Etiket arşivi: almanya

PKK’nın Kalesi Almanya ve Kürt Dönerciler!

Türkiye’den Almanya’ya işçi giderken Türk vatandaşı olan herkes bundan faydalandı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürt kökenli insanlarda Almanya’nın işçi almasından faydalananlar arasında. Sonuçta Türkiye Devleti Türk vatandaşlığı kimliğini taşıyan herkese eşit yaklaşmaktadır. Fakat bazı Kürtler ise PKK’ya finans desteği sağlamaktadır. Almanya’da iyice güçlenen bu PKK sempatizanları, açtıkları lokantalara veya başka işletmelere Türkleri sokmamaktadır. Özellikle bir dönerciye giderseniz mekandaki renklerin PKK renkleriyle donatıldığını görürsünüz. Bu yüzden Almanya’ya giderseniz ve bir yerde döner yiyeceksiniz oranın sahibinin Türk olmasına dikkat edin. Eğer sahibi Türk değilse PKK’lı olma ihtimali yüksektir. Burada Almanya’daki tüm Kürtler PKK’lıdır demiyoruz, fakat bazı Kürtlerin PKK’yı desteklediği de bilinen bir gerçektir. Almanya zaten PKK’ya en çok desten çıkan ülkelerin başında gelmektedir. Almanya’ya turist olarak giderseniz sokaklarda APO posterleri ile dolaşan büyük kalabalıklar görmeniz olasıdır. Alman Devleti bu teröristleri desteklemektedir. Eğer onların kılına zarar verirseniz sizi anında tutuklarlar veya sınır dışı ederler. Almanya PKK’nın en önemli kalelerinden biridir.

Nevşin Mengü ve Şahan Gökbakar’a Kızı Köpekler Yüzünden Ölen Anneden Tepki Geldi!

Derya Pınar’ın kızı Mahra Pınar, sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Köpekler tarafından saldırıya uğrayan kız, son anda kaçarken bu sefer de kamyonun altında kaldı. Yoğun bakıma kaldırılan ve bir bacağı kesilen Mahra adındaki kızımız doktorların uğraşlarına rağmen kurtulamadı. Sokak köpekleri terör saçmaya devam ederken, sokak köpeklerinin sokakta yaşamalarına karşı çıkanlara ve köpeklerin sokaklardan toplatılması gerektiğini söyleyenlerle alay eden Şahan Gökbakar ve Nevşin Mengü’ye acılı anneden yanıt geldi!

Alaycı yorum yapan Nevşin Mengü ile Şahan Gökbakar’a Mahra’nın annesinden sert tepki! Yıldız Tilbe, bugün 10 yaşına giren Mahra’nın başıboş köpeklerden kaçarken kamyonun altında kalmasıyla yeniden gündeme gelen sokak köpeklerinin başıboş bırakılmasına tepki gösterdi. Tilbe’ye alaycı yorumda bulunan Nevşin Mengü ve Şahan Gökbakar’a, Mahra’nın annesi Derya Pınar büyük tepki gösterdi.

Antalya’nın Serik ilçesinde köpekten kaçarken yola çıkan ve kamyonun çarpmasıyla ağır yaralanıp 23 gün sonra vefat eden ve bugün 10 yaşına giren Mahra Melin Pınar gözyaşları arasında toprağa verilmişti. Şarkıcı Yıldız Tilbe ise köpeklerin başıboş dolaşması sonucu yaşanan ölümlere dair tepki göstermişti. Tepkisi sonrası sözde hayvan severler Tilbe’ye dava açmış, ünlü şarkıcı ifade vermişti. Tilbe’nin ifadesine dair yapılan bir haberi alıntılayan Nevşin Mengü ve ona yanıt veren Şahan Gökbakar alaycı bir yorum yaptı.

İki ismin yorumu sonrası acısı taze olması nedeniyle öfkelenen anne Pınar şu sözlerle tepkisini dile getirdi:

“Anahtar kelimeleri yazıyorum. Çocuğum başıboş köpekler yüzünden kamyon altında kaldı, bacağı paramparça oldu ve hayatını kaybetti! Hadi gülmeye devam edin.”

Sosyal medyada Mahra’nın annesine destek yağdı. Birçok kullanıcı, “Aynısı sizin çocuğunuzun başına gelse böyle gülebilir misiniz” diyerek Şahan Gökbakar ve Nevşin Mengü’ye tepki gösterdi.

Ölen kendi çocukları olsaydı böyle gülerek tepki verecekler miydi? Bir kız ölmüş. Çocuk ölmüş fakat zenginlerin umurunda mı? Nevşin Mengü ayrıca sık sık Suriyeli ve Afgan mültecileri savunmasıyla gündeme gelmektedir. Kendisi lüks villasında yaşarken Türkiye’ye kaçak yollardan giren mültecileri savunur, insanlara saldıran sokak köpeklerini savunur. Maaşı da Almanlar tarafından ödenir. Nevşin Mengü’nün savunduğu mültecilerin listesi ise epey kabarık. Taşla Türk kızının kafasını ezip tecavüz edenler, kadınları gizli kayda alıp porno sitelerine yükleyenler, Türk gençlerini bıçaklayanlar ve hırsızlık, gasp ne ararsanız var. Nevşin Mengü parasını da Almanlardan aldığı için ve Lüks villasında keyif çattığından ötürü dışarıda ne olup bittiğinden haberdar olmamaktadır. Nevşin Mengü çok göze batıyor. Yeni bir Yüzellilikler Listesi hazırlanırsa Nevşin Mengü’yü aralarında görmek pek şaşırtıcı olmayacaktır.

Almanların Hedefinde Artık Yahudiler Değil Türkler Var!

Deutsche Welle kanalının Alman istihbaratına çalıştığını bilmeyen yoktur diye umut ediyoruz. Bu kanalın en büyük özelliği doğru haberlerin arasına yalan haberlere sıkıştırarak Türk milletini birbirine düşürmek, Türkiye’yi uluslararası arenada rezil etmek, Türkiye’de etnik ve mezhepsel sorunları yaratmaktır. Almanlar düşman olduğu milletlere her zaman önce medya yolu ile yaklaşmıştır. Hitler döneminde de Almanlar Yahudileri önce medya önünde rezil etmiş sonra ise gaz odalarına attı. Şimdi ise aynısını Türklere yapıyorlar. Yatıyorlar kalkıyorlar Türkiye ile uğraşıyorlar. Tıpkı Yunanistan’da gece gündüz Türkiye’nin konuşulması gibi Almanya’da da Türkiye konuşulmaktadır.

Alman DW kanalı özellikle Erdoğan ve AKP’ye olan muhalifliği ile bilinmektedir. Zaten bu sayede Türkiye’de muhalif kesimin de desteğini kazanmaktadır. Ancak insanlara Erdoğan veya AKP düşmanlığı aşılarken alttan alttan Türkiye’yi oyan ve Türk düşmanlığı yapan fikirler de aşılamaktadır. PKK gibi terör örgütlerini özgürlük savaşçısı gibi gösterdikleri yetmiyor gibi en son Çerkezler üzerinden de etnik bölücülük yaptılar. Alman DW kanalı Türkiye’deki etnik bölücü faaliyetleri de fonlamaktadır.

Eğer bilgisayarda yazıları okuyamıyorsanız resmin üzerine sağ tıklayın ve yeni sekmede aç diyerek görebilirsiniz. Telefonda ise direkt olarak yakınlaştırma yapabilirsiniz.

Almanya hatta tüm Avrupa Mültecilerden nefret ederken Türkiye’de ise tam tersine Mülteci propagandası yapıyor. Türkiye mültecilere baksın, mülteciler çok iyi insanlar. Türkiye Suriyelilere kucak açsın diyorlar. Buna karşı çıkanları da insanlık düşmanı olarak görüyorlar. Ancak kendi ülkelerinde mültecilerin Avrupa’ya nasıl felaket getirdiğini anlatıyorlar. Sadece anlatmakla kalmayıp dövüyorlar hatta öldürüyorlar.

Türkiye’de fonladıkları insanlara mülteci güzellemesi yaptırıyorlar. Hem AKP’nin hem de CHP’nin içinde kayıtsız şartsız mültecileri-Suriyelileri savunanlar da bu yüzden var. Ceplerine giren paraya bakıyorlar. Avrupa’dan aldıkları fonlar sayesinde Türkiye’yi bir Arap memleketi yaptılar. Avrupalılar Kendi dillerinde yaptıkları haberlerde mülteci karşıtlığı yaparlar ancak Türkçe haberlerde ise mülteci aşkı ile yanıp tutuşurlar. İki yüzlü Avrupalılar. İki yüzlü Almanlar!

Almanlar ve Avrupalılar Türkleri sevmez. Türkler onlar için bir numaralı düşmandır. Türk düşmanlığı ile yanıp tutuşurlar. Türklerin ölmesi onlar için sevindirici bir haberdir.

AKP hükümeti Türkiye’ye ilk geldiği zamanlar Almanya en büyük destekçisiydi ancak aradaki çıkar ilişkisi bitince bu sefer AKP ve Erdoğan’ın şahsına düşman oldular. Batılılar böyledir. İşlerine gelirse destekler gelmezse desteklemez.

Türkiye’deki muhalif kesim Alman DW kanalının yalan haberlerine kanmamalıdır. Doğru yaptığı haberler de vardır fakat zaten bunu strateji gereği yapıyorlar. Doğru haberlerin arasına yalan haberler sıkıştırarak hem yalanlarını millete inandırıyorlar hem de böylece daha geniş kitlelere yayılıyorlar. NAZİ Almanyası da aynısını yapıyordu. Şimdi ise hedefte Yahudiler değil Türkler var.

Alman DW kanalı ve benzerleri Türkiye’de bir sürü ırkın asimile edildiğini ve bu asimile edilen ırkların tekrar anadillerinin öğretilmesi gerektiğini savunuyor ancak sıra Almanya’ya gelince asimile olma sözünü değiştirerek entegrasyon diyor ve Almanya için bunun gerekli olduğunu savunuyor. İki yüzlülüğü görüyorsunuz değil mi? Türkler yapınca asimilasyon Almanlar yapınca barış, kardeşlik, entegrasyon.

Türkiye ile her haberi dünyaya gelen felaket gibi yayınlarlar fakat aynısı kendilerinde olduğunda bunun çok doğal olduğunu ve insanlık için iyi olduğu propagandasını yaparlar.

Almanya ayrıca yaptığı tüm suçları Türklere yıkmak istiyor. Bakın arkadaşlar, bunlar ilerde yaptıkları Yahudi soykırımını da aslında Türkler yaptı diyecekler.

Sözümüz o ki bu Almanlara güvenmeyin.

Afrika’nın Zengin Ülkesi Ruanda

Afrika Kıtası dünya arenasında, siyasette oldukça zayıf gözükse de dünyanın kara alanının %20 sini kapsayan büyük bir coğrafyadır. Kıtada bugün birbirinden farklı siyasi yapıya sahip 54 ülke var. Ancak denize kıyısı olmayan küçük bir ülke olan Ruanda’nın diğer Afrika ülkelerinden bir farkı var. Nüfusu şu an için 2021 yılında 13 milyondur. Başkentleri Kigali’de ise 1.5 milyon kişi yaşamaktadır. Ruan’da Avrupa kültürüne aşina bir ülkedir. Ruanda genelinde hakim olan din Hristiyanlıktır. Buna göre nüfusun %93,4’ü Hristiyan inancına göre yaşamını sürdürmektedir. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup Hristiyanların oranı %49,5, protestan mezhebine mensup %39,4 ve diğer Hristiyan mezheplerine mensupların oranı da %4,5 düzeyindedir. İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olmasına rağmen nüfusun sadece %1,8’i islami inancına göre yaşamlarını sürdürmektedir.Bu iki dinin haricinde yerel dinlere inanan çok küçük bir toplulukta mevcuttur. Ruanda’da daha önce Kinyarwanda’nın (ana dil) yanı sıra sömürge döneminden miras kalan Fransızca ve İngilizce de resmi dil olarak kabul ediliyordu ancak geçen şubatta parlamentodan geçen yasayla Svahilice de bu dillere eklendi. Böylelikle ülkedeki resmi dil sayısı dörde çıktı. Ülkede nüfusun yüzde 5’inden azı Svahilice konuşuyor. İlgili karar, komşu ülkeler Kenya, Uganda ve Tanzanya ile entegrasyonun sağlanması için alındı. Yeni neslin neredeyse tamamının İngilizce konuştuğu Ruanda’da, özellikle Fransa’nın 1994’teki soykırımdaki rolünden dolayı halk Fransızca konuşmayı tercih etmiyor. Ülkesine bol bol yabancı yatırıncı çeken ve bu yatırımların gelmesi için otellere çok önem veren Ruanda, özellikle başkente çok lüks oteller yaptırıyor. Ruanda Afrika’da en yaşanabilir ülkelerden biri olarak görülüyor.

Şarlken’in Kafası ve Çenesi Neden Yamuk?

Almanya ve İspanya Kralı ya da Kutsal Roma-Germen İmparatoru diye anılan Şarlken (Beşinci Charles, Carlos V) kafası ve çenesi neden yamuk?

Hitler Almanların üstün ırk olduğunu iddia ediyordu ve Almanların gerçekten estetik bir görünüme sahip olması için çok uğraştı. Sakatları ve hastaları öldürdü, çirkinleri Yahudilerle birlikte gaz odalarına attı. Çünkü Hitler gerçekte Almanların üstün bir görünüme sahip olmadığını biliyordu. Nazilerin ikinci adamı Himmler bile Üstün Ari Irk özelliklerine taşımıyordu. Alman büyükleri kendilerini İsa tarafından kutsanan ve özel bir kana sahip olduklarını düşünüyordu ve bu hanedana yabancı kanlıları almıyorlardı. Alman hanedanında akraba evlilikleri çoktu. Bu Akraba evlilikleri de bir takım hastalıkları beraberinde getirdi ve Habsburg çenesi diye bir hastalık ortaya çıktı. İspanya Kralı II. Charles belki de hastalıklar açısından en dertli olanıydı. Öyle ki, hem kendisinin hem de diğer aile bireylerinin alametifarikası olan bu çene ve dudak yapısı, tıp literatüründe “Habsburg Çenesi” ya da “Habsburg Dudağı” olarak anılmaya başlandı. Büyük dili, dışarıya doğru çıkık çenesi ve bozuk diş yapısı yüzünden çiğneme zorluğu yaşıyor ve salya akıtıyordu. Habsburg çenesi, doktorların Mandibular Prognatizm olarak adlandırdığı bozukluktur. Habsburg vesikalarında, hanedanda kalıtsal olarak bu çene yapısına sahip olmadan dünyaya gelen evlatlara bir nevî üvey, çenesi Habsburg kriterlerine uyanlara ise sempati ile yaklaşıldığı yazarmış. Bu hastalığa sahip arşidükler, imparatorlar ve bilumum hanedan üyesi matah bir şeymiş gibi sabah akşam portre çizdirirmiş. Çirkin dudak yapısında rötüşa başvuran ressamlara ağır cezalar kesilirmiş. Falanca arşidükün kızını filanca prense yamayan kahrolası akraba evlilikleri başlıca müsebbibidir. Habsburg ailesi Avrupa krallıklarının hepsini yönetsin, aman aile dışından kız alıp vermeyelim de topraklarımız başka ailelere geçmesin diye diye habire kuzenler arasında evlenip durduğu için nesiller içerisinde akraba evliliğinden -hatta ensestten- dolayı bu genetik bozukluk oluşmuştur. İşte bu nedenlerden dolayı Şarlken’in kafası ve çenesi yamuktu. Aslında sadece dış görünüşlerinde en belirgin özellik olduğu için dudakları meşhur olmuştur ama vücutlarının geri kalanında da fiziksel kusurlar artmaya başlamış, aynı zamanda bilişsel olarak da sıkıntılı çocuklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bir bacağı diğer bacağından kısa olanlar, karaciğer ve böbrek bozukluklarıyla doğanlar, üreme bozukluğuna sahip olanlar nesiller içerisinde artmıştır. Öyle ki, ispanya tahtındaki son Habsburg olan II. Carlos çene yapısının ileri derecede bozuk olmasından dolayı hayatı boyunca hem konuşma hem de çiğneme sıkıntısı yaşamış, salyaları akmış, üstüne bir de zeka geriliği eklenince, krallığı boyunca odasında oyuncaklarıyla oynayan bir kral olmuştur. Aynı zamanda da iktidarsızdı. Bu yüzden öldüğü zaman ardında bir veliaht bırakamadı. Habsburg hanedanını üreme bozukluklarından dolayı bu şekilde bitiren de aslında bu aile içi evlilikleridir.

Trump: İktidardan Düşeyim Diye Aşıyı Geç Duyurdular

ABD’nin eski başkanı Donald Trump, Covid-19 aşısının bilerek geç duyurulduğunu söyledi. Kendisini iktidarda kalmasını istemeyenler bu yüzden aşıyı bilerek geç duyurdular diyen Trump’a cevap yetişmedi. İngiliz Guardian Gazetesine konuşan Uğur Şahis ise, bizim siyasetle işimiz olmaz dedi. Donald Trump, yenilgisinin sorumluları olarak medyayı ve BioNTech firmasını söyledi..

Avrupa’da Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Avrupa’da cinsel yolla bulaşan hastalıklar halk sağlığı açısından çok önemli yer tutar. Fuhuş alanında çalışanlar prezervatif kullanmaya önem verirler. Ancak eskiden zührevi hastalıklar denen bu hastalıklar hızla yayılmaktadır. Ne yazık ki Romanya, Moldavya ve Ukrayna gibi ülkelerden fuhuş sektöründe çalışmak için ülkemize gelen kadınlarda bu hastalıklara gazetelere yansıdığı kadarıyla çok rastlanmaktadır. 184 Önce birkaç cümleyle AIDS’e değinelim. AIDS; Acquired Immune Deficiency Syndrome kelimelerinin baş harflerinden oluşturulmuş bir kelimedir. “Edinilmiş immun yetmezlik sendromu” adı verilen bu hastalık HIV (Human Immune Deficiency Virus) adı verilen virüsün cinsel ilişki, virüsü taşıyan kanın nakledilmesi, virüsü taşıyan bir hastanın vücut salgılarıyla temasla, yani cinsel ilişki olmadan cinsel içerikli öpüşme, hastane personelini n yeterli önlem almaksızın virüsü taşıyan kişiye tıbbi bakım hizmeti vermesi gibi yollarla bulaşabiliyor. Vücuda giren virüsün temel hedefi ba~ışıkhk sistemidir. Bu sistemi zayıflatarak veya etkisiz hale getirerek çeşitli fırsatçı enfeksiyonlarm ve belli kanser türlerinin ortaya çıkmasına neden olur. İlk temastan kanda virüsün saptanmasına kadar geçen süre 6 ay kadar uzun, ilk belirtilerin ortaya çıkmasına kadar geçen süre ise 10 yıl kadar uzun olabilir. Günümüzde AIDS hastalarının tam olarak şifaya kavuşmaları mümkün olmamakla beraber, virüsün yayılmasını kısmen durduran, fırsatçı enfeksiyonların tedavisinde başarıyla uygulanan çok sayıda ilaç yardımıyla AIDS hastalarının yaşam süreleri artmaktadır. AIDS aşısı çalışmaları da hızla devam etmektedir. HIV/AIDS epidemisi 1970’lerin sonu ’80’lerin başında Kuzey Amerika, Latin Amerika, Karayipler, Sahra altı Afrika, Batı Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda’da başladı. 1980’lerin sonunda Kuzey Afrika, Ortadoğu, Güney- Güneydogu – Doğu Asya ve Pasifik kıyılarına yayıldı. 1990’larm başmda siyasal de~işimlerin de etkisiyle Do~u Avrupa ve Orta Asya’yı da etkilemeye başladı. Her biri kendine özgü niteliği ve etkinliği olan epidemilerin vardığı nokta artık pandemi olarak kabul edilmektedir. Pandemi, ülkeleri/bölgeleri farklı şiddette etkileyerek son derece karmaşık bir hal almış, bir mozaik gibi farklı bir doku oluşturmuştur. Bu farklılaşmanın temelini sık görülen bulaşma yolu, coğrafi yapı, HIV subtipleri, yaş, cins, sosyo-ekonomik koşullar, yaşam tarzı, HIV yayılma potansiyeli ve hızı gibi faktörlerdeki farklılıklar oluşturmaktadır. Global olarak HIV pandemisinin kıtalar arasında yayılmaya devam ettiğini; bununla birlikte HIV insidansının bazı ülkelerde düşmeye başladığını görüyoruz. HIV/ AIDS ile yaşayan kişi sayısı 1990’da 10 milyonken 1996 ortalarında 27.9 milyona, 1999 sonunda 33.6 milyona çıkmıştır. HIV ile enfekte kişilerin büyük çoğunluğu (%95) gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkelerde, fakirliğin yanı sıra sağlık sistemleri ve virüsün yayılmasını önleyecek korunma önlemlerini sağlayacak kaynaklar yetersiz olduğu için enfeksiyon oranlarının artması beklenmektedir. HIV ile enfekte toplam nüfusun %70’i Sahra altı Afrika’da yaşamaktadır. Bu bölgede 23.3 milyon kişi HIV’den etkilenmiş, aileler dağılmış, genç nüfus azalmaya başlamış, üretim düşmüş durumdadır. Afrika’nın dışında epideminin en yüksek olduğu yerlerden biri Karayipler’dir. Ortadoğu, Güneydoğu/Doğu Asya’da da tehlike çanları çalmaktadır. Epideminin bu bölgede daha geç başlaması avantaj sağlamakla birlikte HIV ile yaşayan kişi sayısı 6,5 milyonu bulmuştur. Doğu Avrupa ve Orta Asya HIV enfeksiyonunun en hızlı yayıldığı bölgelerdir. Toplam olgu 360.000 olmakla birlikte, bu bölge 1999 yılıda dünyanın en dik HIV enfeksiyonu grafiğini çizmiştir. Epideminin başlangıcından itibaren 16.3 milyon kişi AIDS nedeniyle hayatını kaybetmiştir, Gelişmiş ülkelerde antiretroviral tedavinin AIDS’e bağlı ölümleri azaltılmasına rağmen 1999 yılı, 2.6 milyon ölümle, epideminin başlangıcından beri ölümlerin en yüksek olduğu yıl olmuştur. Dikkat çeken bir nokta da gelişmiş ülkelerde AIDS’e bağlı ölüm hızının düşüşüdür. Amerika Birleşik Devletleri’nde AIDS’e bağlı ölümler 1996-1997 yılları arasında %42 iken, 1997-19984de yaklaşık %20 civarındadır. 186 Epideminin başlangıcından bu yana 3.6 milyon çocuğun ( <15 yaş) AIDS nedeniyle öldügü bildirilmektedir. Halen, 570 bini 1999 yılı içinde hastalığa yakalanmış olan 1.2 milyon çocuk HIV ile enfekte yaşamaktadır. Çocuklarm yaklaşık %90’ma virüs dogumda veya daha sonra anne sütüyle bulaşmaktadır. Bu çocuklarm da %90’ı Sahra altı Afrika da yaşamaktadır.

Risk gruplan incelendiğinde, pandeminin başlangıç bölgeleri olan Kuzey Amerika, Latin Amerika, Batı Avrupa, Avustralya da ilk sırada erkek eşcinseller daha sonra İV uyuşturucu bağımlıları (İV-UB) yer almaktadır. Kuzey Afrika, Ortadogu, Dogu Asya- Pasifik bölgesi, Dogu Avrupa ve Orta Asya’da ise İV-UB ilk sırada yer almaktadır. HIV/ AIDS olgularının Bahreyn’de 2/3’ü, İran’da yarısı, Tunus’ta l/3’ü İV uyuşturucu bağımlısıdır. Sahra altı Afrika, Karayipler ve Güneydogu Asya’da yaygın bulaşma yolu olarak sadece heteroseksüel korunmasız cinsel temas saptanmaktadır. HIV 1 ‘in yaygın olarak bulunan M grubunun 8 subtipi (AH) ile yapılan çalışmalar virüsün dünya üzerindeki dagılımı, bulaşma yollannın degeriendirilmesi ve epideminin nasıl yayıldığının anlaşılmasında bir ipucu yakalamak için önem taşır. Avrupa’da erkek eşcinseller arasında subtip B’nin yaygın olarak bulunduğu, diger subtiplerin daha az olarak, heteroseksüel cinsel temasla enfekte olmuş kişilerde görüldüğü saptandı. Amerika kıtasının tümünde, Avustralya, Yeni Zelanda, Endonezya, Filipinler, Tayvan ve Japonya’da da subtip B’nin hakim olduğu gösterildi. Taytand’da yaygın olarak subtip E saptanırken daha az olarak IV-UB da subtip B olduğu, bunun Myanmar (Burma), Malezya ve güney-doğu Çin’deki İV-UB’da bulunduğu gösterildi. Hindistan’da subtip C; Romanya’da subtip F’nin hakim olduğu saptandı. Türkiye’ de HIV/ AIDS olgularıyla ilgili bilgiler Sağlık Bakanhğı tarafından toplanıp açıklanmaktadır. Bilgiler, bu amaçla 187 geliştirilen “D 86 formu” ile toplanmaktadır. Form, HIV enfeksiyonu tanısı koyan doktor tarafından, Western-Blood doğrulama testi sonucu da alındıktan sonra doldurularak Sağlık müdürlüğüne gönderilmektedir. Formda olgularm açık kimliği yazılmayıp isminin ilk iki harfi / soyadının ilk iki harfi / baba adının ilk iki harfi / doğum yılının son iki rakamından oluşan şifre kullanılmaktadır. Türkiye’de ilk olgunun görüldüğü 1985’ten 1999 sonuna kadar toplam 983 HIV/ AIDS olgusu istatistiklere geçmiştir. Gerçek rakamın bunun çok üstünde olduğu tahmin edilmektedir. Bildirimdeki aksaklık ve ihmallerin yanı sıra HIV ile enfekte kişilerin kendilerini gizlemeleri doğru sonuçların alınmasını engellemektedir. İlk lO yıl içinde 458 (%46.5) olgu saptanırken son 4 yılda 525 (%53.5) olgu bildirilmiştir. Gelişmiş ülkelerde HIV/AIDS olgularının azalmaya başladığı 1996 yılından itibaren Türkiye’de görülen artışın ülkemizdeki tehlikenin habercisi olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Salgının başından beri 271 kadın, 712 erkek olgu bildirilmiştir. Olguların yaşlan incelendiğinde yoğunluğun 20 – 50 yaş arasında olduğu (742/983, %75.4) dikkat çekmektedir. 50- 59 yaş arasında 65 olgu, 60 yaşın üstünde 34 olgu bildirilmiştir. 19 olgunun çocuk yaş grubunda, 26 olgunun adolesan yaşta olduğu; 94 olgu için yaş tespiti yapılamadığı saptanmaktadır. Bulaşma yolu olarak en sık heteroseksüel korunmasız cinsel temas rol oynamaktadır. (477/983, %48,5). Homoseksüel biseksüel cinsel temas ve/ veya İV uyuşturucu bağımlılığı gibi riskli davranışlar 179 olguda (%18) enfeksiyonun bulaşma yolu olarak tespit edilmiştir. Hernotilik 9 hastanın yanı sıra 37 olgu transfüzyonla, ll olgu anneden bebeğe geçiş, 4 olgu nosokomial bulaşma olarak değerlendirmektedir. Diğer taraftan, bulaşma kaynağı saptanamayan 266 (%27) olgu mevcuttur. En çok İstanbul’dan (516, %52.4) daha sonra sırasıyla An- 188 kara (163, %16.5) ve İzmir’den (120, %12.2) bildirim yapılmaktadır. Bunları 16’şar olguyla Adana ve Bursa izlemektedir. Türkiye’de HIV/ AIDS olgulan henüz çok fazla olmamakla birlikte Doğu Avrupa’da yaşanan hızlı artışı göz ardı etmemek gerekir. Eski Sovyetler Birliği’nde, epideminin başlangıcından bu yana bildirilen toplam olgunun yarısı 1999 yılının ilk 9 ayında saptanmıştır. Türkiye de böyle bir patlamanın eşiğinde olabilir. Bu nedenle başta eğitim olmak üzere gerekli önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır. Tayland’da başarılı bir örneği görülen, ülkedeki tüm sektörlerin katıldığı büyük bir kampanyayla Türkiye’de HIV/AIDS sorununu daha fazla ilerlemeden durdurmak, mümkün olabilecektir.

Avrupa’da Yine Bölünmüş Türkiye Haritası Yayınladı!

Belçika, Almanya, Fransa ve Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinde sık sık bölünmüş Türkiye haritası yayınlanmaktadır. Bunun nedeni ise Şark (Doğu) sorunu olarak geçen ve bu sorunun çözümü için de Türklerin Avrupa ile Anadolu topraklarından gönderilerek Moğolistan’a sürülmesini destekleyen düşüncede yer almaktadır. Türkler Avrupa’nın büyük kısmında sürüldü ya da katledildi. Avrupa toprağı olarak Türkiye’nin elinde sadece Trakya bölgesi kaldı. Anadolu hakimiyetini de kırmak istiyorlar. Bunun içinde sık sık bu tarz haritalar yayınlıyorlar.

Yine Hollanda’da bir okulun müfredatında Türkiye’yi parçalanmış gösteren harita, Türk milletvekili Tunahan Kuzu’nun tepkisi üzerine düzeltildi. Kuzu yaptığı paylaşımda tepkisini Hollandaca ve Türkçe şu şekilde dile getirdi:

“Rüyanızda görürsünüz! Türk ve Türkiye düşmanlığı Hollanda okullarında bakın nasıl bir boyut aldı.”

Kuzu’nun tepkisi üzerine yazılı açıklama yapan okul, hatanın düzeltilmesi için söz konusu müfredatın kaldırıldığını ve Türkiye’yi parçalanmış gösteren haritanın değiştirileceğini dile getirdi. Açıklamada, müfredatı hazırlayan öğretmenin haritayı yeterince iyi değerlendirmediği ifade edilerek, bu durumun can sıkıcı olduğu fakat bilerek yapılmadığı savunuldu. Ancak bu açıklamanın ne kadar gerçekçidir? Bilgiye kolayca erişilebilen bir çağda böyle bir hata yapılabilir mi? Ülkenin yarısını Ermenistan diğer Yarısını Kürdistan olarak göstermek ve sonra da bilmiyorduk demek samimi bir ifade midir? Yorum sizlere bırakıyoruz.

Önemli Olan Tek Şey Petrol!

” Almanlar Moskova’yı almayı başarırsa bu bizim için büyük bir hayal kırıklığı olacak ama bu büyük stratejinizi hiçbir şekilde bozmaz… Almanya onu ele geçirerek barınma hakkı kazanırdı ama bu tek başına savaşı kazandırmayacak. Önemli olan tek şey petrol. Hatırladığımız gibi Almanya 1939’dan itibaren 1941’e kadar bizimle olan ekonomik pazarlıklarında kendi acil petrol sorunlarından bahsetmeye devam etti yani Almanya’nın petrol tüketimini arttırması için elimizden gelen herşeyi yapmalıyız ve Alman ordularını Kafkasya’nın dışında tutmalıyız. “

Kasım 1941’de Mareşal Timoşenko’nun Yüksek Savunma Konseyi’ne yaptığı konuşma

Bu, Timoşenko’nun Kasım 1941’de yaptığı bi konuşmadır. Moskova düşse bile Sovyetler tıpkı Rusya’nın 1812’de Napolyon’a teslim olmadığı gibi teslim olmayacaktı.

Müslüman Naziler!

İslam ve Yahudilik kitabını okuyan müslüman SS birlikleri. Fotoğrafta görülen 13. SS hançer birliği. Bu birliğin mensupları Boşnaklardan oluşuyordu. Hitler ordudaki düzenin bozulmaması için bu askerlere özel bir fes yapılmasını bile emretmiştir. Ayrıca Hitler, Boşnakların Slav kökenli değil germen asıllı olup asimile edildiğini düşünüyordu. Bu birlik 20.000 askere sahipti. Savaş bittikten sonra İngilizlere teslim oldular.