkisinin sınırlarını bu açıdan dikkatle belirlemek zorunda kalmaktadır.

Devletler, günümüzde artan devletler ve milletler arası iktisadî ilikileri iki taraflı veya çok taraflı andlaşmalarla düzenlemekte ve geliştirmektedir. Bu andlaşmalarda vergi ilişkilerini düzenleyen hükümlere de yer verilmektedir. Örneğin, Havana’da 1948 yılında imzalanan Genel Ticaret ve Tarifeler Andlaşması (GATT) ve Roma’da 1957 yılında imzalanan Ortak Pazar Andlaşmasında vergilendirme yetkisi ile ilgili önemli hükümler yer almaktadır. Böylece devletlerarası vergi hukuku giderek gelişen bir hukuk dalı olarak karşımıza çıkmaktadır.