Etiket arşivi: savaş tarihi

Selçuklu Tarihi: Pasinler Savaşı (1048)

Selçuklu Tarihi: Pasinler Savaşı (1048)

İbrahim Yınal ve Kutalmış’ın komuta ettiği Büyük Selçuklu ordusu karşısına çıkamayan Bizans’ın Gürcistan ve Van valileri, imparatordan yardım istemiştir. Selçuklular, Liparitis (Liparit) komutasında birleşen Gürcü ve Ermeni destekli Bizans kuvvetlerini 18 Eylül 1048’de Pasinler Ovası’nda kesin bir bozguna uğratmıştır. Pasinler Savaşı’nın Bizans ve Büyük Selçuklu orduları arasında yapılan ilk önemli savaştır. Bu mağlubiyetle gücü kırılan Bizans, Malazgirt Savaşı’na kadar Büyük Selçukluların karşısına çıkamamıştır. Bu durum Malazgirt öncesi Anadolu’ya Türkmenlerin akınlarını ve yerleşimlerini kolaylaşmasını ve hızlanmasını sağlamıştır.

Cephede Savaşan Askerlere Tavsiyeler

  • Üniformamızı giymeyen her şeyi gebertin.
  • Kuşkuya düşmeyin, sadece öldürmek için ateş edin.
  • Her zaman sığınacak bir delik arayın, bir sonraki korunacak yeri gözünüze kestirmeden kımıldamayın.
  • Ateşin ne yönden geldiğini saptayın ve Tanrı aşkına çabuk hedef alıp ateş açın. Atikseniz hayatta kalırsınız, öldürmek için ateş edin.
  • Can çekişen yerdeki yaralıda tehlikelidir. Giderken, sizden birini de cehenneme götürmek onu mutlu eder. Ölüleri kurşunlayıp öyle geçin.
  • En iyi silah portatif kürektir. İlk fırsatta yeri kazın. Her attığınız kürek sizin yaşama şansınızı çoğaltır. Kürek, tava olarak kullanılabilir.yumurta pişirirsiniz. Tank içinde, sıkıştığında içine sıçabilirsiniz.
  • Kör atış yapmayın,filmlerde güzel görünür ama gerçekte öyle değildir. Düşman birden görünürse donup kalmayın düşünmeye vakit yok.
  • Sadece hedefi saptayıp ateş edin. Eğer bir evden içeri girecekseniz mutlaka bomba atın içeride kim olursa olsun önemli değil. Merhamet savaşta lükstür. Aynı şey siper savaşında geçerlidir. Esir alınmaz,sadece ayak bağı olurlar. Nasıl olsa ölecekti diye düşünün.
  • Tank saldırısına uğrarsanız, Yerdeki deliğinizden asla çıkmayın. Yineliyorum asla çıkmayın. Ne yapıp, yapıp, gizlenin! Koşmaya, kaçmaya çalışmayın. Tankçıların istediği kolay av budur. Koşmaya başladığınız an geberirsiniz. Son zamanlarda bir çok yenilik var, ama mermiden daha hızlı koşan yok!

Savaşlarda Kullanılan Bir Silah: Mikrop

Savaşlarda Kullanılan Bir Silah: Mikrop

Eyer ve üzengi bulunduktan sonra atlar sayesinde Hunlar ve onların arkasından Asya steplerinin başka halkları dalgalar halinde gelip Roma İmparatorluğu’nu, ondan sonra kurulan devletleri titrettiler, en sonunda da MS 13. ve 14. yüzyıllarda Moğollar Asya ile Rusya’nın büyük bir bölümünü istila ettiler. Ancak I. Dünya Savaşı’nda kamyonların ve tankların sahneye çıkmasıyla atlar savaş sırasında başlıca hızlı taşıt aracı ve saldırı aracı olma özelliklerini kaybettiler. Tek ve çift hörgüçlü develer de kendi coğrafi bölgelerinde atlarınkine benzer bir askeri rol oynamışlardı. Bütün bu örnekler de gösteriyor ki evcil atları (ya da develeri) olan halklar ya da bunları kullanmayı iyi bilen halklar ötekilere göre büyük bir askeri üstünlük sağladılar.

Fetih savaşlarında aynı derecede önemli olan bir başka şey de evcil hayvanlara sahip insan topluluklarında ortaya çıkan hastalık mikroplarıydı. Çiçek, kızamık, grip gibi bulaşıcı hastalıklara yol açan ve yalnızca insanlarda görülen mikroplar, hayvanlara hastalık bulaştıran (XI. Bölüm) benzer mikropların mutasyon geçirmesi sonucu ortaya çıkmıştı. Hayvanları evcilleştiren insanlar yeni yeni evrimleşen mikropların ilk kurbanlarıydı ama bu insanlar o zaman yeni hastalıklara karşı önemli ölçüde bağışıklık kazandılar. Daha önce bu mikropları hiç almamış insanlarla böyle kısmen bağışıklık kazanmış insanlar karşılaştıklarında başlayan salgın hastalıklar daha önce hiç bu mikropları almamış insanların % 99’a varan oranlarda ölümüyle sonuçlanıyordu. Böylece evcil hayvanlardan alınan mikroplar Amerikan yerlilerini, Avustralyalıları, Güney Afrikalıları, Büyük Okyanus adalarının halklarını Avrupalıların egemenlikleri altına almalarında belirleyici rol oynamıştır.

Kısacası bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi daha çok yiyecek, bunun sonucunda da daha yoğun nüfus anlamına geliyordu. Yiyecek fazlalığı ve (bazı bölgelerde) bu yiyecek fazlasını hayvanların çektiği taşıtlarla nakletme olanağı yerleşik hayata geçilmesinin ve siyasal olarak merkezileşmiş, toplumsal olarak katmanlılaşmış, ekonomik olarak karmaşık, teknolojik olarak yenilikçi toplumların kurulmasının ön şartıydı. Bu nedenle bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi imparatorlukların, okuryazarlığın, çelik silahların niçin ilk önce Avrasya’da geliştiğini, öteki kıtalarda ya daha sonraya kaldığını ya da hiç gelişmediğini kesin biçimde açıklamaktadır. Yiyecek üretimiyle fetih arasında daha sonra ayrıntısıyla inceleyeceğimiz temel bağlantıların listesi, bu listeye atların ve develerin askeri amaçlarla kullanılmasını ve hayvanlardan bulaşmış olan mikropların öldürücü gücünü ekledikten sonra tamamlanmış oluyor.

Tüfek, Mikrop ve Çelik Jared Diamond

Hainler Korkak Olur, Üzerlerine Yürüyünce Kaçacaklar

Abdülezel Paşa on altı yaşında iken er olarak orduya girip asker oldu. On iki sene kadar Arabistan’da kalıp, Türk ordusuna sadâkatla hizmet etti. Bu sâdık ve gayretli hizmetleri neticesinde çok sevilip subaylık rütbesine yükseltildi. 1853’de Hüsrev Paşa’nın yardımcısı olarak Kırım muhârebesine katıldı. 1857’de Karadağ, 1868’de Girit isyânlarını bastırmak için vazîfe aldı. Gösterdiği başarılar üzerine her vazifesinin akabinde bir rütbe, çeşitli nişanlar ve madalyalar verildi. 1872 senesinde binbaşı rütbesi ile Giresun taburuna tâyin edildi. Bu taburla birlikte Sırbistan muhârebesine katıldı. Bu seferde, Aleksin mevkiindeki savaşta büyük kahramanlık gösterdi. Plevne muhârebesine de katıldı. Bu sırada Mirliva yâni albay idi. Târihimizin altın sayfalarından olan Plevne müdâfaasında Gâzi Osman Paşa’nın mert ve kahraman silâh arkadaşlarından biri de Abdülezel Paşa idi. Bu savaşta da fevkalâde kahramanlık gösterdi. İstanbul’a dönünce, İkinci Abdülhamîd Han, Abdülezel Paşa’nın göğsüne kendi eliyle müstesna bir kahramanlık nişanı olan Plevne madalyasını taktı. Türk-Yunan Muharebesi sırasında atının üzerinde Yunan askerlerine doğru kahramanca taarruz edip Türklüğün cesaretini ve savaşçılığını gösterirken maalesef başına isabet eden bir kurşun ile şehit düştü. Naaşı Alasonya’da bir türbeye nakledildi.

1897 Türk-Yunan Savaşında Abdülezel Paşa’nın Tarihi Nutku


Askerlerim, yiğitlerim, bize, namusumuza göz diken düşmana haddini bildirmenin şimdi zamanıdır. Bilirsiniz ki hainler korkak olur. Biz üzerlerine yürüyünce kaçacaklardır. Şu gördüğünüz, Papaliva, Tırpan ve Misvaki tepelerinin zaptı, bizim için çok mühimdir. Siz Milona geçidi gibi zor bir engeli aştınız. Bu tepeler size dayanamaz. Cenab-ı Hakk’ın yardımı ile hain düşmanı yenip, sancağı oraya dikmenizi istiyorum. Türkün ve Osmanlının şanını yüceltme zamanıdır. Analarınız sizi bu günler için doğurup büyüttü. Devlet ve millet sizin süngü kuvvetinizle yücelecektir. Ben de sizinle beraber en önde savaşacağım. Sizden son arzum budur ki, eğer bu tepe alınmadan şehid olursam, benim cesedimi şehid olduğum yerde defn etmeyin. Bu tepeyi mutlaka ele geçirin ve benim için o tepe üzerinde bir kabir kazıp oraya defn edin. Şayet, tepeyi ele geçiremezseniz, bırakın cesedimi kurtlar, kuşlar yesin. Sizin dağları aşan hücumlarınıza, böyle tepeler dayanamaz. Allah’ın yardımı Peygamberimizin imdadı bizimledir. Haydi aslanlarım Allah utandırmasın

Hitler ve Şişme Kadın

Yazar Graeme Donald, Barbie bebeğin tarihini araştırırken Hitler’in, hayat kadınlarıyla birlikte olan Alman askerlerinin hastalık kapmasını engellemek için birliklerine şişme bebek ısmarladığını öğrendi. Nazi bilim adamları da Alman askerleri için ‘sentetik bebekler’ imal etti.

İddiaya göre Hitler sırt çantalarına sığacak kadar küçük olan şişme bebeklerin yapımını onayladı ancak Alman askerleri İngilizlere yakalanıp dalga geçilmekten korktukları için şişme bebekleri çantalarında taşımayı reddettiler.

Milliyet’in haberine göre, Nazi subayı Heinrich Himmler’in yazdığı bir metinde konuyla ilgili ifadelere rastlandı.

Himmler “Paris’teki en büyük tehlike, hayat kadınlarının kontrol edilemez fazlalığı. Askerlerimizin küçük maceralar uğruna sağlıklarını riske atmalarını engellemek bizim görevimiz” demişti.

İsmi Borghild olan ilk şişme bebek, yüzünü 1940’ların ünlü yıldızı Käthe Von Nagy‘den ödünç aldı. SS hijyen enstitüsü bütün şişme kadınların her bakımdan kuzeyli özellikleri taşımasına karar vermiş.