Etiket arşivi: mısırlılar kimdir

III. Thutmose’nin Mumyası

III. Thutmose’nin mumyası

III. Thutmose (okunuşu bazen Thutmosis veya III. Tuthmosis olarak Thoth doğdu anlamına gelir), 18. Hanedan’ın altıncı firavunudur. II. Thutmosis’in Kraliçe Hatsepsut’tan olmayan oğludur. II. Thutmosis öldükten sonra Kraliçe Hatsepsut ülkeyi tek başına yönetti ve III. Thutmosis’i tahttan uzaklaştırdı. 20 yıldan fazla iktidarda kaldı. Ve ölümünden sonra III. Thutmosis tahta çıkabildi. III. Thutmose’nin mumyası. Yeni Krallık, 18. Hanedan, yaklaşık MÖ 1479-1425. Büyük Mısır Müzesi’nde sergileniyor. Görünüşe göre, firavun yaklaşık 1.61 m boyundaydı. Elleri, Osiris pozunda, göğsünün üzerinde kenetlenmişti. Yüzü reçine ile kaplıydı. Mumya, muhtemelen 21. Hanedan döneminde mezar soyguncuları sebebiyle ağır hasar gördü.

Her yıl Asya’ya yapılan 17 askeri sefer sırasında o dönemdeki en baştaki rakibi olan Mitanni kralını yenerek mısır egemenliğini yakın doğu üzerinde pekiştirdi. Nübye, Sudan’ın bir bölümü kendisine boyun eğdi. Girit, Kıbrıs, Mintanni, Asur, Babil ve Hatti (hitit) gibi ülkeler galip olan Mısır’a haraç ödediler. Bu seferlerin hikâyesi Amon-Re tapınağı duvarlarına işlenmiştir. III. Thutmosis imparatorluğun rejimine yeni temeller ekledi. Afrika topraklarını koloni rejimine göre yönetti ancak Asya ülkelerine özerklik tanıyarak vergi almakla yetindi. Böylece Mısır III. Thutmosis döneminde büyük bir saygınlık kazandı. III. Thutmosis Mısır’ın ticaretini geliştirmek için Pharos (İskenderiye kentinin bulunduğu yer) adasına Mısır’ın ilk deniz limanını inşa ettirdi. Karnak’ın kutsal alanında Amon adına anıtlar yaptırdı. Nübye’de tapınaklar yaptırdı.

Mezarı Zarar Görmemiş Tek Mısır Firavunu: Psusennes

Mezarı Zarar Görmemiş Tek Mısır Firavunu: Psusennes

MÖ 1047 ile 1001 yılları arasında Tanis’ten hüküm süren 21. Hanedanlığın üçüncü firavunuydu. Psusennes, orijinal adı Pasibkhanu veya Pasebakhaenniut’un (Geç Mısır’da yeniden yapılandırılmış: /pəsiwʃeʕənneːʔə/) Yunanca versiyonudur; bu, “Şehirde Görünen Yıldız” anlamına gelirken, taht adı Akheperre Setepenamun, “Ra’nın Tezahürleri Büyüktür” olarak tercüme edilir.

Psusennes I’in mezarı, herhangi bir mezar soygunu girişimi tarafından zarar görmemiş bulunan tek firavun mezarı olma ayrıcalığına sahiptir. Tutankhamun’un mezarı antik çağda iki kez soyulmuştu. Nemli Nil delta bölgesi nedeniyle mezar içindeki ahşap eserler tahrip olmasına rağmen, kralın muhteşem cenaze maskesi bozulmadan ele geçirildi; altından ve lapis lazuli’den yapıldığı kanıtlandı ve nesnenin gözleri ve kaşları için siyah beyaz cam kakmalara sahipti. 21.Hanedanlık döneminde MÖ 1047–1001 yılları arasında hüküm sürdü. Uzun hükümdarlığı sırasında Psusennes, Amun , Mut ve Khonsu üçlüsüne adanmış Tanis’teki Büyük Tapınağın çevre duvarlarını ve orta bölümünü inşa etti .Profesör Pierre Montet, 1940’ta Tanis’te firavun Psusennes I’in bozulmamış mezarını (No. 3 veya NRT III) keşfetti.Nil deltası nemli bölgesi nedeniyle türbede bulunan ahşap eserlerin çoğu tahrip olmasına rağmen, kralın görkemli cenaze maskesi bozulmadan kurtarıldı. Psusennes I’in mezarı, herhangi bir mezar soyma teşebbüsünden zarar görmeden bulunan tek firavun mezarı olma özelliğini taşıyor

Psusennes I’in maskesi “Tanis hazinesinin başyapıtlarından biri” olarak kabul edilir ve şu anda Kahire Müzesi’nin 2. Odasında yer almaktadır.

Maksimum genişlik ve yükseklik sırasıyla 38 cm ve 48 cm’dir.

Firavunun “parmakları ve ayak parmakları altın tezgahlarla kaplanmıştı ve ayaklarında altın sandaletler ile gömülmüştü. Parmak tezgahları, yontulmuş tırnaklarla şimdiye kadar bulunan en ayrıntılı olanlardır. Her parmak ayrıntılı bir altın yüzük ve lapis lazuli veya lapis lazuli veya başka bir yarı değerli taş.

Kraliçe Tiye’nin Yüzü Günümüzde Nasıl Gözükürdü?

IV. Amenhotep’in annesi Kraliçe Tiye nin yüzünün yeniden yapılandırılması. Tiye, III. Amenhotep’in eşi ve Akhenaton ya da IV. Amenhotep’in annesi olan Mısır kraliçesidir. Eşinin ölümünden birkaç yıl sonra oğlunun hükümdarlığı döneminde öldü.

Tiye, hem kocasının hem de oğlunun saltanatları sırasında büyük bir güce sahipti. Amenhotep III iyi bir sporcu, açık hava yaşamını seven ve büyük bir devlet adamıydı. Sık sık Mısır’ın altın taleplerini ve Mitanni’nin Tushratta’sı ve Babil’in Kadashman-Enlil I gibi yabancı krallardan gelen kraliyet kızlarının evlenme taleplerini dikkate almak zorunda kaldı. Kraliyet soyu, Eski Mısır kadınları tarafından taşındı ve biriyle evlilik, soyları için tahtın bir yolu olurdu. Tiye, kocasının güvenilir danışmanı ve sırdaşı oldu. Bilge, zeki, güçlü ve vahşi olarak yabancı devlet adamlarının saygısını kazanmayı başardı. Yabancı liderler doğrudan onunla anlaşmaya istekliydi. Dış ilişkilerde aktif bir rol oynamaya devam etti ve adını resmi işlemlere yazdıran ilk Mısır kraliçesiydi.

Antik Mısırlılar ve Küflü Ekmek

Antik Mısır (veya Eski Mısır), Antik Çağ’daki medeniyetlerden biridir. Kuzeydoğu Afrika’da Nil Nehri’nin denize ulaştığı yarısı çevresinde yayılmış antik bir uygarlıktır. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır toprakları içinde yer almaktadır. Eski Mısırlılar bazı hastalara küflü ekmek yedirerek tedavi ettiler ve kimse nedenini anlamadı. Beş bin yıl sonra, 1928 yılında bilim adamı Alexander Fleming, penisilinin bakterilerde antibiyotik olarak büyük bir etkisi olduğunu keşfetti. O zaman Ekmeğin konuyla ilişkisi neydi? Ekmek çürüdüğünde, bir salgı salgılamaktaydı. 5.000 yıl önce Mısırlılar tarafından bilinen bazı bakteri türlerini tedavi etmek için kullanılan en ünlü antibiyotik olan penisilinin türetildiği Penicillium adlı mantarın gizemine Mısır Medeniyeti ulaşmıştı. Fleming’in çalışmalarını inceleyen İngiliz bilim insanları Howard Florey ve Ernst Chain 1939 yılında penisilini laboratuvar ortamında saflaştırmayı başarır. 1940 yılında farelerle yaptıkları deneyde penisilin ilacının enfeksiyon kapmış fareleri iyileştirdiği sonucuna ulaşırlar. 1941 yılında ise ilaç ilk defa bir insan üzerinde kullanılır. Bahçesinde çiçekleri budarken vücuduna diken batan ve bu yüzden enfeksiyon kapan bir polis memuru, Florey ve Chain tarafından tedavi edilir ve hastada iyileşme gözlemlenir, ancak yeteri kadar penisilin üretilemediği için hastalık yeniden nükseder ve polis memuru hayatını kaybeder. Daha sonra yapılan çalışmalarda araştırmacılar birden fazla insanı tedavi etmeye yetecek kadar penisilin üretmeyi başarır ve bu şekilde benzer özellikteki hastaları iyileştirirler.

Not: Günümüzde sakın küflü ekmek yemeğin, ölebilirsiniz. Bura paylaşım öneri veya tavsiye değildir, sadece bilgilendirme amaçlıdır. Küf dediğimiz şey bildiğiniz mantardır. Yararlı mantarlar gibi zararlı mantarlar da vardır. Bazıları aflatoksin denilen bir madde üretirler ve bu karaciğer hasarına neden olur ve hayatta kalırsanız karaciğer nakli olmak zorunda kalırsınız. Aman dikkat…

Eski Mısır Tıbbı

Eski Mısır Tıbbı

Eski Mısırlılar son derece iyi cerrahlardı. Türlü türlü ilaçlar kullanır, çeşitli cerrahi tekniklerden yararlanırlardı. Mumyalama (ölü bedenin çürümekten korunması) uygulamasından dolayı insan anatomisi konusundaki bilgileri mükemmeldi. Ölen kişinin ruhunun, yani Ka’nın beden çürüyüp yok olursa öleceğine inanırlardı. Ruha bir yer sağlamak amacıyla, beden elden geldiği kadar özenle korunurdu.

Önce ceset temizlenir, sonra beyin ve iç organlar (kalp, karaciğer, akciğer gibi) çıkarılıp şarapla yıkanırdı. Ardından, koruyucu otlarla birlikte kanopos küpü denilen özel küplere yerleştirilirdi. Vücut parfümlerle ve hoş kokulu reçinelerle doldurulduktan sonra dikilip kapatılırdı. Natron (nemlendirilmiş bir soydum karbonat karışımı) ile sınavı ve yaklaşık 35 gün boyunca kurutulurdu. En Sonunda da reçine sürülüp ketene sarılır, ardından hava sızdırmayan bir sandukaya konulurdu. En ünlü Mısırlı doktor, aynı zamanda bir mimar ve yüksek rahip olan kişi İmhotep’ti. ( M. Ö. 2650 dolaylarında yaşamıştır.)

Kaynak: Arkhimedes’ten Einstein’a, Sayfa 8

Eski Mısırlılar

Eski Mısırlılar

Dünya tarihindeki en eski uygarlıkların biri Eski Mısır uygarlığıydı. Bu Uygarlık, 5000 yılı aşkın bir süre önce başladı ve 3000 yıldan fazla sürdü. Mısırlılar çok becerikliydi ve özellikle yapı sanatında usta zanaatkarlardı. Ama aynı zamanda da çevrelerindeki dünya hakkında kuramları olan büyük düşünürlerdi.

Mısırlı rahip-gökbilimciler, dini bayramların zamanını belirlemek için, Ay’ın ve yıldızların konumunu dev bir saat gibi kullandılar. Bu, Nil Nehri’nin her yıl ne zaman taşacağını bulmalarını sağladı. Nil Nehri’nin taşması tarım açısından yılın en önemli olayıydı. Yıldızlar konusundaki bilgilerini çeşitli takvimler geliştirmek için de kullandılar. Yılı 365 Gine ayıran ilk takvimin İmhotep adında bir Mısırlı tarafından önerildiği sanılıyor.

Kaynak: Arkhimedes’ten Einstein’a, sayfa 4

Mısır Medeniyetinin Başlıca Özellikleri

Mısır Medeniyetinin Başlıca Özellikleri

Yenilik, süreklilik ve başarı, Mısır medeniyetinin üç özelliğidir. Büyük başarılar arasında, siyasi birliğin ve toplumsal istikrarın sürekli güçlenmesi; yönetsel, askeri, dini ve zanaatsal bir üstyapının dayandığı gıda ve malzeme yedekleri in oluşturulması; M.Ö. 3100’e doğru bir yazı sisteminin icat edilmesi ve hayata geçirilmesi sayılabilir. Yazının ve okumanın yaygınlaşması siyasi iktidarı sağlamlaştırır, dini, entelektüel ve bilimsel ortak varlıkları saptar ve zenginleştirir. Örneğin, astronomi ve matematik alanındaki atılım böyledir. Nitekim, yakın tarihli araştırmalar bunların olağanüstü önemini ölçmeye başlamıştır. Bu ilerlemeler, çok büyük boyutlara ulaşabilen, karmaşık bir taş ve tuğla mimarisinin gelişmesine yol açmıştır. İlkçağ’da en seçkin eserleri arasında yer takvimler günümüze kadar varlığını korumuştur. Geleneksel biçimde tapınakların inşası sürdürüldü; ama sanat melez bir nitelik kazandı. Mezarların duvar sahneleri Mısır ve Yunan üsluplarının ve temaslarını bazen ustalıklı, çoğu kez de beceriksiz bir karışımını sergiler. Daha sonraları, geleneksel firavun heykellerinin üzerine, gerçekçi Roma üslubuna yapılmış imparator yüzlerinin yerleştirildiği görülmüştür. Ağaç üzerine resmedilen gerçekçi portrelerse, Mısır üslubunda mumyaları ve şahitleri kapsayan kompozisyonlara ek olarak eklenir. Kutsal kuşlara ve hayvanlara tapınmak o sırada çok moda olduğundan, çoğunlukla dini yapılan bezemek için Mısır’ı bitki ve hayvan varlığının bazen şaşırtıcı sayısız tasviri gerçekleştirilir.

Kaynak: Pegem Akademi Uygarlık Tarihi, Sayfa 59

Taşaksız Tanrı SETH

SETH, typhon hayvanı başlı kötülük prensibi, karanlıkların akıl almaz kaynaşmasını, bizi taşıyan dünyanın altında düşünülen bu harabiyet bölgelerindeki bozucu her şeyi kişileştirir. Kendisine «pislik» attığı için Horus onun husyelerini (testislerini-taşaklarını) koparmış, böylece, Plutarque’ın söylediği gibi, ondan kudretini ve etkinliğini almıştır. Mısırlılar Coptos’da, Seth’in erkeklik uzvunu ellerinde tutan Horus’un bir heykelini dikmişlerdir. Silueti titremeden göz önüne getirilemeyen Seth, ünlü lanetlemelerle davet edilir. Bununla birlikte, bir çok milleti yenen II. Ramses, bir mabedin kapısına kendisinin Seth’in dostu olduğunu yazdırmıştır. Siyah domuz seth her ay, ay’ı yutar; çünkü Osiris’in ruhu oraya sığınmıştır. Bu Horus – Seth çatışması, bu evrensel mitos, sonu gelmez iyi ve kötü savaşıdır. Dünyanın başlangıcından beri şu veya bu biçimde ortaya çıkar. Bazen şurada yatışır, bazan orada alevlenir. Ölmüş eski zamanların gecesinden ve gelecek zamanlarda, insanları yapan tanrıların ortaya çıkardıkları bazan saf olmayan bu alev, sonu gelmez ikilik : (düalizm)’dir.

Mısırlı Osiris

Ölüm tanrısı.. Eski Mısır’da insanlar hayatın ölümle bittiğine inanmak istemezler, insan son nefesini verdiği anda ruhunun uzun bir yolculuğa çıkıp ölüm tanrısı Osiris ile yargıçlarının huzuruna vardığını düşünürlerdi. O nlara göre, ölen bir insanın ruhu öteki dünyaya gidiyor ve diriler ve ölüler ülkesi arasındaki korku ülkesini geçince büyük yargıcın karşısına Anubis veya Horus tarafından getirilirdi. Ardından orada bir tören düzenleniyor, bu törende ölen kişinin kalbi tartılıyordu. İşte bu tören sırasında yeraltı tanrısı Anubis, elinde bir terazi tutar, ölünün kalbi bu terazinin kefelerinden birine konur ve öteki kefede ise adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy bulunurdu. Öyle ki, eğer ölü adil ve dürüst bir yaşam sürmüş ise kefeler dengelenirdi. Ancak kalp tartıda eksik gelirse, yemesi için Ament adlı canavara verilirdi. Bu sırada bütün bu olup biteni tanrıların katibi Thoth kayda geçirirdi.

Tutankamon’un Gerçek Yüzü Ortaya Çıktı!

2 bini aşkın bilgisayar taramasını kapsayan sanal otopsinin ardından firavun Tutankamon’un “gerçek” yüzü ve bedeni belirlendi. Neredeyse genç bir kadınınki kadar geniş kalçaları vardı, bacağındaki bir yamukluk nedeniyle bir ayağını tam yere basamıyordu ve dişlekti. Altından maskesinin ardından mağrur bir biçimde gülümseyen Tutankamon, milyonlarca insanın hafızasına atlı araba yarışlarına düşkün bir soylu olarak kazındı. Oysa yeni bulgular, MÖ 14’üncü yüzyılda hüküm süren genç firavunun yürümek için bastona dayanmak zorunda olduğunu ve 20’li yaşlarını göremeden öldüğünü gösteriyor. Mısır Firavunu Tutankamon üzerinde yapılan ‘sanal otopsi’ tamamlandı. Sanal otopsinin yanı sıra sürdürülen genetik analizler ise ünlü firavunun ensest ilişkinin meyvesi olduğunu, anne ve babasının kardeş olduğunu gösteriyor. Tutankomun’un kardeşlerinin de çocuk yaşta art arda ölmesinin nedenin de yine ‘akraba evliliği’ne bağlı hormonal bozukluklar olduğu tahmin ediliyor.

CİNAYET, KAZA, ENSEST

Kafatasında ve iskeletindeki bazı kırıklar nedeniyle Tutankamon’un cinayet veya çok sevdiği rivayet edilen araba yarışlarında geçirdiği bir kaza sonucu öldüğüne inanılıyordu. Şimdi ise bilim insanları genç firavunun genetik rahatsızlık sonucu öldüğünü, vücudundaki kırıklardan sadece birinin (dizindekinin) ölümden önce oluştuğunu ve bastonla yürümesini gerektiren topallığı nedeniyle araba yarışlarına katılmasının imkansız olduğunu söylüyor. Tutankamon’un mezarında bulunan 130 kadar baston da bunu doğruluyor. İtalya’da mumyalar ve buzadamlarla ilgili araştırmalar yapan enstitünün üyesi Albert Zink ise Tutankamon’un soylu ailesinin DNA’larını inceledi. Zink’in elde ettiği bilgilere göre Tutankamon, Mısır firavunu Akhenaton ve kızkardeşinin çocuğu. Ensest antik Mısır’da tabu sayılmıyordu ve akraba evliliklerinin yarattığı sağlık sorunları da o dönemde bilinmiyordu.

SOY AĞACINDA ERKEN SOLAN BİR DAL

Londra Imperial College’dan Hutan Ashrafian, Tutankamon’un ailesinin bazı üyelerinin hormonal bozukluklardan mustarip olduğunu söyledi. Ancak şunu vurguladı: “Ailenin ataları arasında ileri yaşlara kadar yaşayan pek çok kişi vardı. Ancak bu soy, erken ölmeye başladı ve her jenerasyonda daha da erken öldüler. “

Tutankamon’un ölümüyle ilgili yeni bulgular, BBC One’da “Tutankhamun: The Truth Uncovered” adlı belgeselde yayınlanacak