Ermenilerin Sürgünü! Enver Paşa’nın Ermeni ve Balkan Açılımı!

Enver Paşa’nın başını çektiği İttihat ve Terakki tarafından desteklenen hükümet başa geldiğinde yaptığı ilk iş Ermenilere, Rumlara, Bulgarlara, Yunanlılara kısmi özerklik vermek olmuştu. Osmanlı Topraklarının her yanında Abdülhamid’in tahttan indirilişi Rumca, Yunanca, Ermenice ve Türkçe pankartlar ile kutlanıyordu. Ancak azınlıklar bununla yetinmedi daha çok şey istiyorlardı. Açık ve net bir şekilde Osmanlı’dan kopmak ve bağımsız olmak istiyorlardı. Hatta batılı güçlerin emrine girip Türk kıyımına başladılar. Enver Paşa verilen tavizlerere rağmen bu kadar nankörlük yapılmasını kendine sindiremedi. Özellikle Ermenilerin Ruslarla birlikte hareket etmeye başlaması bardağı taşıran son damla oldu.

Tarihin en fırtınalı dönemlerinde, koca bir imparatorluk dört bir yandan kurtlar sofrasına meze edilmek istenirken, Enver Paşa ve beraberindeki vatanperverlerin omuzlarındaki yükü anlamadan bugünü yorumlamak mümkün değildir. Enver Paşa, başlangıçta bu toprakların kadim unsurları olan Ermenilere ve Rumlara karşı “Osmanlıcılık” idealinin bir gereği olarak son derece samimi ve birleştirici bir yaklaşım sergilemişti. Amacı, herkesin eşit vatandaş olduğu, huzur içinde yaşanacak bir vatan inşa etmekti. Ancak bu samimiyetin karşılığı, ne yazık ki en ağır nankörlükle verildi.

Dış güçlerin oyuncağı haline gelen, emperyalizmin vaatlerine kanıp kendi komşusuna, kendi devletine sırtından hançer vuran yapılar; Anadolu’nun her köşesini kan gölüne çevirmeye başlayınca işin rengi değişti. Türk milleti, “ekmeğimi paylaştığım insan canıma kastediyor” gerçeğiyle yüzleştiğinde, devletin bekası için o meşhur ve mecburi kararlar alındı. Tehcir, bir keyfiyet değil; koca bir milletin yok oluşunu engellemek için atılmış en radikal ve hayat kurtaran adımdır. Eğer o gün o sert ama stratejik hamle yapılmasaydı, bugün sadece güneyimizde değil, Anadolu’nun her bir yanında tıpkı PKK gibi, belki ondan çok daha organize ve köklü Ermeni veya Rum terör örgütleriyle boğuşuyor olacaktık. Bugün evimizde huzurla oturabiliyorsak, o gün atılan o kararlı adımların sayesindedir.

Nankörlük, bu coğrafyanın en eski ama en acı gerçeğidir. Yüzyıllarca devletin en üst makamlarına getirilen, “millet-i sadıka” diye el üstünde tutulanların, Rus’un veya İngiliz’in bir işaretiyle Türk köylerini ateşe vermesi, asil Türk milletinin unutamayacağı bir ihanet vesikasıdır. Bizim yumuşak başlılığımızı uysallık sananlar, Türk’ün devlet refleksi devreye girdiğinde tarihin nasıl değiştiğini acı tecrübelerle öğrenmişlerdir.

Bugün o günkü kararları eleştirenler, aslında Türkiye’nin her ilinde ayrı bir terör örgütüyle uyanmadıkları için o kadrolara dua etmelidir. Türklük, her zaman birleştirici ve adil olmuştur; ancak ihanetin bedelini ödetmekte de hiçbir zaman tereddüt etmemiştir. Eğer bugün vatanın bütünlüğünden bahsedebiliyorsak, bu, nankörlüğe karşı demir yumruğunu indiren o iradenin sonucudur. Türk’ün merhameti geniştir ama ihanetinin affı yoktur; tarih bunu defalarca yazmıştır, anlamayanlara da hatırlatmaya devam edecektir.

Bir Cevap Yazın

Türkçe Malumatlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin