Etiket arşivi: mükellef

Genel Vergi Hukuku: İzaha Davet

Genel Vergi Hukuku: İzaha Davet

Temel hedefi yatırım ortamının iyileştirilmesi olan 6728 sayılı yasayla VUK 370. maddede düzenlenen “İzaha davet” vergi hukukuna Ağustos 2016 tarihi itibariyle girmiş yeni bir kurumdur. İzaha davet, mükelleften bilgi ve delil elde etmeyi sağlama işleviyle, idarenin bilgi toplama aracıdır. VUK sistematiğinde “Cezaların Ödenmesi ve Kalkması” bölümünde düzenlenmiş olan İzaha Davet müessesinin vergi cezaları üzerinde çeşitli etkileri bulunmaktadır. İzaha davet, vergi ziyaına neden olunduğuna dair emareler elde edildiğinde incelemeye veya takdire başlamadan önce konuyla ilgili mükelleften açıklama istenmesine yönelik bir kurumdur.

Mükelleflerin izaha davet edilebilmeleri için

• İzaha davet edilecek mükellef hakkında izaha davet konusuyla ilgili, vergi incelemesine başlanılmamış veya takdir komisyonuna sevk işleminin yapılmamış olması,

• İzaha davet konusuyla ilgili mükellef hakkında ihbarda bulunulmamış olması,

• Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak kullanılmış olabilecek belge tutarının; her bir belge itibarıyla 50 bin Türk lirasını geçmemesi ve mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmaması,

• Yetkili komisyonca ön tespit yapılmış olması,

• Hazine ve Maliye Bakanlığının belirlediği konulardan birisi olması gerekmektedir.

Vergi Usul Kanunu’nun 370. maddesinin 4. fıkrasının vermiş olduğu yetkiye dayanarak Hazine ve Maliye Bakanlığı izaha davetin kapsamını 482 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile belirlemiştir. Tebliğ’de 16 farklı konuda mükellef ve sorumluların izaha davet edilebileceği belirtilmektedir. Örneğin, Ba-Bs bildirim formlarında yer alan bilgilerin analizi, kredi kartı satış bilgileri ile katma değer vergisi (KDV) beyannamelerinin karşılaştırılması, yıllık beyannameler ile muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin karşılaştırılması, çeşitli kurum ve kuruluşlardan elde edilen bilgiler ile asgari ücret tarifelerinin karşılaştırılması sonucunda eksik bildirim, hukuka aykırılık olduğuna ilişkin emareler var ise mükellefler izaha davet edilebilmektedir. İzah kapsamına alınan konular genellikle Gelir, Kurumlar ve Katma değer vergileri ile ilgilidir. Ancak yasal düzenlemede vergi türüne ilişkin olarak bir sınırlama söz konusu değildir. Vergi Usul Kanunu’nun 370. maddesine göre mükellef veya sorumlulardan izahat istenebilmesi için verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair ön tespitin yapılmış olması gerekmektedir. Yapılacak olan ön tespit, izaha davet yoluna başvurulabilmesi için bir ön şarttır.

Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı bünyesinde kurulmuş olan “İzah Değerlendirme Komisyonu“ ön tespiti yapma konusunda yetkilendirilmiştir. Bu komisyonlar Vergi Dairesi Başkanlıklarına, Defterdarlıklara, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığına veya Grup Başkanlıklarına bağlı olarak görev yapmaktadırlar. Vergi incelemesi yapmaya yetkili kişilerce veya Vergi Usul Kanunu’nda bilgi toplamaya yetkili kılınan kişilerce doğrudan ya da dolaylı olarak elde edilen bilgi, bulgu veya veriler komisyonlara aktarılacak, komisyonlar ise bunları değerlendirerek verginin ziyaa uğratılmış olabileceğine dair bir kanaate varırsa ilgili mükellefi izaha davet edecektir. İzaha davet yazısı ise Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilecektir. İzaha davet yazısını alan mükellefin izahta bulunabilmesi için 15 günlük süresi bulunmaktadır. Mükellef izaha davet edilmiş ve o da izahta bulunmuş ise; Mükellefin izahı ve buna bağlı olarak vergi ziyaı olmadığı vergi idaresi tarafından kabul edilir ise ön tespit ile ilgili olarak mükellef hakkında herhangi bir işlem yapılmaz, inceleme ya da takdir komisyonuna sevk edilmez. Mükellefin izahı vergi idaresi tarafından kabul edilmez ise, izahta bulunduğu tarihten itibaren 15 gün içinde mükellef zamanında vermediği beyannameleri vererek veya eksik, yanlış şekilde verdiği beyannamelerinin eksikliğini gidererek, yanlışlıkları düzelterek vererek vergisini ödeyecektir.

İzaha davet edilen mükelleflerin ödeme süresi geçmiş vergilerine, ödemede gecikilen her ay ve kesri için hesaplanacak geçilme zammı oranında izah zammı uygulanacaktır. Bunun yanında ziyaa uğratılan verginin %20’si oranında vergi ziyaı cezası kesilir. İzaha davet edilen mükellef, izahı kabul edilmediğinde %80 daha az vergi ziyaı cezası ile cezalandırılmaktadır. İzaha davet kurumunun VUK’nun “Cezaların Ödenmesi ve Kalkması” bölümünde yer alması ve izaha davet edildiğinde izahın kabul edilmesi halinde herhangi bir işlem yapılmaması, izahın kabul edilmemesi halinde ise diğer şartlarında yerine getirilmesi kaydıyla vergi ziyaı cezasının % 80 indirimle uygulanıyor olması nedenleriyle cezaları kısmen sona erdirmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, izaha davette ceza konusunda henüz idare tarafından gerçekleştirilmiş ve hukuki sonuç doğuracak bir işlem söz konusu değildir. İzaha davet, daha sonraki idari işlemleri, cezalandırma işlemlerini etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle izaha davet kurumunun vergi cezalarını kısmen sona erdirdiğini söylemek mümkündür. Bununla birlikte izahı kabul edilmeyen mükellef hakkında bu işlemlerin yapılması, onun incelemeye alınarak, ek vergi tarhı yapılmasına engel teşkil etmediğini belirtmekte yarar bulunmaktadır.

Genel Vergi Hukuku: Mükellef Haklarının Gelişimi

Genel Vergi Hukuku: Mükellef Haklarının Gelişimi

Mükellef haklarının gelişimi, devletin vergilendirme yetkisinin sınırlandırılmaya başladığı dönemden itibaren ele alınabilir. İngiltere’de 1215 yılında imzalanan Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlükler Fermanı), kralın ve dolayısıyla devletin vergilendirme yetkisinin ilk kez sınırlandırıldığı ve hukuk devleti fikrinin tarihi önderi konumuna sahip olan bir belgedir. Bu ferman ile “Temsilsiz vergi olmaz” ilkesi ve “makul oranda vergileme” anlayışının ilk adımları atıldığından mükellef haklarının da temelini oluşturduğu söylenebilir. Daha sonra, 1628’de kabul edilen “Haklar Dilekçesi” ve 1689’da ilan edilen “Haklar Demeci” ile parlamentonun onayı olmaksızın kralın vergi koyması yasaklanarak mükellef haklarının gelişimi gelenekselleşmeye başlamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 1776 yılında ilan edilen “Virginia İnsan Hakları Bildirgesi” ile “Temsilsiz vergi olmaz” ilkesine dayanan girişimler, İngiltere’nin vergilendirme yetkisini kaldıran bir sonuç doğurmuş ve ABD’nin bağımsızlığına giden süreci başlatmıştır. 1789 Fransız Devrimi ile birlikte kralın vergilendirme yetkisine tekrar meclis onayı getirilmiş ve aynı dönemde ilan edilen “İnsan ve Vatandaşlık Hakları Demeci” ile vergilemede genellik ve eşitlik ilkelerinin yanı sıra vergilerin belirliliği ve kanuniliği ilkeleri hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme ile vergilendirmenin anayasal temelleri ve mükellef haklarının anayasal zeminde korunmasının ilk adımları atılmıştır. Dünyada 1990’lı yıllardan itibaren süren “vergilemede mükellef odaklı yaklaşım” çerçevesinde vergi idarelerinin yeniden yapılandırılması ve vergileme sürecinin etkin, adil ve şeffaf hâle getirilmesi çalışmalarına paralel olarak mükellef hakları alanında yeni gelişmeler ön plana çıkmıştır. İngiltere, ilk kez 1986’da “Mükellef Bildirgesi” yayınlayarak ve bu bildirgeyi zaman içinde güncelleyerek mükelleflere en etkin vergileme hizmeti sunulması ile ilgili taahhütler verilmesinin öncülüğünü yapmıştır. ABD Kongresi 1988’de Mükellef Hakları Bildirgesi’ni ilk kez mecliste onaylamış ve diğer ülkelerden farklı olarak kanun şeklinde açıklamıştır. Ayrıca 1996 yılında Mükellefin Avukatı İdaresi’ni kurarak mükellef haklarının korunması konusunda önemli bir adım atmıştır.

Mükellef hakları konusunda en ileri seviyelere ulaşan Avustralya, 1997’de Mükellef Bildirgesi olarak adlandırılan ve mükellef hak ve yükümlülüklerini içeren belgeyi yayınlamıştır. Daha sonra bu bildirgeyi güncelleyen Avustralya’da gelir idaresi, her yıl düzenli olarak bağımsız kurumlara yaptırdığı çalışmalarla mükelleflerin vergiye, idareye ve haklarına olan bakışını ölçmektedir. Günümüzde başta OECD ülkeleri olmak üzere, gelir idarelerini yeniden yapılandıran ülkeler mükellef hakları alanında da düzenlemeler yapmıştır. Birçok ülkede mükellef hakları vergi kanunları veya ayrı kanunlarda set veya bölüm olarak düzenlenmiştir. Yine ülkelerin çoğunda “Mükellef Bildirgesi” olarak bilinen idari belgeler bulunmaktadır. Ayrıca bu ülkelerin büyük bir kısmında aynı anda hem kanuni hem de idari düzenlemelerin olduğu görülmektedir. Diğer taraftan ülkelerin hukuk sistemlerine uygun olarak mükellef haklarının korunmasına yönelik çeşitli mekanizmalar geliştirilmiştir. Buna karşılık Türkiye’de mükellef hakları ile ilgili Vergi Usul Kanunu’nda ayrı bir bölüm bulunmamaktadır. Ayrıca ülkemizde “Mükellef Hakları Bildirgesi” 2006 yılında yayınlanmış olmasına rağmen, bu bildirge mükelleflerin haklarını açıklanmaktan ziyade gelir idaresinin hizmet taahhütnamesi niteliği taşımaktadır. Diğer taraftan ülkemizde mükellef haklarının korunmasına yönelik olarak kamu denetçiliği (ombudsmanlık) kurumu 2012 yılından itibaren idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri incelemektedir.