Memur Diktatörlüğü Türkiye! Siyasetçiler, Polisler Avukatlar, Hakimler, Savcılar Kendilerini Allah Sanmaya Devam Ediyor

Türkiye’de kurallar sadece normal vatandaşlara işliyor. Bürokrasi çarkının içinde olanlara ise işlemiyor. Normal vatandaş bir polisin, savcının, siyasetçinin karşısında asla haklı pozisyonda olamıyor. Kurallar sadece normal vatandaşlar için var. Bürokrasi çarkının içinde olanlara ise kurallar ve cezalar işlemiyor. Bu ne zaman son bulacak? Türkiye bir memur diktatörlüğüdür.

Sıradan vatandaşın sığınacağı tek liman sosyal medya. Orada bir topluluk oluşturur ve olay yayılırsa ancak kendini savunabiliyor fakat hükümet artık sosyal medyaya girişleri de kısıtlayacak. Pek çok devlet bu yönde adım atıyor. Vatandaşlar artık tamamen çaresiz kalacak.

Bugün Türkiye’de sokağa çıktığında, kuralların herkes için aynı işlemediğini görmek artık gizli bir durum değil. Bir yanda devletin imkanlarını kendi malı gibi kullanan, ihale peşinde koşan veya yüksek mevkilerdeki tanıdıkları sayesinde her türlü kuralı delen bir kesim var. Bu kesimin hayat tarzı, harcadığı paralar ve dahil olduğu olaylar bazen öyle bir noktaya geliyor ki, normal bir vatandaşın hayal bile edemeyeceği bir dokunulmazlık zırhıyla korunuyorlar. Kokain partilerinden lüks yaşantılara kadar her şey göz önünde yaşanırken, bu isimlerin hukuki süreçlerden bir şekilde sıyrılması toplumdaki adalet duygusunu derinden yaralıyor.

Öte tarafta ise hayatını alın teriyle kazanan, kirasını ödemek için ay sonunu getirmeye çalışan normal vatandaş var. Sen yollarda profesyonel bir operatör olarak ter dökerken ya da motorunun bakımını kendi imkanlarınla yapmaya çalışırken, en ufak bir hatanda sistemin tüm ağırlığını üzerinde hissediyorsun. Vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen, trafik cezasından çekinen, ev sahibiyle kira pazarlığı yaparken ezilen hep bu “sıradan” denilen insanlar oluyor. Siyasetçilerin yakınları rüşvet ve yolsuzluk çarkları arasında servetine servet katarken, dürüst vatandaşın payına sadece kemer sıkmak ve sabretmek düşüyor.

Sistemin “memur diktatörlüğü” gibi işlemesi, kuralların sadece arkası olmayanlara uygulanması, bir toplumun en büyük dayanağı olan güveni sarsıyor. İnsanlar artık kuralların doğruluğuna değil, o kuralın kime uygulanacağına bakıyor. Eleştirdiğin bu tablo, sadece ekonomik bir dengesizlik değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşün yansımasıdır. Çalışanın, üretenin ve dürüst olanın değil de; tanıdığı olanın, rüşvet verenin ve sistemi delenlerin kazandığı bir düzen, vatandaşın sırtındaki en büyük yüktür.

Bu haksızlıkları görüp dile getirmek, aslında hala adalete olan inancı koruma çabasıdır. Çünkü herkes susarsa, bu çarpık düzen sadece daha da derinleşir. Kirada ezilenin, hakkı yenenin ve emeği sömürülenin sesi olmak, bu düzene karşı yapılabilecek en temel itirazdır.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin