Haute Couture, Hazır Giyim ve Giyilebilir Sanat

18. yüzyılda sanat ve zanaat birbirinden ayrıldığında terzilik zanaat olarak sınıflanmış; böylece de sanattan ayrılmıştır. 1860’larda kişiye özel giyimin (haute couture) ortaya çıkması modanın sanatsal bir yorum kazanmasına neden olmuştur. Bu sistemin yapılanmasında Haute Couture’ün kurucusu olan İngiliz tasarımcı Charles Frederick Worth’ün etkili olduğu kabul edilmektedir. Worth’ün ardından Paguin, Callot kardeşler, Doucet ve Poiret’in Haute Couture çalışmaları gelmektedir. Özellikle Paul Poiret sanat algısı yüksek tasarımlarında çığır açacak yeni kalıp uygulamalarıyla geometrik kesim anlayışını vurgulamıştır.

Sürdürülebilir Moda

Sürdürülebilir kalkınma kavramı ilk kez Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu (Bruntland Komisyonu), tarafından hazırlanan “ortak geleceğimiz” başlıklı raporda ortaya konulmuştur. Sürdürülebilir kalkınma gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerinden ödün vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılayan gelişmedir. Sürdürülebilirliğin ekolojik, ekonomik ve sosyaletik olmak üzere üç boyutu vardır ve uzmanlar sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesi için bu üç boyutunda sağlanması gerektiğini belirtmektedirler.

Konumuz bağlamında sürdürülebilirliğin moda ile olan ilişkisi, modanın üretim ve tüketim zincirinde çok etkili olan bir olgu olmasından kaynaklanmaktadır. Üretim ve tüketim zincirinin kusursuz bir biçimde giderek daha kısa zaman aralıklarıyla ve hızlı çalışmasına zemin hazırlamış olan moda olgusu özellikle giyim kuşam üzerinden, bağlı bulunduğu ve tekstil sektörünün meydana getirdiği ahlaki ve çevresel sorunların da zarar verici boyutlara gelmesinde etken olmuştur. Iekstil ve moda sektörünün çevre ve insan sağlığı üzerine olan etkileri, üretim tüketim kültürü ekseninde 1960’lı yılların sonundan itibaren tartışılmaya başlanır. Dönemin politik söylemleri arasında yer alan bu durum daha sonraki yıllarda haklılık kazanmıştır. Günümüzde moda sistemine ve tekstil üretim sektörüne bağlı olarak üretilen ürünler ve bunların üretim biçimleri çevremiz için tehlikeli sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Araştırma sonuçları, tekstil üretim süreçlerinde ortaya çıkan çevresel sorunların, temel yaşam gereksinimlerimizi tehdit edecek boyuta ulaştığını işaret etmektedir.

Tekstil endüstrisi, teknolojik buluşlar, yeni boyar maddeler, yıkama yöntemleri ve benzeri gelişmelerden bu yana daha büyük bir endüstri haline gelmiştir. Gelişen seri üretim ile tekstil yüzeylerinin oluşturulması veya oluşturulduktan sonraki aşamaları için ihtiyaç duyulan farklı kimyasallar, lifler, boyar maddeler, ağartıcılar, ilaçlar ortaya çıkmıştır. “Türkmen’in bildirdiğine göre bütün Dünyadaki üretimin devasa boyutlara ulaşması sonucunda tekstil sektörü çevreyi kirleten en büyük sanayi kollarından birisi haline gelmiştir. Endüstri devrimi sonrası teknolojik gelişmeler ve dijital çağdan sonra, bütün tekstil üretiminin ve ürünlerinin artık doğal liflerden yapılması mümkün değildir. Günümüzde doğal tekstil ürünleri bugün insan gereksinimlerini karşılamaya yetecek boyutta değildir. “Tekstil üretiminde kullanılan malzemelerin yanı sıra, tekstil üretimi sürecinde de çevreye ve doğaya zarar verilmektedir. Tekstil imalatının her evresi yoğun olarak kaynak tüketimine ve atık üretimine dayalı olsa da, en fazla kirlilik yaratan ve toksik madde içeren işlemler terbiye işlemleri, yakma, haşıl sökme, ağartma, baskı işlemleri ve yıkamalar olarak bilinmektedir Ömeğin, pamuğun yetiştirilmesinde kullanılan kimyasal ilaçların arındırılması ve pamuklu bir kumaşın verimli kullanıma hazırlanması aşamalarında aşırı su kullanılmaktadır.

Çevre ve insan sağlığı bakımından enerji ve su kaynakları ile toprağın, petrolün bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Tekstil sektörünün sorunları moda sisteminin etkisi ile artmaktadır. Moda aracılığıyla israfa varan tüketiminin “modern dünya” da yol açtığı büyük sorunlar vardır. Üretim bandının herhangi bir noktasında yer alan çocuk işçiler, küresel tüketim kültürü, çarpık imajlar, yeme bozuklukları, çevre kirliliği, su kıtlıkları, ruhsal ve fiziksel zararlar gibi sorunların büyük bir bölümünün kökeninde moda vardır ve bu sorunların hepsi modanın hızlı döngüsüyle ilgilidir. Yukarıda belirtilen sorunlar modanın hızlı üretim ve tüketim zincirinde daha da fazla önem kazanmaktadır. Hızlı moda, tüketicilere kolay ulaşma imkanı sağlayan pazarlama yöntemleriyle sunulmaktadır. Moda tüketicisine dönüşen insan, artık arzu ettiği nesneye anında kavuşabilme olanağına sahiptir. Tüketicilerin pazara çok kolay ulaşmasını sağlayan dijital teknoloji, kullanat zihniyetine hizmet etmektedir. Böylece ürünlerin raf ömrü kısa tutulmakta ve ürünlerin kalitesizliği çok büyük önem taşımamaktadır. Moda tüketicisi kısa bir süre kullandığı giysiyi yeni moda bir ürünle hızlıca değiştirebilmektedir. Ancak, sistemin en büyük handikapı alınan ürünün kısa bir süre içinde hemen eskimesi ve çöp haline dönüşmesidir. Bu nedenle sürdürülebilir bir yaşam için alternatif üretim yöntemleri geliştirmek ve çevresel sorunlara çözüm odaklı yaklaşmak yaşamın bir çok alanının yanı sıra tekstil ve moda sektörünün de konusu olmaya başlamıştır. Böylece, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir tasarım, yavaş hareketi, yavaş tasarım gibi konular tartışılmaya başlanmıştır.

Bir Cevap Yazın