Etiket arşivi: kuruluş osman

Büyük Selçuklu Devleti’nin Yıkışılışı

Melikşah’ın ölümünden hemen sonra Selçuklu devletinde Melikşah’ın oğulları arasında taht kavgaları başlamış ve devlet fetret devrine girmiştir. Melikşah’ın eşi olan Terken Hatun, halifenin onayını alarak 1092’de 4 yaşındaki oğlu Mahmut adına Bağdat’ta hutbe okutmuştur. Nizâmülmülk taraftarlarının desteklediği Melikşah’ın diğer oğlu Berkyaruk, kardeşiyle girdiği taht mücadelesini kazanarak tahta çıkmıştır ancak Terken Hatun, saltanatı ele geçirmek için önce Berkyaruk’un dayısı İsmail Yakuti’yi daha sonra da amcası Tutuş’u yönetime karşı isyana kışkırtmıştır. Ülkenin batısındaki bu taht mücadelelerini kazanan Berkyaruk, bu kez de devletin doğusunda isyan eden diğer amcası Arslan Argun’u bertaraf etmiş ve böylece hâkimiyetini pekiştirmiştir. Sultan Berkyaruk Dönemi’nin önemli olaylarından birisi de Haçlı Seferleri’nin başlamasıdır. Türkleri Anadolu’dan atmak ve Kudüs’ü ele geçirmek amacıyla Avrupa’dan harekete geçen I. Haçlı ordusu Antakya’ya kadar ilerleyerek burayı kuşatmış, şehrin valisi, Berkyaruk’tan yardım istemiştir. Berkyaruk, Musul emirini bu işle görevlendirmiş olsa da Musul emiri, Haçlılarla yapılan savaşı kaybetmiştir. Taht kavgaları nedeniyle Haçlı saldırılarına karşı yeterli mücadele yapılamamış ve bunun sonucunda Antakya’yı ele geçiren Haçlılar, Kudüs’e kadar ilerlemiştir. Sultan Berkyaruk’un ülkede iç düzeni sağlamasından sonra bu kez de kardeşi Mehmet Tapar 1099’da isyan etmiştir. Kardeşler arasında meydana gelen savaşlar sonucunda Azerbaycan sınır olmak üzere Büyük Selçuklu Devleti ikiye bölünerek batı kısmına Mehmet Tapar, doğu kısmında ise Berkyaruk sultan olmuştur. Sultan Berkyaruk, on iki yıl süren saltanatı boyunca sürekli taht kavgaları yaşamış ve 1104 yılında daha 25 yaşındayken ölmüştür.

Berkyaruk’un ölümünden sonra Mehmet Tapar 1105’te Selçuklu tahtına çıkmış ardından hanedan üyelerinin isyanlarını bastırarak Suriye ve civarındaki Haçlı devletleri ile mücadeleye girişmiştir. Ayrıca Sultan Mehmet Tapar, gittikçe gelişen ve devlet için tehdit hâline gelen Bâtınî faaliyetlerine karşı önemli tedbirler almış ve Bâtıniler üzerine seferler düzenlenmiş ancak Mehmet Tapar’ın 1118 yılında ölümü üzerine bu seferler sonuçsuz kalmıştır. Mehmet Tapar öldükten sonra kardeşi Sencer tahta geçmiştir. Sultan Sencer, Selçuklu Devleti’ni yeniden düzenleyerek “Sultan-ı Azam” unvanını alan Sencer zamanında Selçuklular, Gaznelilere ve Karahanlılara karşı yeniden hâkimiyeti tesis etmiştir. Karahanlı Hükümdarı Mahmut ile idaresi altındaki Türk boylarından olan Karluklar arasında çıkan anlaşmazlıkta Mahmut, Sultan Sencer’den yardım isterken Karluklar da Moğol kökenli Karahitaylardan yardım istedi. Selçuklu ve Karahitay orduları arasında 9 Eylül 1141’de meydana gelen Katvan Savaşı’nda hayatındaki ilk yenilgisini alan Sultan Sencer’in ordusu, bu savaşta tamamıyla dağılmış ve Karahitaylar bütün Maveraünnehir’i istila etmiştir.

Bu mağlubiyet Selçuklu Devleti ve İslam dünyası için ağır bir mağlubiyet olmuş ve Büyük Selçuklu Devleti yıkılma sürecine girmiştir. Sultan Sencer, bu süreçte ülkesinde yaşayan Oğuzlar ile vergi ödeme konusunda çıkan anlaşmazlık neticesinde Belh’te meydana gelen savaşı kaybederek 1153’te Oğuzlara esir düşmüştür. 1156’da esaretten kurtulan Sencer’in 1157 yılında ölmesiyle Büyük Selçuklu İmparatorluğu tarih sahnesinden çekilmiştir (Görsel 3.4.). Büyük Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla ortaya çıkan devletler ve atabeylikler şöyledir:

Türkler Türk Tanrısına İhanet Etti!

Din değiştirme, insanlık tarihi boyunca bireylerin ve toplumların yaşamlarında karşılaştıkları ve derinden etkilendikleri en önemli olaylardandır çünkü bir dine girmek ya da dinden çıkmak öncekinden çok daha farklı yeni bir yaşam tarzının benimsenmesi anlamına gelmektedir. Kişiler ve toplumlar için eskiden değer verdikleri ve günlük yaşamda önemsedikleri birçok kavram anlamını yitirirken bunların yerini başka ritüeller ve hedefler yer alır. Uygurların din değiştirmeleri sonucu savaşçılık yeteneklerini yitirmeleri ve yerleşik hayata geçmeleri bunun en iyi örneklerinden biri olmuştur. Tıpkı diğer Müslümanlar gibi Türkler de İslam’a geçince Araplaşmıştır.

Farklı coğrafyalarda İslam dinini kabul eden Berberiler, Acemler ve Kürtler gibi kavimler de bulunmaktadır. Kuzey Afrika’da yaşayan bir kavim olan Berberiler, önceleri tabiat güçlerine inanırken daha sonra Yahudilik ve Hristiyanlık inançlarını benimsemişlerdir. Berberiler, Emeviler zamanında İslâm’la tanışmadan önce, 400 yıla yakın Hristiyanlığın ve Roma Medeniyeti’nin etkisi altında yaşamışlardır. Emevilerin, Kartaca’yı fethi sonrası Berberiler İslamı kabul etmiştir. Berberiler sadece İslâmiyet’i kabul etmekle kalmamışlar; aralarına yerleşen müslüman Araplar’ın kültürünün etkisinde kalarak zamanla Araplaşmıştır. Berberîler’in İslâmlaşmasında çeşitli etkenlerin yanısıra Kur’an dilinin Arapça olması ve Arap kültürünün kendi kültürlerinden üstün görmesi ve Müslümanların Araplaştırma politikaları önemlidir.

Orta Asya bozkırlarında tarih sahnesine çıkan Türkler Gök Tanrı inancını benimsemişlerdi. Göçler, savaşlar ve ticari ilişkiler neticesinde Türk boyları zaman içerisinde farklı din ve inançları benimsemişlerdir. Tabgaçlar, Budizm’i; Uygurlar Maniheizm’i kabul etmişlerdir. Hazarlarda hakan ve ailesi Museviliği kabul ederken; Doğu Avrupa’ya göç eden Peçenekler, Avarlar Kumanlar, Bulgarlar ve Oğuzlar’ın bir kısmı (Gagavuzlar) Hristiyanlığı tercih etmiştir. İslamiyet haricindeki dinleri benimseyen Türk boyları zamanla millî benliklerini kaybettikleri düşüncesi de yalandır. Nasıl ki hristiyanlığı benimseyenler özünü kaybettiyse İslam’ı benimseyenlerde de özünü kaybetme durumları olmuştur. Kimine bu az tesir etmiş kimine ise çok tesir etmiştir. Türkler İslamiyet sayesinde mezhep kavgalarına bile girmiş, kendi öz kardeşine Ali’nin, Veli’nin, Muaviye’nin davası yüzünden kılıç çekmiştir.

Türklerin İslamiyeti kabulünde tamamen kılıç zoru olmadığı gibi Gök Tanrı ve İslam inancı arasında olduğu söylenen benzerlik etkili olmamıştır çünkü insanlar baskı ve zorlama ile düşüncelerini değiştirmeyecekleri (bazı ufak gruplar ve istisnalar dışında) gibi inançlarını değiştirirken de benzerlik arama gayreti ve çabasında olmazlar. Baskı ve zorlama ile olsaydı ilk fırsatta eski inançlarına dönmüş olurlardı ve Türk Tanrısına ihanet etmekten vazgeçerlerdi. Hâlbuki Türkler ortalama bin yıldan beri İslam dinine mensuptur. Benzerlik konusu etkili olsaydı Gök Tanrı inancıyla hiç benzerlik göstermeyen Budizm ve Maniheizm gibi dinleri benimseyen Türk boyları olmazdı. Nihayetinde din değiştirme çok daha derinlere giden ve farklı nedenleri olan bir kabulden ibarettir. Üstelik Türkler de İslamiyet’i çok kısa bir süre içerisinde benimsemiş değillerdir. Bazı boylar ve ufak Türk grupları kılıç zoru ile İslamiyete geçmiş, başka boylar Emevilerin ve Abbasilerin rüşvet politikası ile geçmiş, özellikle çoğunluğu oluşturan kısım ise siyasi nedenlerden İslam’a geçmiştir. Örneğin Selçukluların Kurultay toplayıp hangi dine geçelim diye tartışması ve bu tartışma sonucunda coğrafi açıdan İslam’ın daha çok Türklerin yararına olacağı düşüncesidir. Fakat öyle ya da böyle Türkler kendi öz dinlerine ve Türk Tanrısına (Gök Tengri) sırt çevirmiştir. Araplar ise kendi Tanrısına ihanet etmedi. Sadece dinlerindeki Allah sayısını teke düşürdüler ve en büyük ilahlardan biri olan El-İlah (Allah’ı) baş Tanrı yaparak dinlerini tekleştirdiler. Kültür yine aynı kültür olarak kaldı. Sözde putperestliği kaldırdılar fakat kabede taşın etrafında dönmeye devam ettiler. Cahiliye döneminde kullandıkları isimleri kullanmaya devam ettiler. Ali Müslüman olmadan önce de Ali idi. Herkes aynı adını kullanmaya devam etti. Türkler ise ilk fırsatta kendi güzel Türk adlarını değiştirip Arap adları aldılar. Kendi törelerini hiçe saydılar.

Her şeye rağmen Tengri Türkleri yalnız bırakmadı, ne olursa olsun onları korudu kolladı fakat bir yere kadar… Türkler her geçen gün özünü unutmaya ve mankurtlaşmaya devam etti. Şimdi ise Türkler inandığı dinler çoğaldı. Mesela bunlardan biri Futbol dini. Futbol külüplerine tapanlar. Partilere ve parti liderlerine tapanlar… Ünlülere tapanlar… Saymakla bitmez. Ufacık kız çocukları Kore Pop yıldızlarına secde edip ülkeden Türkiye’den kaçıp Kore’ye yerleşmeye çalışıyor. Türklük günden güne eriyor. Türk Tanrısı Türklere çok kızgın. Türkler özünü unutup mankurtlaşmaya devam ediyor. Bir taraf Araplaşıyor diğer taraf Yunanlaşıyor.

Bu kadar büyük bir öz kayıptan, mankurtlaşmadan ve çöküşten sonra ne olacak?

Türk ırkı nasıl yükselecek? Türk Irkının biricik kılavuzu ne olacak?

Mihaloğlu Ali Bey’den Türklük Dersi

Mihaloğulları (Gazi Mihaloğulları, Köse Mihaloğulları ve Mihalliler olarak da bilinir), 14-16. yüzyıllar arasında Rumeli fetihlerinde önemli rol oynayan Osmanlı akıncı ailesidir. Bu ailenin soyundan gelenlere Mihaloğulları denir. Ailenin en büyük atası Michael Kosses’dir. Bir Doğu Roma (Bizans) komutanıdır, ancak Türklerin yiğitliğinden ve mertliğinden etkilenerek Müslüman olmuş ve Osman (Ataman) Gazi’nin en yakın yoldaşı olmuştur. Adını da Abdullah Mihal olarak değiştirmiştir. Bu aileden gelenler hızlı bir şekilde Türk kültürünü benimsemiş ve tamamen Akıncı-Türkmen aristokrasisi içinde yetişmiştir. Mihaloğlu Ali bey de bu ailenin soyundan gelen bir akıncı beyidir.

Mihaloğlu Ali bey, Mihaloğlu Hızır Paşa’nın oğludur. 1425 yılında Plevne’de dünyaya geldi. Macarca, Romence, Lehçe ve İtalyanca bilen Ali Bey aynı zamanda Mihaloğulları ailesinin Plevne kolunu devam ettirmiştir. Mihaloğlu akıncılarının komutanlığı yapan Mihaloğlu Ali Bey, Fatih Sulltan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinin önemli komutanlarındandır. Mihaloğlu Ali bey harb sahasında vurularak Şehid olmuş yiğit bir komutandır. Esir düşmek kaydı ile öldürüldüğü yazılsada bu gerçekliğe uymamaktadır. Beylik döneminden beri akıncılık yapan bu aile 17. Yüzyılda düşürüldükleri pusuda tarih sahnesinden çekilmiştir.

Mihaloğlu Ali bey yaptığı akınlarla Türk devletini prestij kazandırmış ve düşmana korku vermiştir. Türklerden sürekli sopa yiyen bazı Avrupalılar bir olup Mihaloğlu Ali Bey’e bir ulağı yanında çok sayıda altın ile gönderirler. Ulak Ali Beye aynen şunları söyler:

“Sen Türk değilsin, ama soylu bir aileden geliyorsun. Ataların hristiyandı ve Müslüman değildi. Gel özüne dön, bu altınlardan çok daha fazlasını kazan”

Ali Bey ise tarihe geçecek şu cevabı verir:”Atalarım Türk olarak doğmamış olabilir, ama hepsi sonradan Müslüman oldu. Türk olarak doğmadıysak bile Türk olarak öleceğiz!”

Moğollar Namaza ve Ezana İzin Verdi

Cengiz Han, Hârezm seferine çıkarken Hristiyan Güçlük’ün zulüm ve kötülüklerini ortadan kaldırmak için bütün noyanlarını onun üzerine gönderdi. Moğol ordusunun geldiği haberini alan Güçlük kaçmayı tercih etti. Onu takip eden Moğol askerleri Kaşgar’a girince halk telaş içindeydi ve ölümü bekliyordu ama Moğollar hiçbir şey yapmadı. Hatta her yerde duyuru yaparak, tekbiri, ezanı ve namazı serbest bıraktılar. Herkesin kendi dininin ve âdetinin gereklerini serbestçe yerine getirebileceği konusunda tellal çağırttılar.