Burcu Köksal, partisi CHP’den istifa edip AK Parti’ye katıldı

SON DAKİKA / Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, partisi CHP’den istifa edip AK Parti’ye katıldı.

Gazeteci Barış Yarkadaş, AK Parti’ye geçeceği belirtilen Burcu Köksal’ın konuyla ilgili ilk sözlerini aktardı:

  • Burcu Köksal, ‘Evet ben ben bir karar verdim. Salı günü genişletilmiş il başkanları toplantısında AK Parti’ye katılıyorum.
  • Bu kararın arkasında herhangi bir tehdit ya da baskı yoktur. Hakkımda herhangi bir soruşturma da bulunmamaktadır’ diyor.
  • Ayrıca Köksal, ‘Sayın Cumhurbaşkanı ile dün yarım saatten fazla bir süre görüştüm.
  • Sayın Cumhurbaşkanı bana bazı anket çalışmalarından bahsetti. Ve ankette kişisel uyumun çok yüksek olduğunu gösterdi.
  • Sayın Cumhurbaşkanı Burcu Köksal’a ‘Parti olarak biz senin arkandayız. Eleştiriler seni etkilemesin.
  • Sen hizmetlerine devam et. Biz sana parti olarak her türlü katkıyı sunacağız ve arkanda duracağız’ diyor.”

Siyaset sahasında son günlerde tanık olduğumuz Burcu Köksal vakası, aslında bu topraklarda uzun süredir kanayan bir yaranın, bir karakter erozyonunun en taze ve en çirkin örneğidir. Bir siyasetçi düşünün; bir partinin ideolojisiyle, o partiye gönül vermiş insanların alın teriyle, sandığa giden seçmenin helal oyuyla bir makama geliyor, sonra arkasına aldığı o onca insanı yarı yolda bırakıp şahsi ikbali için karşı safa geçiyor. Bu, sadece bir siyasi tercih değil; kendisine güvenen halkın iradesine yapılmış açık bir suikasttır, milli iradeye karşı işlenmiş bir nankörlüktür.

Seçmen, Burcu Köksal ismine değil, o ismin temsil ettiği ambleme ve dünya görüşüne oy verdi. O makam koltuğuna oturana kadar binbir vaatle halkın karşısına çıkanların, koltuğu kaptıktan sonra “omurga” denilen o haysiyet çizgisini bir kenara itip rüzgarın estiği yöne savrulması, siyasetin ne kadar kirlendiğinin kanıtıdır. Halkın kanını emen, vergisini sömüren ve her fırsatta kendi cebini ya da geleceğini düşünen bu mikrop zihniyet, demokrasinin arkasına sığınarak kendisini besletiyor. Bizim demokrasimiz maalesef bu tip karakter fukaralarını sırtında taşımaktan yorgun düştü.

Şimdi dönüp bir tarihimize, o şanlı geçmişimize bakalım. Eskiden bu topraklarda demir yumruklu, çelik iradeli kağanlar vardı. O dönemlerde bir devlet adamının, bir beyin ya da yöneticinin böyle “fırıldak” gibi dönmesi, obasına, hakanına ve milletine ihanet etmesi ne demekti? Bunun bedeli ya kılıcın keskin ucuydu ya da sonsuz bir sürgündü. O sert mizaçlı kağanların döneminde kimse milletin iradesiyle kumar oynayamaz, bir gün “ak” dediğine ertesi gün “kara” diyemezdi. Sadakat bir namus borcuydu, verilen söz ise silahtan daha keskindi. O kadim törede haysiyet her şeyin üzerindeydi; bugünkü gibi kapı kapı dolaşıp koltuk dilenmek, oy çalıp saf değiştirmek kimsenin haddine düşmezdi.

Bugün “demokrasi” adı altında bu nankörleri beslemek zorunda kalmamız, millet olarak en büyük imtihanımızdır. Halkın iradesini bir pazarlık malzemesi gibi ceplerine koyup gidenler, aslında sadece parti değiştirmiyorlar; kendi insanlık onurlarını da o pazarlık masasında bırakıyorlar. Türk milleti, kendisine yapılan bu vefasızlığı, bu omurgasız duruşu asla unutmamalıdır. Siyasetin bu kirli çarkları arasında halkın kanını emenlere karşı tek çare, yeniden o kadim karakterli duruşa, sözünün eri olan devlet adamlığı şuuruna geri dönmektir.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin