Etiket arşivi: abbasi devleti

Selçuklu-Abbasi İlişkileri

Tuğrul Bey dönemindeki en önemli gelişmelerden biri de Selçuklular ile İslam dünyasının manevi önderi durumundaki Abbasi Hilâfeti arasında kurulan güçlü ilişkiler olmuştur. Devletlerinin kuruluşunda Selçuklular Abbasi Halifesi’nin manevî otoritesini kabul etmiş, hutbeyi onun adına okutmuşlardır. Halife Kâim-Biemrillah’ın, Çağrı Bey’in kızı ile evlenmesiyle iki taraf arasında akrabalık ilişkisi de kurulmuş aynı halife döneminde Türkmen grupların İslam ülkelerindeki yerleşik halkı rahatsız ettikleri iddiasıyla Tuğrul Bey’e tanınmış bilgin el-Mâverdi’yi elçi olarak göndermiştir. Bu dönemde Abbasi Halifesi uzun bir süreden beri devam eden Şii Büveyhoğulları ve son zamanlarda ortaya çıkan Fatımî destekli Arslan Besâsirî’nin baskısı altındaydı. Halifenin davetiyle 1055 ve 1057’de Bağdat’a gelen Tuğrul Bey Büveyhoğulları’nı Bağdat’tan çıkartmış ve Arslan Besâsirî’yi mağlup ederek halifeyi sıkıntılı durumlardan kurtarmıştır. Bu faaliyetlerinden sonra Abbasi Halifesi Kâim-Biemrillah Tuğrul Bey’i “Melikü’l-Maşrık ve’l-Mağrib” (Doğunun ve Batının Hükümdarı) ilan etmiş ve kendisine “Rükneddin”(Dinin temel direği) lâkabını vermiştir. Böylelikle İslam Dünyası’nın siyasi egemenliği Selçuklular üzerinden Türklerin eline geçmiş oluyordu. İlk uygulamasını Tuğrul Bey’in ortaya koyduğu Sünni İslam dünyasının bayraktarlığını yaparken, Şii Fatımî hilâfetine de karşı durmak siyaseti daha sonra da Selçukluların değişmez siyasi ilkelerinden biri olmuştur.

Tuğrul Bey’den sonra kardeşi Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan 1063’te Selçuklu tahtına geçmiştir. Amcası Tuğrul Bey’in batı siyasetini devam ettiren Alp Arslan, Gürcistan üzerine sefere çıkmış ve Anadolu’yu hedef almıştır. Bizans’ın doğudaki en önemli merkezlerinden olan Ani Kalesi (Görsel 3.1.), uzun bir kuşatmanın ardından 1064’te fethedilmiştir.

Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler

Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler

747 yılında büyük bir ordu ile batıya doğru ilerlemeye başlayan Çin’in, Orta Asya’daki sert tutumu Türklerin Abbasilerle yakınlaşmasını sağlamış ve Türklerle Müslüman Arapların orduları Talas’ta Çin kuvvetleriyle karşılaşmıştır. Türklerin desteğini alan Müslüman Araplar, 751’de Talas Savaşı’nı kazanmış ve bu savaşın sonucunda, Orta Asya’yı egemenliği altına almak amacıyla gelen Çinliler geri püskürtülmüştür. Böylece Orta Asya, Çin egemenliğine girmek üzereyken Müslümanların ve Türklerin eline geçmiştir. Emeviler Dönemi’nde Türkler üzerine yapılan seferlerde Müslüman Arapların sert tutumu ve mevali politikası Türklerde, Müslümanlara karşı bir tepki oluşturmuştu ancak Talas Savaşı sonrasındaki yakınlaşma ile Türkler, Müslümanlığı kabul etmeye başladı.

Abbasilerin uyguladığı politika gereği Türklere devlet içinde görevler de verildi. Abbasi Halifesi Harun Reşid, muhafız birliğini Türklerden meydana getirmiştir. Bizans’tan gelebilecek tehditleri önlemek için merkezi Antakya olan Avasım eyaleti kurularak Türklerden oluşan askerî birlikler bu şehirlere yerleştirilmiştir. Harun Reşid’in oğulları Halife Me’mun ve Mu’tasım Dönemlerinde ise Türklerin devlet içindeki etkileri daha da artmıştır. Harun Reşid’in ölümünden sonra oğulları Emin ve Me’mun arasındaki hilafet mücadelesi Arap ve İranlıların iktidar mücadelesine dönüştü. Halife Me’mun’u, bu mücadelede İranlılar desteklediği için devlet içinde İranlılar etkin bir hâle geldi ancak İranlıların güçlenmesi Me’mun’un iktidarını gölgelemeye başlayınca bu durumdan rahatsız olan halife, Arap ve İranlılara karşı Türkleri orduda bir denge unsuru olarak görmüştür. Türkler, Abbasi Devleti’nde Arap ve İranlıların nüfuzuna karşı çıkabilecek siyasi tecrübe ve askerî güce sahipti. Me’mun’un halifeliğinin son yıllarında Türkleri, askerî birliklerin arasına almaya başladığı ve bunu bir devlet politikası hâline getirdiği görülmektedir. Halife Mu’tasım zamanında devlet içindeki Türklerin durumu daha da güçlenmiştir. Afşin, Aşnas, Boğa el Kebir, Urtuç gibi Türk komutanlar, ülke içinde çıkan isyanların bastırılmasında görev almış ve Bizans üzerine Anadolu’ya yönelik seferlere de katılmışlardır. Bu dönemde halife, Bağdat’ın kuzeyinde sadece Türklere ait olan Samarra şehrini kurdurmuş ve başka milletten insanların bu şehre yerleşimi yasaklanmıştır

Abbasi Devleti’nde Türkler, sadece orduda değil siyasi ve idari alanlarda da güç kazanarak devlet kadrolarında görev alıp devletin yönetiminde büyük ölçüde söz sahibi olmuştur. Hatta Halife Mütevekkil’den itibaren halifelerin belirlenmesinde bile rol oynadılar. Bu durum Şii bir hanedan olan Büveyhilerin Bağdat’ı ele geçirmesine kadar devam etti. Bu olaydan sonra Abbasi halifeleri, bütün siyasi ve askerî otoritelerini kaybetti. Büveyhiler, merkezî hükûmetin meşruiyet kaynağı ve dinî lider olarak Abbasi halifelerini başta tuttu. İstediklerini halife yapıyor, istemediklerini de hiçbir zorlukla karşılaşmadan bertaraf edebiliyorlardı. Bu süreçte artık Bağdat, İslam dünyasının bir merkezi olmaktan çıkmıştı. XI. yüzyılda İran’da yeni bir güç olarak Büyük Selçuklular ortaya çıkmıştır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055 yılında Bağdat’ı kurtararak halifeye dinî itibarını iade etmiştir. Halifeler, yarım asır kadar Selçukluların siyasi egemenliği altında varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bir Türk devleti olan Selçuklular sadece Bağdat’ı değil bütün Irak ve Suriye’yi de Şii tehlikesinden kurtarmışlardır. Başta Bağdat olmak üzere büyük şehirlerde medreseler kuran Selçuklular, fikrî bakımdan da Şiilerle mücadele etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti taht kavgaları sebebiyle zayıflamaya başladığı sıralarda, Abbasi halifeleri maddi iktidarı da ele geçirmek üzere harekete geçmişler fakat başarılı olamamışlardır.

Arap Tarihi: Abbasiler Dönemi’ndeki Siyasi ve Sosyal Gelişmeler

Arap Tarihi: Abbasiler Dönemi’ndeki Siyasi ve Sosyal Gelişmeler (750-1258)

Emevi Devleti’nin son dönem halifelerinin kötü yönetimi ve hanedan üyeleri arasındaki mücadeleler merkezî otoritenin zayıflamasına yol açmıştır. Uyguladıkları mevali politikası ve Kerbela Olayı gibi gelişmeler de buna eklenince Emeviler halk desteğini kaybetmiştir. Bu gelişmelere karşı Abbasi ailesi, Horasan’da eşitlik ve adalet düşüncesiyle isyan hareketi başlatmıştır. Emevi hanedanına karşı cephe alan Türklerin de dahil olduğu çeşitli grupların bu isyanda Abbasi ailesi ile birlikte hareket etmesi ayaklanmayı başarıya ulaştırmış ve Ebü’l-Abbas, Kûfe’de halife ilan edilmiştir. Abbasiler ikinci halifeleri Ebu Ca’fer el-Mansur zamanında Bağdat şehrini kurarak burayı devletin merkezi yapmışlardır. Halife Mansur Dönemi’nde, Arap ve mevali arasındaki fark ortadan kalkmıştır ve İranlılar, devlet içinde etkin konuma gelmiştir. Abbasi halifeleri, Sasanilerin yönetim yapısını örnek alarak vezirlik sistemini benimsemişlerdir. Mansur Dönemi’nde Anadolu’ya akınlar yapılmış ve Halife Mehdi Dönemi’nde Bizans vergiye bağlanmıştır. Abbasi Devleti, Harun Reşid zamanında en güçlü dönemlerini yaşamıştır. Bu dönemde tarım, ticaret, bilim ve eğitim düzeyi artmış; Bağdat, Doğu’nun en büyük ve en önemli ekonomik merkezi olmuştur. Abbasiler, her ne kadar geniş topraklara hükmedip (Harita 2.3.) kültürel alanda gelişmiş olsa da ilk yıllardan itibaren devletin merkezi otoritesi sarsılmaya başlamıştır.

Örneğin Endülüs Emevileri’nin bağımsızlığını kazanmasından sonra Fas’ta İdrisiler, Tunus’ta Ağlebiler gibi Tavaif-i Müluk denilen bağımsız ve yarı bağımsız devletler ortaya çıkmaya başlamıştır. IX. yüzyılın ortalarından itibaren Abbasilerin gücü, Mısır’dan batıya geçemiyordu. 868-905 yılları arasında Tolunoğulları ve 935-969 yılları arasında Akşitler gibi Türk devletleri, Mısır ve Suriye’ye hâkim olarak batıdaki Abbasi sınırını daraltmışlardı. Doğudaki durum da batıdakinden çok farklı değildi. Maveraünnehir’de Samaniler, Horasan’da Tahiriler halifeye bağlı olmakla beraber iç ve dış işlerinde tamamen bağımsız hareket ediyordu. Abbasiler, yaşanan tüm problemlere rağmen siyasi varlıklarını 1258 yılına kadar devam ettirmeyi başarmışlarıdır. 1258 Cengiz Han’ın torunu İlhanlı hükümdarı Hülagü, Bağdat şehrini işgal ederek Abbasi Devleti’ne son vermiştir. Abbasi ailesinden el- Müstansır, Memlük Sultanı Baybars tarafından Kahire’de halife ilan edilmesiyle 1517’de Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in Memlüklüleri ortadan kaldırmasına kadar halifelik makamı Abbasi ailesinde kalmıştır. Yavuz Sultan Selim Dönemi’nden itibaren Osmanlı padişahları tarafından kullanılan halife unvanı 3 Mart 1924’te halifeliğin kaldırılması tarihe karışmıştır. Abbasilerde Sosyal Hayat ve Devlet Teşkilatı: Abbasi Devleti’nin sınırları içinde Araplar başta olmak üzere, İranlılar ve Türkler gibi çeşitli milletler ve mezheplere mensup insanlar hayatını sürdümekteydi. Zaman zaman bu kavimler arasında çatışmalar çıktığı gibi mezhepler arasında da mücadeleler eksik olmamıştır. Abbasilerde, İslam toplumu genel olarak havas ve avam denilen iki tabakadan oluşuyordu. Halifenin yakınları, vezirler, emirler, kadılar, âlim ve kâtipler havas tabakasında iken esnaf ve sanatkârlar, çiftçiler, askerler, köleler ve diğer gruplar da avam tabakasına mensup olmuşlarıdır. Sosyal sınıflardan biri de zımmi denilen Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan askerlik yapmamaları karşılığında cizye vergisi ödemekle yükümlü gruptu. Talas Savaşı’ndan sonra kâğıt üretimi Çin’in dışına çıkmış ve 756 yılında Semerkant’ta ve zamanla diğer şehirlerde kâğıt imalathanesi kurulmuştur. Avrupa’da ise kâğıt imalatına ancak XIII. yüzyıldan itibaren başlanmıştır. Abbasi şehirlerinde asayiş, şurta teşkilatı tarafından sağlanıyordu. Halifelerin siyasi otoritelerinin zayıflaması üzerine, devlet erkânı arasında ortaya çıkan iktidar mücadelesine son vermek maksadıyla kurulan kuruma Emirü’l-ümeralık deniyordu. Bu kurumun başındaki kişi olan Emirü’l-ümera, geniş yetkilere sahip olduğundan hutbe ve sikkelerde halifenin isminden sonra geçmekteydi. Harun Reşid devrinden itibaren ise kadılkudatlık (başkadılık) makamı kurulmuştur.

Abbasiler Devri’nde siyasi, iktisadi ve dinî sebeplere dayanan isyanlara sık sık rastlanmaktadır. İsyan hareketinin altında milliyetçilik düşüncesinden daha çok özellikle İran kökenli dinî ideoloji yatıyordu. Bu isyanları bastırmak için Divanü’z-zenadıka adı verilen bir müessese kurulmuştur. Abbasiler, devlet işlerini görüşmek için farklı divanlar kurmuştur. Devletin mali işlerine Divanü beytülmal, askerî işlere Divanü’l-ceyş, resmî yazışmalara Divan’ı-tevki, posta ve gizli istihbarat hizmetlerine Divanü’l-berid, idari haksızlıklara ve adli hatalara Divan’ı-mezalim bakardı.