Yarım Türkler – Sahte Türkler

Meşrûtiyet devrinde Vartikes Efendi, Boşo Efendi, Kozmidi Efendi galiba bizim mebuslarımızdı. Hallaçyanı Efendi, Noradonkyan Efendi bizim nâzırlanmızdı. Mihran Efendi bizim gazetecimizdi. Haşan Fehmi Bey bizim öğretmenimizdi.

Mütâreke devrinde Tahsin Bey bizim polis müdürümüzdü. Kürt Mustafa bizim dîvân-ı harp reisimizdi. Çer­kez Ethem bizim vatanperverimizde affedersiniz. Hatırımda pek kalmamış. Çünkü biz Türkler unutkan bir milletiz. Eğer merak ederseniz eski devlet salnamelerinden birini açın. Orada bu misallerden istediğiniz kadarını bulursunuz. Vezirler, nazırlar, ayan, mebuslar, valiler, mutasarrıflar, müsteşarlar, mü­dürler yığın yığın. Harp zamanında, mütâreke zamanında, mücadele zamanında, tehlike zamanında, hâsılı memleke­tin ıztırâba düştüğü herhangi bir felâket zamanında, bize derece derece vefasızlık edenler, hıyânet edenler, zulme­denler, kahredenler yüzde doksan bunlardı.

Osmanlı Imparatorluğu’nun başına, asırlarca, bu ya­rım Türkler belâ kesildi. İhtilâller, irticâlar, nifaklar, entrikalar, hıyânetler hep onların eliyle ateşlendi: Patro­na Halil Türk değildi, Kösem Sultan Türk değildi, Ibşir Paşa Türk değildi.

İnhitat devrinin asıl alâmet-i farikası bir kan bo­zukluğudur. Sadece Yeniçeri Ocağı’nı yakmakla biz, bu Yarım Türkler saltanat devrinde şeriat, sonra da menfaat düşkünü oldular. İnhina kabiliyetleri bizden fazla olduğu için kolayca her kalıba girerler. Kaçamak yollan vardır. Fenalıklarının cezasını ekseriya biz çekeriz. Dikkat etmeliyiz. İçimizden biri, siyâseti menfaat gibi kullandı mı, dikkat etmeliyiz! Gizlice muhalefete kalktı mı, dikkat et­meliyiz! Dalkavukluğa başladı mı, dikkat etmeliyiz! Hem­şerilerini kayırdı mı, dikkat etmeliyiz! Selâhiyetini aş­tı mı, dikkat etmeliyiz! Zevkimizi bozdu mu, dikkat et­meliyiz! Sinsi sinsi susuyorsa, gösteriş yapıyorsa, fazla sofuysa, aşırı züppe ise, şımarık ise, küstahsa, yüzsüzse dikkat etmeliyiz! Bütün bunlar asıl Türk karakterinin dışındadır. Millî birliğin bir yumruk gibi sımsıkı durduğu bu zamanda bu fikir, ne çâre, bazısına biraz nahoş, bazısına büsbütün boş gelse de, biz yine dikkat etmeliyiz.

Orhan Seyfi Orhon: Dikkat Etmeliyiz. Akbaba (dergisi), 19 Eylül 1940, 348. Sayı.

Bir Cevap Yazın