İşyeri Ortamlarında Fiziksel Etkenler ve Kontrol Altına Alınması

İş yeri ortamında sağlığı etkileyen faktörler içerisinde en fazla rastlanılan etkenler fiziksel etkenlerdir. Bunlar:

• Termal Konfor
• Nem
• Sıcaklık
• Soğuk
• Isıtma
• Havalandırma
• Aydınlatma
• Basınç
• Gürültü
• Titreşim
• İyonize Radyasyon
• Non-iyonize Radyasyon

Soğukluk ve Sıcaklık

En sık karşılaşılan iş yeri ve iş ortamı faktörlerindendir.

Soğuk

Soğuk iklimli bölgelerde çalışanlar; denizci ve balıkçılar, dağlarda çalışanlar, yol ve hat bakım işçileri, polis, asker, belediye işçisi, petrol istasyonları, havaalanlarında apronda çalışanlar, kışın açık havada çalışmak durumunda olanlar, yapay olarak soğutulmuş ortamlarda (soğuk hava depoları) çalışanlar soğuk etkisinde kalırlar. Çalışma hayatında sıcaklığın düşük olması sorunlara yol açabilir. İnsanların soğuk ortama tepkisi üşüme ve titremedir. Titreme, endojen ısı üretimini arttırarak vücudun ısı dengesini sağlamaya yönelik koruyucu bir mekanizmadır. Ancak soğuk etkisi fazla olduğunda titreme mekanizması yeterli olmaz ve bazı sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Soğuk etkisi ile meydana gelebilecek sağlık sorunları üşüme ve donmadır. Sıcak maruziyetinde olan durumun aksine soğuk ortamda vücut sıcaklığını koruyabilmek amacı ile özellikle el ve ayak parmaklarında damarlarda daralma (vazokonstruksiyon) olur. Bu nedenle donma, el ve ayak parmaklarından başlar. Zamanla donma yukarılara doğru hareket eder. Donma düzeyi arttıkça daha merkezi kısımların da donmasıyla ölüm meydana gelir. Soğuk ortamda dikkat dağılması, bedensel ve zihinsel verimin düşmesi, kanın iç organlara doğru çekilmesi sonucu vücut iç ısısının yükselmesi, hafif ürperme ve titreme ile birlikte beslenme ve enerji gereksiniminin artması söz konusudur. Aşırı soğukta iş kazaları artar, dokunma duyusu kaybolur, iş verimi düşer, soğuktan korunmak için giyilen ağır elbiseler de iş verimi üzerinde olumsuz etki yapar. Soğuk için giyilen hantal iş elbiseleri iş kazalarına verilen reflekslerin (kaçma, kaçınma, korunma vb.) hemen verilmesine engel olabilir. Soğuk ortamlar ısıtılmalıdır. Büyük atölyelerde atölyenin tamamının ısıtılamadığı durumlarda sıcak hava akımı sağlanması, atölye içinden sıcak su veya sıcak buhar borularının geçirilmesi, uygun yerlere sobalar ve ısıtıcıların kurulması sağlanabilir. Uygun giysi, ısıtılmış ortam ve ılık içecekler koruyucu olabilir. Ayrıca soğuk ortamda bulunma süresi de olabildiğince kısa tutulmaya çalışılmalıdır.

Sıcaklık

Sıcaklık; ekmek ve pasta fırınları, lokanta, aşevi, restoranlar gibi gıda, tekstil, madencilik, demir-çelik, petrol, cam imali, termal tesisler, termik santralleri ve metal işleme gibi iş yerlerinde işlenen madde ve ürünlere ısıtma, yumuşatma, pişirme, eritme vb. işlemlerin uygulanması sırasında açığa çıkar. Bununla birlikte sıcak yaz ayları, çalışılan her yerde sıcaklığın taşıdığı riskleri beraberinde getirir. Ayrıca çiftçilik, hayvancılık, balıkçılık ile uğraşanlar, karayolları, demiryolları, havayolları çalışanları, güvenlik mensupları, elektrik ve haberleşme hatlarında çalışanlar, akaryakıt istasyonları çalışanları gibi açık havada çalışanlar için aşırı sıcaklık sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Sıcak ortamda vücudun ısı dengesinin korunması terleme mekanizmasının fazla çalışması ile sağlanır. Bunun sonucunda fazla miktarda sıvı kaybı meydana gelir. Buna dehidratasyon denir. Ayrıca sodyum, potasyum, klor gibi elektrolit maddelerin bozuklukları görülebilir. Kaybedilen sıvı ve elektrolit yerine konmadığı takdirde bazı klinik tablolar meydana gelir. Sıcak ortamda bulunan kişi aynı zamanda fazla miktarda bedensel aktivite yapmak durumunda ise ısı stresi, yani sıcaklığa bağlı sorunlar daha çabuk ortaya çıkar. Aşırı sıcaklığa bağlı ortaya çıkan sağlık sorunları şunlardır:

• Tansiyon düşmesi
• Baş dönmesi
• Aşırı terleme ve tuz kaybıyla oluşan ısı krampları
• Konsantrasyon bozuklukları
• Konvülziyon
• Aşırı uyku hâli
• Yorgunluk
• Vücut direncinin düşmesi
• Çalışma veriminin düşmesi
• Kaşıntıya yol açan kırmızı lekelerin oluşması
• Moral bozukluğu
• Aşırı duyarlılık ve endişe
• Vücut sıcaklığında aşırı yükselme (Özellikle 41 °C’nin üzerinde ısı çarpması, koma
ve ölüm görülür.)

Sıcak ortamda uzun süreli olarak çalışanlar, zaman içinde sıcak ortama alışırlar. Buna aklimatizasyon denir. Bu kişilerde zaman içinde terleme miktarı artar, böylece sıcak daha kolay tolere edilebilir. Buna karşılık terle kaybedilen tuz miktarı azalır. Sıcak ortama yeni gelen bir kişi dakikada 15 gram terlerken, aklimatize olan kişilerin terleme miktarı 50 g/ dk. düzeyine kadar artabilir. Diğer yandan ter içinde kaybedilen sodyum miktarı ise 4 g/l’den 1 g/l düzeyine kadar inebilir. Sıcak ortamda çalışanların sağlık sorunlarının ortaya çıkmaması için fizik aktivite düzeyleri azaltılmalı, giysi türleri ortama ve koşullara uygun seçilmeli, kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasına çalışılmalıdır. Çalışanların düzenli aralıklarla su içmeleri ve günde aldıkları tuz miktarını da artırmaları gereklidir. Bunun için çalışan, saatte 3-4 bardak su içmeli, iş yeri hekimine danışarak günde fazladan 3-4 gram tuz almalıdır.

Ortamda Sıcaklık Değerlendirmesi

Sıcaklığın değerlendirilmesi, en basit şekli ile termometre kullanılarak yapılır. İş yeri ortamlarında, ortam sıcaklığı ve ortamda bulunan kişilerin sıcaklık algısı, ortamın nem düzeyinden ve hava akımından etkilenir. Ayrıca radyant ısı kaynağının varlığı da sıcaklık algısını değiştirir. Ortamın nemli oluşu sıcağın veya soğuğun etkisini arttırıcı rol oynar. Hava akımı ise havayı soğutur. Bu nedenle iş yeri ortamında sadece kuru termometre ile yapılan sıcaklık ölçümü yeterli değildir. Nem, hava akım hızı ve radyant ısı ölçümlerinin de yapılması gereklidir.

Nemlilik

Havadaki su buharına nem denir. Nem, mevcut ortam ısısı koşullarında iş yeri havasını doymuşluk (%100 nemli) düzeyine kadar getirecek su buharı değerine göre yüzde oranı şeklinde ifade edilebilir. Nem, hissedilen sıcaklığın derecesini etkiler. Nem düzeyi yükseldikçe veya arttıkça havanın sıcaklığına göre sıcak ve soğukluk daha farklı hissedilebilir (Şekil 7.1). Bu nedenle nem düzeyi yüksek olan çalışma ortamlarını klima ve vantilatör kullanarak, nem düzeyi düşük olan ortamları da klimalarla daha uygun hâle getirmek mümkündür. Nem düzeyi ölçümü kata termometre, psikrometre cihazı ya da higrometre ile ölçülür. Psikrometre, kuru ve ıslak termometre bir arada kullanılarak aynı anda iki değer elde edilir. Sonuçlar bu cihaz için geliştirilmiş grafik (psychrometry chart) ile değerlendirilerek ortamın nem düzeyi hesaplanır.

Hava Akımı

Hava akımı, hareket hâlindeki havanın insan bedenine çarpması sonucu deride meydana getirdiği ısı değişikliği olarak algılanır. Gereğinden az ya da çok olması sakıncalıdır. Çalışma ortamında ısısal rahatlığın (termal konfor) sağlanması ve sağlığa zararlı olan su buharı, gaz ve tozların ortamdan atılması için uygun bir hava akımı sağlanmalıdır. Hava akım hızı anemometre ile ölçülür. Ortamdaki nem ve hava akımını dikkate alan değerlendirmeye etkin sıcaklık değerlendirmesi denir. Buna ek olarak radyant ısıyı da dikkate alan değerlendirmeye düzeltilmiş etkin sıcaklık denir. Bu ölçüm sonuçları önceden hazırlanmış nomogramlar aracılığı ile değerlendirilir ve ortamın sıcaklığı hakkında doğru bilgi edinilmiş olur. Isı alışverişi, ortam sıcaklığına, havadaki nem oranına, hava akım hızına, ortamda radyant ısı yayan kaynakların varlığına, kişinin metabolizma yapısına, kişinin metabolizma düzeyine ve üzerindeki giysilere göre değişir.

Gürültü

İstenmeyen ve hoşa gitmeyen sese gürültü denir. Gürültünün insan üzerinde görülen ilk etkisi rahatsızlık ve dikkat dağılmasıdır. Bu etki gürültünün şiddetiyle orantılı olarak artmakta ve çok hafif sesler bile kişiyi yeterince rahatsız ve tedirgin etmektedir. Gürültünün çalışan sağlığı açısından en önemli etkisi ise işitme kaybına neden olmasıdır. Ses düzeyini ölçen cihazlar; ses düzeyi ölçer (sound level meter), desibel olarak ses şiddetini ölçerler.

Gürültü, sanayi kollarında çalışanlarda olduğu kadar toplum sağlığı bakımından da önemli bir sağlık sorundur. Trafiğin yoğun olduğu bir kavşakta birçok makinenin çalıştığı bir atölyedeki kadar gürültü tespit edilmektedir. Gürültü düzeyi 50-60 desibeli aştığında kişiler arası iletişim güçleşir. 85 desibel ve üzerindeki ses işitme sistemini olumsuz etkiler. Gürültünün yüksek olduğu iş yerlerinde gürültüden korunmak için kulak tıkaçları veya kulak koruyucuları kullanmak gerekmektedir. Bu cihazlar gürültüde 15-30 dB azalma sağlarlar. Bunlar içinde kulaklıklar daha iyi koruma sağlar, ancak gerekirse ikisi birden kullanılabilir. Kulak koruyucularının kullanımında süreklilik çok önemlidir. Kulaklık kullanımına çok kısa sürelerle (bir günde 45 dakika) ara verildiğinde koruyuculuk yarı düzeyine inmektedir. Kulaklık kullanımı ile ilgili bir diğer nokta da kulaklığın ilk kullanılacak koruyucu yöntem olmadığının kabul edilmesidir. Öncelikle iş yeri ortamında gürültü düzeyini azaltacak teknik korunma önlemleri alınmalı, daha sonra gerekirse kulaklık kullanımına başvurulmalıdır.

Aydınlatma

Yaşanan ve çalışılan ortamın aydınlatma düzeyinin insanlara rahatlık verecek şekilde olması gereklidir. Genel olarak çalışılan ortamların aydınlatma düzeylerinin 200-300 lüks düzeyinde olması yeterlidir. Doğrudan işin yürütülmesi ile ilgili olmayan depo, ambar, koridor gibi yerlerde 40-50 lüks düzeyi yeterli olurken, daha ince işlemlerin yapıldığı ortamlarda 1000-2000 lüks düzeyinde aydınlatma gerekebilir. Aydınlatmanın yeterli olmadığı iş yerlerinde iş kazası riski yüksektir. Üzerinde işlem yapılan cisim ve yüzeylerin gereğinden fazla veya az aydınlatılması, esas işin görülmesini güçleştirir. Aynı zamanda göz uyumunu da zorlaştırır. Aydınlıktan daha az aydınlığa geçişte bir uyum zamanı gerekir. Birdenbire parlak bölgeden daha az aydınlık bir bölgeye geçişlerde, uyum için yeterli zaman geçmezse, düşmeler, kaymalar ve çarpmalar olabilmektedir. Yapılan araştırmalarda ışık titreşimleri altında çalışan operatörlerde, bir algı yanılmasının oluştuğu, makine devirlerinin yavaş olarak algılandığı gözlenmiştir. Stroboskobik etki olarak bilinen bu sorun iş ortamında kullanılan aydınlatma lambalarının doğru seçilmiş olmamasından kaynaklanmaktadır.

Aydınlatma kuralları şu şekilde özetlenebilir:

• Görüşü uzun süre yormadan, zorlamadan, yanılgısız sürdürmeyi sağlayan, ruhsal uyumu kolaylaştıran, kullanım amacına uygun olarak seçilmiş armatürlerle oluşturulmalıdır.
• Aydınlatma araçlarından çıkan ışık ışınları direkt veya yansıyarak göze gelmemelidir.
• Yapay aydınlatma doğal aydınlatmaya yakın olmalıdır.
• Çalışma alanında keskin gölgeler oluşmamalıdır.
• Aydınlatmada titreşim (pırıldama) olmamalıdır.

Elektromanyetik Alan (EMA)

Elektrik akımının geçtiği her yerde elektromanyetik alan (EMA) meydana gelir. Dolayısıyla yaşam alanlarımızda EMA üreten kaynaklarla birlikte yaşama zorunluluğumuz söz konusudur.

EMA kaynakları iki temel alanda incelenir

• Çok düşük frekanslı kaynaklardan meydana gelen EMA (ÇDF-EMA)
• Yüksek frekanslı ve özellikle haberleşme sistemlerinden kaynaklı EMA (RF-EMA)

ÇDF-EMA

50-60 Hz frekanslı elektrik enerjisinin üretim, iletim (yüksek ve orta gerilim), dağıtım (alçak gerilim) ve tüketimi sırasında meydana gelir.

Enerji İletim ve Dağıtımı

• Alçak Gerilim: 1-1000 Volt
• Orta Gerilim: 1-90 KV
• Yüksek Gerilim: > 90 KV

RF-EMA

Frekansı MHz’den fazladır. Haberleşme sistemlerinden (cep telefonu ve baz istasyonları gibi mobil iletişim sistemleri, radyo-TV vericileri, telsiz vericileri vb.) kaynaklanır. Hem ÇDF-EMA, hem de RF-EMA Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nca (IARC) Grup 2B kanserojen olarak sınıflandırılır (Tablo 7.1). Bu nedenle elektrikli cihazlar çalışırken yanında fazla durmamalı, kablolu kulaklık kullanmalı, cep telefonu ile fazla konuşmamalı (kulaklık kullanılmıyorsa cihaz tek kulakta 6 dakikadan fazla konuşmamalı), şarj için elektrik prizine bağlı iken cep telefonu ile konuşmamalıdır.

Titreşim (Vibrasyon)

Gürültülü çalışan makine ve tezgâhlar genellikle titreşim oluştururlar. Çalışanların titreşimden etkilenmesi ya tüm vücudun etkilenmesi ya da el ve kolların etkilenmesi şeklinde olabilir. Tüm vücudun etkilenmesi kamyon, traktör, inşaat makineleri, otobüs, tren sürücüleri vb. çalışan bir motorun üzerinde bulunan kişiler için söz konusudur. El ve kolların etkilenmesi ise matkap, çekiç, kompresör gibi pnömatik cihazları kullanan kişilerde görülür. Bu tarz işleri yapan veya cihazları kullananlar el ve kol vibrasyonuna maruz kalırlar. Titreşim, vücudun tümüne aktarıldığında, özellikle bel bölgesinde rahatsızlık ve omurgada travmaya yol açar. Ayrıca zihinsel ve bedensel yorgunluğa, sinir sistemi, sindirim ve dolaşım sistemi üzerinde oluşturduğu negatif etkiler yüzünden iş veriminde düşüşe, iç organların bağ dokusunun gevşemesine neden olarak organların bedenin içinde sarkmasına (organoptozis), kas deformasyonlarına neden olabilir. El-kol titreşiminin özel bir etkisi de beyaz parmak veya ölü parmak adı verilen bir durumdur. Madencilik, ormancılık, inşaat vb. işlerde titreşimli ve elektrikli el aletleri ile çalışırken oluşan titreşim sonucu meydana gelir.

Titreşimin etkisini önlemek için:

• Titreşime neden olan makine ve araçlarda yalıtım yapılarak, insanların etkilenmesi önlenmelidir.
• Titreşim azaltılmalıdır (Makinelerin sap kısımlarının titreşimi absorbe edilmeli, lastik eldiven giyilmeli vb.).
• Eller sıcak tutulmalıdır.
• İşçiler sık sık muayene edilmelidir.
• Gerekli görüldüğü takdirde iş değişimi yapılmalıdır.

Basınç

Bazı iş türlerinde düşük veya yüksek atmosfer basıncı altında çalışma söz konusu olabilir. Yüksek basınç, özellikle su altı iş yerlerinde ve tünel yapımında sorundur. Su altında her 10 metre derinlikte basınç 1 atmosfer artar. Dalgıçlar, balıkçılar, özellikle sünger avcıları yüksek basınç maruziyetine uğrayabilirler. Yüksek basınç altında kanda fazlaca çözünen azot gazı kişinin hızla su yüzüne çıkarılması durumunda gaz hâline geçer, sonuçta gaz embolisi oluşur. Düşük atmosfer basıncı ise yüksek rakımlı yerlerde olur. Hat bakım işçileri, yüksek rakımlı yerlerde bulunan istasyonlarda çalışan işçiler, pilotlar, hostesler, askerler risk altındadır. Yüksek yerlerde atmosfer basıncı ile birlikte parsiyel oksijen basıncı da düşeceği için hipoksi oluşur. Deniz seviyesinden 2400 metre yükseğe çıkıldığında, arteriyel kandaki hemoglobin oksijen saturasyonu %90’ın altına düşer, baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, yorgunluk gibi hipoksi belirtileri ortaya çıkar.

Bir Cevap Yazın