Avrupa’da Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Avrupa’da cinsel yolla bulaşan hastalıklar halk sağlığı açısından çok önemli yer tutar. Fuhuş alanında çalışanlar prezervatif kullanmaya önem verirler. Ancak eskiden zührevi hastalıklar denen bu hastalıklar hızla yayılmaktadır. Ne yazık ki Romanya, Moldavya ve Ukrayna gibi ülkelerden fuhuş sektöründe çalışmak için ülkemize gelen kadınlarda bu hastalıklara gazetelere yansıdığı kadarıyla çok rastlanmaktadır. 184 Önce birkaç cümleyle AIDS’e değinelim. AIDS; Acquired Immune Deficiency Syndrome kelimelerinin baş harflerinden oluşturulmuş bir kelimedir. “Edinilmiş immun yetmezlik sendromu” adı verilen bu hastalık HIV (Human Immune Deficiency Virus) adı verilen virüsün cinsel ilişki, virüsü taşıyan kanın nakledilmesi, virüsü taşıyan bir hastanın vücut salgılarıyla temasla, yani cinsel ilişki olmadan cinsel içerikli öpüşme, hastane personelini n yeterli önlem almaksızın virüsü taşıyan kişiye tıbbi bakım hizmeti vermesi gibi yollarla bulaşabiliyor. Vücuda giren virüsün temel hedefi ba~ışıkhk sistemidir. Bu sistemi zayıflatarak veya etkisiz hale getirerek çeşitli fırsatçı enfeksiyonlarm ve belli kanser türlerinin ortaya çıkmasına neden olur. İlk temastan kanda virüsün saptanmasına kadar geçen süre 6 ay kadar uzun, ilk belirtilerin ortaya çıkmasına kadar geçen süre ise 10 yıl kadar uzun olabilir. Günümüzde AIDS hastalarının tam olarak şifaya kavuşmaları mümkün olmamakla beraber, virüsün yayılmasını kısmen durduran, fırsatçı enfeksiyonların tedavisinde başarıyla uygulanan çok sayıda ilaç yardımıyla AIDS hastalarının yaşam süreleri artmaktadır. AIDS aşısı çalışmaları da hızla devam etmektedir. HIV/AIDS epidemisi 1970’lerin sonu ’80’lerin başında Kuzey Amerika, Latin Amerika, Karayipler, Sahra altı Afrika, Batı Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda’da başladı. 1980’lerin sonunda Kuzey Afrika, Ortadoğu, Güney- Güneydogu – Doğu Asya ve Pasifik kıyılarına yayıldı. 1990’larm başmda siyasal de~işimlerin de etkisiyle Do~u Avrupa ve Orta Asya’yı da etkilemeye başladı. Her biri kendine özgü niteliği ve etkinliği olan epidemilerin vardığı nokta artık pandemi olarak kabul edilmektedir. Pandemi, ülkeleri/bölgeleri farklı şiddette etkileyerek son derece karmaşık bir hal almış, bir mozaik gibi farklı bir doku oluşturmuştur. Bu farklılaşmanın temelini sık görülen bulaşma yolu, coğrafi yapı, HIV subtipleri, yaş, cins, sosyo-ekonomik koşullar, yaşam tarzı, HIV yayılma potansiyeli ve hızı gibi faktörlerdeki farklılıklar oluşturmaktadır. Global olarak HIV pandemisinin kıtalar arasında yayılmaya devam ettiğini; bununla birlikte HIV insidansının bazı ülkelerde düşmeye başladığını görüyoruz. HIV/ AIDS ile yaşayan kişi sayısı 1990’da 10 milyonken 1996 ortalarında 27.9 milyona, 1999 sonunda 33.6 milyona çıkmıştır. HIV ile enfekte kişilerin büyük çoğunluğu (%95) gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkelerde, fakirliğin yanı sıra sağlık sistemleri ve virüsün yayılmasını önleyecek korunma önlemlerini sağlayacak kaynaklar yetersiz olduğu için enfeksiyon oranlarının artması beklenmektedir. HIV ile enfekte toplam nüfusun %70’i Sahra altı Afrika’da yaşamaktadır. Bu bölgede 23.3 milyon kişi HIV’den etkilenmiş, aileler dağılmış, genç nüfus azalmaya başlamış, üretim düşmüş durumdadır. Afrika’nın dışında epideminin en yüksek olduğu yerlerden biri Karayipler’dir. Ortadoğu, Güneydoğu/Doğu Asya’da da tehlike çanları çalmaktadır. Epideminin bu bölgede daha geç başlaması avantaj sağlamakla birlikte HIV ile yaşayan kişi sayısı 6,5 milyonu bulmuştur. Doğu Avrupa ve Orta Asya HIV enfeksiyonunun en hızlı yayıldığı bölgelerdir. Toplam olgu 360.000 olmakla birlikte, bu bölge 1999 yılıda dünyanın en dik HIV enfeksiyonu grafiğini çizmiştir. Epideminin başlangıcından itibaren 16.3 milyon kişi AIDS nedeniyle hayatını kaybetmiştir, Gelişmiş ülkelerde antiretroviral tedavinin AIDS’e bağlı ölümleri azaltılmasına rağmen 1999 yılı, 2.6 milyon ölümle, epideminin başlangıcından beri ölümlerin en yüksek olduğu yıl olmuştur. Dikkat çeken bir nokta da gelişmiş ülkelerde AIDS’e bağlı ölüm hızının düşüşüdür. Amerika Birleşik Devletleri’nde AIDS’e bağlı ölümler 1996-1997 yılları arasında %42 iken, 1997-19984de yaklaşık %20 civarındadır. 186 Epideminin başlangıcından bu yana 3.6 milyon çocuğun ( <15 yaş) AIDS nedeniyle öldügü bildirilmektedir. Halen, 570 bini 1999 yılı içinde hastalığa yakalanmış olan 1.2 milyon çocuk HIV ile enfekte yaşamaktadır. Çocuklarm yaklaşık %90’ma virüs dogumda veya daha sonra anne sütüyle bulaşmaktadır. Bu çocuklarm da %90’ı Sahra altı Afrika da yaşamaktadır.

Risk gruplan incelendiğinde, pandeminin başlangıç bölgeleri olan Kuzey Amerika, Latin Amerika, Batı Avrupa, Avustralya da ilk sırada erkek eşcinseller daha sonra İV uyuşturucu bağımlıları (İV-UB) yer almaktadır. Kuzey Afrika, Ortadogu, Dogu Asya- Pasifik bölgesi, Dogu Avrupa ve Orta Asya’da ise İV-UB ilk sırada yer almaktadır. HIV/ AIDS olgularının Bahreyn’de 2/3’ü, İran’da yarısı, Tunus’ta l/3’ü İV uyuşturucu bağımlısıdır. Sahra altı Afrika, Karayipler ve Güneydogu Asya’da yaygın bulaşma yolu olarak sadece heteroseksüel korunmasız cinsel temas saptanmaktadır. HIV 1 ‘in yaygın olarak bulunan M grubunun 8 subtipi (AH) ile yapılan çalışmalar virüsün dünya üzerindeki dagılımı, bulaşma yollannın degeriendirilmesi ve epideminin nasıl yayıldığının anlaşılmasında bir ipucu yakalamak için önem taşır. Avrupa’da erkek eşcinseller arasında subtip B’nin yaygın olarak bulunduğu, diger subtiplerin daha az olarak, heteroseksüel cinsel temasla enfekte olmuş kişilerde görüldüğü saptandı. Amerika kıtasının tümünde, Avustralya, Yeni Zelanda, Endonezya, Filipinler, Tayvan ve Japonya’da da subtip B’nin hakim olduğu gösterildi. Taytand’da yaygın olarak subtip E saptanırken daha az olarak IV-UB da subtip B olduğu, bunun Myanmar (Burma), Malezya ve güney-doğu Çin’deki İV-UB’da bulunduğu gösterildi. Hindistan’da subtip C; Romanya’da subtip F’nin hakim olduğu saptandı. Türkiye’ de HIV/ AIDS olgularıyla ilgili bilgiler Sağlık Bakanhğı tarafından toplanıp açıklanmaktadır. Bilgiler, bu amaçla 187 geliştirilen “D 86 formu” ile toplanmaktadır. Form, HIV enfeksiyonu tanısı koyan doktor tarafından, Western-Blood doğrulama testi sonucu da alındıktan sonra doldurularak Sağlık müdürlüğüne gönderilmektedir. Formda olgularm açık kimliği yazılmayıp isminin ilk iki harfi / soyadının ilk iki harfi / baba adının ilk iki harfi / doğum yılının son iki rakamından oluşan şifre kullanılmaktadır. Türkiye’de ilk olgunun görüldüğü 1985’ten 1999 sonuna kadar toplam 983 HIV/ AIDS olgusu istatistiklere geçmiştir. Gerçek rakamın bunun çok üstünde olduğu tahmin edilmektedir. Bildirimdeki aksaklık ve ihmallerin yanı sıra HIV ile enfekte kişilerin kendilerini gizlemeleri doğru sonuçların alınmasını engellemektedir. İlk lO yıl içinde 458 (%46.5) olgu saptanırken son 4 yılda 525 (%53.5) olgu bildirilmiştir. Gelişmiş ülkelerde HIV/AIDS olgularının azalmaya başladığı 1996 yılından itibaren Türkiye’de görülen artışın ülkemizdeki tehlikenin habercisi olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Salgının başından beri 271 kadın, 712 erkek olgu bildirilmiştir. Olguların yaşlan incelendiğinde yoğunluğun 20 – 50 yaş arasında olduğu (742/983, %75.4) dikkat çekmektedir. 50- 59 yaş arasında 65 olgu, 60 yaşın üstünde 34 olgu bildirilmiştir. 19 olgunun çocuk yaş grubunda, 26 olgunun adolesan yaşta olduğu; 94 olgu için yaş tespiti yapılamadığı saptanmaktadır. Bulaşma yolu olarak en sık heteroseksüel korunmasız cinsel temas rol oynamaktadır. (477/983, %48,5). Homoseksüel biseksüel cinsel temas ve/ veya İV uyuşturucu bağımlılığı gibi riskli davranışlar 179 olguda (%18) enfeksiyonun bulaşma yolu olarak tespit edilmiştir. Hernotilik 9 hastanın yanı sıra 37 olgu transfüzyonla, ll olgu anneden bebeğe geçiş, 4 olgu nosokomial bulaşma olarak değerlendirmektedir. Diğer taraftan, bulaşma kaynağı saptanamayan 266 (%27) olgu mevcuttur. En çok İstanbul’dan (516, %52.4) daha sonra sırasıyla An- 188 kara (163, %16.5) ve İzmir’den (120, %12.2) bildirim yapılmaktadır. Bunları 16’şar olguyla Adana ve Bursa izlemektedir. Türkiye’de HIV/ AIDS olgulan henüz çok fazla olmamakla birlikte Doğu Avrupa’da yaşanan hızlı artışı göz ardı etmemek gerekir. Eski Sovyetler Birliği’nde, epideminin başlangıcından bu yana bildirilen toplam olgunun yarısı 1999 yılının ilk 9 ayında saptanmıştır. Türkiye de böyle bir patlamanın eşiğinde olabilir. Bu nedenle başta eğitim olmak üzere gerekli önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır. Tayland’da başarılı bir örneği görülen, ülkedeki tüm sektörlerin katıldığı büyük bir kampanyayla Türkiye’de HIV/AIDS sorununu daha fazla ilerlemeden durdurmak, mümkün olabilecektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s