Etiket arşivi: güç

Genel Vergi Hukuku: Anayasa Nedir?

Genel Vergi Hukuku: Anayasa Nedir?

Pozitif anlamda anayasa, bir devleti oluşturan yasama, yürütme ve yargı gibi temel organları bunların birbirleriyle ilişkilerini ve insan haklarını düzenleyen en üst hukuki metindir. Modern anlamda anayasa ise bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin etkili bir şekilde korunabilmesi için devlet gücünün sınırlandırılmasını ifade eder. Bu açıdan modern anayasaların ortaya çıkışı ile vergilendirme yetkisi arasında yakın bir ilişki vardır.

Vergilendirme yetkisi, devletin sınırlandırılan ilk yetkilerindendir. Bu yüzden bütün anayasalarda vergi hukukukun temel ilkelerinden biri olan kanunsuz vergi olmaz” ilkesine yer verildiğini görürüz. Birinci ünitede açıklandığı üzere 1982 Anayasasının “vergi ödevi” başlığını taşıyan 73. maddesinde vergi ve benzeri yükümlülüklerin yasa ile konulacağı belirtildikten sonra, Cumhurbaşkanının vergilendirme alanında sahip olacağı yetkinin kapsamı ve sınırları çizilmiştir. Aslında, anayasalar nitelikleri gereği doğrudan uygulanabilme yeteneğine sahip pek az hüküm içerirler. Vergi uygulaması bakımından da durum böyledir. Bir vergi memuru ya da serbest çalışan bir mali müşavir vergisel bir sorunu çözmeye çalışırken elinin altından kanun, genel tebliğ vb. mevzuat eksik olmaz. Buna karşılık vergiye ilişkin somut bir problemi çözerken Anayasa’ya bakma gereğini fazlaca duymayız. Gerçekten, Anayasa’da yürürlükteki herhangi bir vergiyle ilgili, örneğin gelir ya da kurumlar vergisi gibi, bir hükme rastlamamız mümkün değildlir. Bir vergi borcunun ya da bir vergi cezasının hesaplanması sırasında Anayasa’ya başvurma ihtiyacını hissetmeyiz. Ancak, bütün bu söylediklerimizden anayasaların vergi hukuku bakımından önemsiz bir kaynak olduğu sonucunu çıkarmamalıyız. Tam tersine vergi hukukunun pek çok temel ilkesi dayanağını anayasalarda bulur. Örneğin, vergi yasalarının uygulanması sırasında sürekli göz önünde tutulması gereken geçmişe yürümezlik ilkesinin ya da kıyas yasağının köklerini Anayasa’da buluruz.

Anayasalar günlük vergi pratiği bakımından doğrudan uygulanabilir hükümler içermeseler de, bir ülkenin vergi sisteminin biçimlenmesinde etkin bir rol oynarlar. Bunun temelinde, kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı prensibi yatar. Bütün kanunlar gibi vergi kanunlarının da anayasaya uygun olması gerekir. Aksi halde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilme riski söz konusu olur. Bir vergi kanununun ya da kanunun belli bir hükmünün iptal edilerek yürürlükten kalkması sonuçta bütün vergi uygulamasını etkiler. Vergi kanunları Anayasa’ya uygun olmalıdır derken, sadece, vergiyle doğrudan ilgili Anayasa’nın 73. maddesini kastetmiyoruz. Anayasa’da yer alan hükümlerin pek çoğu bir şekilde vergilendirmeyle ilintilidir. Özellikle, temel hak ve özgürlüklerin vergisel düzenlemeler yoluyla da ihlal edilme olasılığı hayli yüksektir. Bu yüzden vergi kanunlarının, Anayasa’nın 73. Maddesi dışındaki diğer maddelerine de uygun olması gerekir.

Avlanma Ve Sınıf Gücü

Antik köle devletlerinde, avlanma ‘yönetenlerin daha fakirler üzerindeki hâkimiyetlerini ilan etmek için gittikçe artan bir fırsat’ haline geldi (Serpell). Roma Sirklerinde, İmparatorlar aslanları, filleri, ayıları ve timsahları kapsayan yakalanmış vahşi hayvanların kitlesel olarak katledilmesine katılır ve denetlerdi. Okçular sirk sahnesine yakın oturma yerlerinden hayvanların vurulmasının ayrıcalığına sahip olmak için para öderlerdi. Birbirlerini öldüren gladyatörler veya işkence edilen kâfirler de eğlencenin parçasıydılar. Avlanma, modern Britanya’daki yöneten sınıf iktidarının bir göstergesi olarak benzer bir işlevi yerine getirmişti. 18. yüzyılın büyük bir bölümüde, tilki avı ‘ağaçlık arazilerin toprak sahiplerinin (ağaları) ve çiftçilerinin rasgele ve düzensiz uğraşıydı’. 18. yüzyılın sonları, 19. yüzyılın başlarında kendi toprakları ile düzenli avların gelişimi, tilki avının büyük toprak ağaların benzer boş zaman uğraşları haline gelmesiyle gerçekleşir. Üst sınıf erkeklerinin sosyalizasyonunun bir aracı olmasının yanında, tilki avı ‘yerel toplumdaki ünlerini yeniden doğrulamıştır’ (Colley). İlginç bir şekilde av lobilerinin bu sürecin tarımsal yollarını savunma iddiası ileride zenginin çıkarına kırın arka plana atılacağı görüşü kabul edilmiştir: ‘Büyük Britanya’nın çok doğal manzarası toprak ve maddenin adamlarının boş zaman önceliklerini sürdürmekte şimdi yeniden düzenlenmiş ve yeninden planlanmıştır. Çitler yıkıldı, hendekler dolduruldu, kanallar ve köprüler inşa edildi, kiracıların gizliliği, zavallı yenmeyen tilki uğraşındaki her şey saldırıya uğradı’ (Colley). Yirminci yüzyılda avlanma aristokrat olmayan zenginin, daha geleneksel zengin çevrelerle sosyal bütünleşmesi için bir araç sağlamıştı ve bu esasen krailiyet ailesinden başlayarak aşğıya doğru zengin ve güçlülerin bir uğraşı olarak kalmıştır. Buna rağmen, şimdi avlanmayı ortadan kaldırmak yöneten sınıfın bütün olarak çıkarlarını tehdit etmeyecektir. Sermaye daha kişilikdışı olmaya başlıyor ve yapışkan bir egemen sınıfı yaratmak için avlanma tarafından sağlanan bir çeşit sosyalizasyona bağımlı değildir. Aslında ancak bireysel olarak zengin insanlara bağımlıdır – en zengin 200 aile kapitalizmin bir parça üretimine dokunmadan yok edilebilir. Yöneten sınıf iktidarının bir göstergesi olarak, avlanma yüksek teknolojiyle yayılmış savaşın modern görünümüyle karşılaştırılırsa önemsiz bir dipnottur. Bu bağlamda, avlanma şimdi ahlaki bir mesele olarak ele alınabilir ve yöneten sınıfın kesimleri tarafından bile karşı çıkılmıştır. Bunu yazarken, İngiltere’de bazı avların yasaklanmış olma ihtimali daha olası hale geliyor. Bu gibi hareketler, yöneten sınıfın ve destekçilerinin kırsaldaki kesimlerinden direnişle karşılaşacaktır. Avlanmayı savunma hareket, tilkilerinin öldürülme hakkının nasıl toprak sahiplerinin çıkarlarının (düzensizliğe ve avareliğe karşıtlık) savunmasının geniş bir gündemine bağlı olduğunu tamamen açıkça ortaya serer. Aristokratik himaye altındaki şiddetli bir küçükburjuva çiftçilerinin ani tepkisini salıverme tehlikesiyle, avlanma yanlısı Kırsal Alan Sözleşmesi yeni oluşan (iktidarı ele geçirmenin hiçbir şansı olmasa da) klasik bir faşist hareketi anımsatır, özellikle de kırsal hayatı benimseyen sağcı popülistleri…‘Kırsal alan her şeyin geleneksel olarak İngiliz olduğu bir yer olarak görülür… Beyaz, kültürlü, vatansever, heteroseksüel, aile merkezli, sığır eti yiyen, muhafazakâr (Animal dergisi).

Kaynak: Yük Hayvanları

Oliver Cromwell (1599 – 1658) Hakkında

I. Charles’ın despotik gücüne karşı çıkan bir parlamenter olan Cromwell İngiliz İç Savaşında (1642 – 1651) tarafını zafere ulaştırmıştır. Askerlerini gayet etkili Yeni Model Ordu olarak düzenlemiş ve hiçbir savaşı kaybetmemiştir. Charles’ın 1649’da idam edilmesinden sonra Cromwell Britanya’yı bir Commonwealth (cumhuriyet) olarak ilan etti ve 1653’te Lord Protector oldu. Sert olmasına rağmen hakimiyetinde Britanya’nın prestiji artmıştır.

Yeni Model Orduyu kurdu 1642; Britanya Lord Protector’u 1653 – 1658