Kölelik

Hayvanlar ilk uygarlığın ortaya çıktığı zamanlarda çalışmaya zorlanmış birer köleydiler. Hayvanların, insanların kullanımı için sağlanan saf nesneler olarak hak gibi görülmeye başlandığı için, köleliğin başlangıcı tek kelimeyle hayvan statüsündeki belirli insan gruplarına atanmalarını gerektirdi. Marx’ın işaret ettiği gibi ‘antik çağlarda başvurulmuş olan frapan deyime göre, kölelik altında, işçi sadece instrumentum vocale [konuşma aracı] olarak, instrumentum semi-vocale [yarı-sessiz araç] olan bir hayvandan ve instrumentum mutum [sessiz araç] olan cansız bir araçtan ayrıtedilebilir’ (Marx, 1867).

Modern devirde, ırkçı ideoloji, köleliği yasallaştırarak siyah insanları insandan çok hayvan olarak tanımlamıştı. Kölelere ‘nakliye esnasındaki korkunç koşulları, çocukların bu koşullarda nakledilmelerini ve ailelerinden koparılmalarını, sıcak demirlerle dağlanarak, tasma ve zincir takılmasını ve hatta tıbbi deneylerin yapılmasını’ kapsayan uygulamaları görerek hayvanlar olarak muamele görmekteydiler. Köleler canlı stok pazarlarına göre biçimlendirilerek pazarlarda satılıyordu. Çağdaş deyimiyle, köleler pazarlarda ‘hayvanları sattığımız gibi’, uygunluk ve güçleri vs. için test edilerek satılıyorlardı. Zaptedilemez köleler ‘at kırıcıların’ vahşi atları evcilleştirdiği gibi ezilmeleri için ‘zenci kırıcılara’ gönderilirdi. ‘Bu teknikler yeni değildi, bunlar çiftliklerde, canlı stok pazarlarında, laboratuarlarda son birkaç yüzyılın üzerinde bir zamanda gelişmiştir’. (Et ve süt ürünleri: erkek iktidarının sembolü, cinsel hâkimiyet ve radikal ayrım, 1997). Aynı şekilde, ‘Hayvan evcilleştimesi, suç işlenmesinin üstesinden gelmek için tekniklerin birçoğunu sağladı: kadınları paylamak için at başlıkları; kafesler, deliler için zincirler ve saman’ (Thomas). Belki de bu listeye hapishaneleri de ve en son işkencedeki sığır dürtmelerinin kullanımını da ekleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın