Etiket arşivi: 3. dünya savaşı

Emperyalizm Zenginlik Ve Ferah Getirir

Emperyalist ülkelerin ortak yönüne baktığımız da hepsinin zengin olduğunu ve halkın alım gücünün yüksek olduğunu görürüz. Bugün dünyanın demokrasi ve özgürlük havarisi ABD bile dediklerine zıt bir şekilde emperyalizmin etinden sütünden yararlanmaktadır. Küçük ülkelerin üstüne çökmekte, oranın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmektedir. Bu doğanın kanunudur. Doğada da güçlü olanlar zayıf olanları elemektedir. Türkiye emperyalist yarışta geri kalmış bir ülkedir. Türkiye sanayi devrimini kaçırarak adeta kendi ayağına sıkmış bir devlettir. Zaten 1. Dünya Savaşına sanayisini yükseltmiş bir ülke olarak girseydik büyük ihtimal savaşta yenilmeyecektik. 1. Dünya Savaşında Almanya’nın müttefikleri de zayıftı. Avusturya Macaristan, Bulgaristan gibi iki zayıf ülkenin yanında bir de sanayisi güçlü olmayan Türkiye vardı, fakat Türkiye mevcut durumuna göre çok iyi direnmiş ve çok fazla kayıp vermiş bir ülkedir. Ancak her ne şekilde olursa olsun savaşta yenildik. ABD ise savaşa sonradan dahil olmuş, savaştan önce de İngilizler ve müttefiklerine silah satarak kasasını doldurmuş, savaşa sonradan dahil olarak da yeni dünya düzeninde söz sahibi olmuştur. İkinci Dünya Savaşından sonra da dünyayı yönetme iradesini İngilizlerden alarak mutlak bir güç haline gelmiştir. Bu gücünü SSCB’yi yıkarak perçinlemiş ve tek kutuplu dünya düzenini getirmiştir.

ABD’nin refahı sadece Emperyalizm ile gelmemiştir. Çünkü ABD zaten kaynak bakımından da zengin bir ülkedir ve çok fazla beyin göçü almaktadır. Belçika, Hollanda, Fransa gibi ülkeler ise saf Emperyalist güç ile zenginlik elde etmiştir. Küçücük Belçika Afrika’da büyük bir sömürü düzeni kurmuştur. Oradan çaldığı altınlarla ve elmaslarla dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmuştur ve Belçika halkı da refah içinde yaşamaktadır. Çin ve Rusya gibi doğu ülkelerinde ise Emperyalist olsa bile halkı her zaman fakirlik içinde yaşamaktadır. Çünkü bu ülkelerde emperyalist kültür sadece devlete çalışmaktadır. Batı Emperyalizminde ise devlet ele geçirdiği ganimetleri ve elde ettiği refahı kendi vatandaşı ile paylaşmaktadır.

Türkiye’de anti emperyalist tavır alan çok vatandaş var. Emperyalizmi dillerine dolaşmışlar. Arkadaşlar, anti emperyalist olursanız Belçikalısı, İngilizi, Fransızı, Amerikalısı hatta Araplar bile ülkenize gelir ve krallar gibi yaşar siz de kendi ülkenizde mülteci konumuna düşersiniz. Türkiye emperyalist olduğunda batı tipi bir emperyalizmi benimseyecek yoksa doğu tipi bir emperyalizm mi? Umuyoruz ki emperyalist düzene geçer ve batı tipi bir emperyalizmi benimser de Türk milleti artık refaha geçer.

Siz saldırmasanız size saldıranlar çok olacaktır. En büyük savunma saldırıdır. Siz sömürmeseniz başkaları sömürür. Ya sömüren olacaksınız ya da sömürülen.

Türkiye’nin Libya’da Ne İşi Var?

100 yıl önce Sykes Picot düzeni Türk dünyasının başı olan Türkiye ile gövdesi olan Asya Türklüğünü birbirinden ayırdılar hatta düşman bile etmeye çalıştılar. Araya Ermenistan adlı şer yuvası sokoldu. Azerbaycan’ı ikiye bölüp çoğunu İran’a verdiler. Böylece Türk dünyasını paramparça ettiler. Şimdi Türkler yeniden toparlanmaya çalışıyor . Ancak planı yapanların içimize ektiği tohumların şimdi boy veren mahsulleri diyor ki ne işin var Azebaycan ile onlar Şii. Ne İşin var Suriye ile onlar Arap. Ne işin var Libya ile askeri öldüreceksin. Bunlar kesinlikle bu toprakların mahsulü değil. Türkler böyle düşünenlere karşı dikkatli olmalı. Azerbaycan a yapılan Türkiye’ye de yapıldı. Tek fark, Türkiye Türkleri bunun farkında değil. Suriye adı ile adlandırılan bölge coğrafi olarak Anadolu’nun ve demografik olarak ta Türkiye’nin bir parçası. Hem de o kadar ki o bölge Anadolu ‘dan daha kadim bir Türk yurdu. Türk milletine barışçıl, içine kapanık, cumhuriyetçi kafay ile düşünmek yakışmıyor. Bir imparatorluğun varisleri olarak bize de dünyaya nizâm-ı âlem endişesiyle bakmak yakışır. İmparatorluk düşüncesi kesinlikle bunu gerektirir. Aksi halde sürekli küçülürüz ve yok oluruz. Toplumsal, dini ve ırkî farklılıkları yönetememe korkusu ancak küçücük ulus devlet modellerinin endişesi olabilir. Türkler önce dünyaya ve sonrasında evrene nizâm vermek için yaratıldığına göre bu farklılıklardan korkmanın hiç bir anlamı yoktur. Nitekim bu farklılıklar ancak ve ancak imparatorluk düzeniyle bir arada tutulabilir, yönetilebilir. Ulus devlet modelini benimseyenlerin, farklılıkları idare edememe endişesi taşımakta haklılık payları vardır. Zira onların zihniyeti, daha ülke sınırları içinde dahi nizam sağlamaktan yoksundur.