Türkiye’de Hayvancılık: 1980 Yılı Sonrası Dönem

Türkiye’de Hayvancılık: 1980 Yılı Sonrası Dönem

Türkiye’de 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan ekonomik istikrar tedbirleri ile başlayan dönem, ülke ekonomisi için olduğu kadar hayvancılık sektörü için de son derece önemli ve yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirilmektedir. Özellikle hayvancılık alınan bu ekonomik tedbirlerden önemli ölçüde etkilenen sektör olmuştur. Türkiye 1970’li yıllara geldiğinde fiyat desteği kapsamına alınan bitkisel ve hayvansal ürün sayısı 20 civarındayken, bu rakam 1980’li yıllarda piyasa ekonomisi politikalarının etkisiyle giderek 10’a düşmüştür. Bu kapsamda da başta kasaplık hayvan ve et olmak üzere hayvansal ürünler destekleme kapsamından çıkarılmıştır. Böylece üretim, arz ve talebin piyasa ekonomisi koşullarında oluşacak fiyatlara göre belirlenmesi kararı, desteğe ve korunmaya muhtaç olan hayvancılık sektörünü olumsuz etkilemiştir. Serbest piyasa ekonomisine geçişin en önemli kuralı, bu ekonomik sistemin çalışmasına olanak verecek tüm kurumların oluşturulması ve etkin bir şekilde çalışır halde olması şartına bağlıdır. Ancak hayvancılık sektöründe böyle bir ekonomik ve kurumsal altyapı gerçekleştirilmeden, hayvan ve hayvansal ürün üreticisi tam rekabet piyasasının oluşmadığı yarı tekel bir piyasa koşuluyla karşı karşıya kalmıştır. Gerek o dönemde gerekse günümüzde hayvansal ürünlerde fiyat, oligopson bir piyasada oluşmaktadır.

Bir taraftan hayvansal ürünlerden devlet desteğinin çekilmesi, diğer taraftan hayvansal ürün fiyatlarının eksik rekabet piyasasında oluşması, ilave olarak bitkisel ürünlerde desteklemenin halen devam etmesi kırsal alanda sosyo-ekonomik yapının daha da gerilemesine sebep olmuştur. Bu sorun kalkınmada çok önemli bir unsur olan sektörler arası etkileşime de zarar vermiştir. Destekleme kapsamına alınacak ürünlerin seçiminde hayvansal ürünler aleyhine devamlı bir dengesizlik meydana gelmiştir. Oysa tam üye olmayı hedeflediğimiz AB’de, kırsal gelirler içerisinde hayvancılık sektörünün payı, üye ülkelere göre değişmekle birlikte ortalama %50 civarındadır. Hayvancılık sektöründe 1980 yılı sonrası hayvansal üretim yetersizliği ve enflasyon nedeniyle kırmızı ette yaşanan fiyat yükselmeleri kısmi bir kıtlık hali ve spekülatif artışlar olarak kabul edilmiştir. Bu dönemde yükselen hayvansal ürün fiyatları karşısında piyasayı dengelemek, tüketiciye ucuz et yedirme ve fiyat istikrarı sağlamak amacıyla ithalata (dışalım) gidilmiştir. Bu ithalat politikalarına rağmen arz-talep dengesi ve fiyat istikrarı günümüze kadar sağlanamamış adeta sektör “ekonomik kısır döngüye” girmiştir. Nitekim hayvancılık sektöründe 1997 yılında ithalat vergisi oranları yükseltilerek yasaklanan canlı hayvan ve et ithalatı, 2010 yılına gelindiğinde yükselen et fiyatları ve tüketicinin ucuz et yemesi bahane edilerek ithalat tekrar serbest bırakılmıştır. Bu kapsamda başta sığır karkas, besi materyali sığır, kasaplık sığır, kurbanlık koyun ve sığır olmak üzere gümrük vergi oranları düşürülerek EBK ve özel sektör aracılığıyla ithalata gidilmiştir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB)’nda, Hayvancılığı Geliştirme Projeleri Genel Müdürlüğü ile EBK ve SEK gibi kurumların program ve hedeflerinin farklılığı, destekleme politikalarının uygulanmasında birden fazla kurumun sorumlu olması ve koordinasyon yetersizliği, hayvancılıkta öngörülen gelişmelerin sağlanamamasına neden olmuştur. Yani üretimi artırmaya yönelik programlar, KİT’ler aracılığı ile ekonomik politikalarla desteklenmemiş ve buna bağlı olarak ekonomik kalkınma ve büyüme başarılamamıştır. Ülkemizde 1980 yılı sonrası dönemde yapılan yanlış uygulamalardan biri de kamu hizmetlerinin yeniden düzenlenmesinde görülmüştür. 1983 yılında çıkan 183 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1937 yılında 3202 sayılı yasa ile tarım ve hayvancılık hizmetlerini sektörel bir anlayışla düzenleyen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Vazife ve Teşkilat Kanunu yürürlükten kaldırılarak, kırsal alana yönelik hizmetler fonksiyonel (işlevsel) bir kamu örgüt anlayışıyla yeniden düzenlenmiştir. Bu yeni düzenlemede, hizmetlerin özelliği, işletme yapıları ve sektör farklılıkları dikkate alınmamıştır. Türkiye’de 1990’lı yılların başlarında başlatılan özelleştirme politikalarının hayvancılık sektörü üzerinde önemli etkileri olmuş, üretim sektörünün birer lokomotifi ve aynı zamanda sosyo-ekonomik denge ve istikrarı sağlamada çok önemli etkisi olan EBK, SEK ve Yem Sanayi AŞ gibi KİT’ler özelleştirme kapsamına alınmıştır. Daha sonra EBK kısmen, SEK ve Yem Sanayi AŞ ise tamamen özelleştirilmiştir.

Hayvancılıkta, toplam maliyetler içerisinde %60-70 oranında payı olan yemin, üretiminde özel sektörün de piyasaya girmesiyle birlikte belirli ölçüde olumlu gelişmeler olmasına rağmen, üretimde, kalitede ve hammadde temininde istenilen düzeye ulaşılamamıştır. Özellikle kaba yem üretimini artırmayı teşvik eden politikalar daha dikkatli bir şekilde uygulanmalı, mevcut yem bitkileri ve çayır-mera alanlarının ıslahı çerçevesinde kaba yem açığının kapatılması amaçlanmalıdır. Bu dönemde hayvancılık sektöründe üretimin rasyonelleşmesi için hayati önem taşıyan kredi ve finansman ihtiyacı yeterince karşılanamamış, sektörün toplam tarımsal krediler içerisindeki payı ortalama %10 civarında kalmıştır. Günümüze kadar çıkarılan sekiz adet beş yıllık kalkınma planlarındaki hayvansal üretim gerçekleşmeleri, maalesef hedeflerin gerisinde kalmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s