Etiket arşivi: antik mısır

III. Thutmose’nin Mumyası

III. Thutmose’nin mumyası

III. Thutmose (okunuşu bazen Thutmosis veya III. Tuthmosis olarak Thoth doğdu anlamına gelir), 18. Hanedan’ın altıncı firavunudur. II. Thutmosis’in Kraliçe Hatsepsut’tan olmayan oğludur. II. Thutmosis öldükten sonra Kraliçe Hatsepsut ülkeyi tek başına yönetti ve III. Thutmosis’i tahttan uzaklaştırdı. 20 yıldan fazla iktidarda kaldı. Ve ölümünden sonra III. Thutmosis tahta çıkabildi. III. Thutmose’nin mumyası. Yeni Krallık, 18. Hanedan, yaklaşık MÖ 1479-1425. Büyük Mısır Müzesi’nde sergileniyor. Görünüşe göre, firavun yaklaşık 1.61 m boyundaydı. Elleri, Osiris pozunda, göğsünün üzerinde kenetlenmişti. Yüzü reçine ile kaplıydı. Mumya, muhtemelen 21. Hanedan döneminde mezar soyguncuları sebebiyle ağır hasar gördü.

Her yıl Asya’ya yapılan 17 askeri sefer sırasında o dönemdeki en baştaki rakibi olan Mitanni kralını yenerek mısır egemenliğini yakın doğu üzerinde pekiştirdi. Nübye, Sudan’ın bir bölümü kendisine boyun eğdi. Girit, Kıbrıs, Mintanni, Asur, Babil ve Hatti (hitit) gibi ülkeler galip olan Mısır’a haraç ödediler. Bu seferlerin hikâyesi Amon-Re tapınağı duvarlarına işlenmiştir. III. Thutmosis imparatorluğun rejimine yeni temeller ekledi. Afrika topraklarını koloni rejimine göre yönetti ancak Asya ülkelerine özerklik tanıyarak vergi almakla yetindi. Böylece Mısır III. Thutmosis döneminde büyük bir saygınlık kazandı. III. Thutmosis Mısır’ın ticaretini geliştirmek için Pharos (İskenderiye kentinin bulunduğu yer) adasına Mısır’ın ilk deniz limanını inşa ettirdi. Karnak’ın kutsal alanında Amon adına anıtlar yaptırdı. Nübye’de tapınaklar yaptırdı.

Mezarı Zarar Görmemiş Tek Mısır Firavunu: Psusennes

Mezarı Zarar Görmemiş Tek Mısır Firavunu: Psusennes

MÖ 1047 ile 1001 yılları arasında Tanis’ten hüküm süren 21. Hanedanlığın üçüncü firavunuydu. Psusennes, orijinal adı Pasibkhanu veya Pasebakhaenniut’un (Geç Mısır’da yeniden yapılandırılmış: /pəsiwʃeʕənneːʔə/) Yunanca versiyonudur; bu, “Şehirde Görünen Yıldız” anlamına gelirken, taht adı Akheperre Setepenamun, “Ra’nın Tezahürleri Büyüktür” olarak tercüme edilir.

Psusennes I’in mezarı, herhangi bir mezar soygunu girişimi tarafından zarar görmemiş bulunan tek firavun mezarı olma ayrıcalığına sahiptir. Tutankhamun’un mezarı antik çağda iki kez soyulmuştu. Nemli Nil delta bölgesi nedeniyle mezar içindeki ahşap eserler tahrip olmasına rağmen, kralın muhteşem cenaze maskesi bozulmadan ele geçirildi; altından ve lapis lazuli’den yapıldığı kanıtlandı ve nesnenin gözleri ve kaşları için siyah beyaz cam kakmalara sahipti. 21.Hanedanlık döneminde MÖ 1047–1001 yılları arasında hüküm sürdü. Uzun hükümdarlığı sırasında Psusennes, Amun , Mut ve Khonsu üçlüsüne adanmış Tanis’teki Büyük Tapınağın çevre duvarlarını ve orta bölümünü inşa etti .Profesör Pierre Montet, 1940’ta Tanis’te firavun Psusennes I’in bozulmamış mezarını (No. 3 veya NRT III) keşfetti.Nil deltası nemli bölgesi nedeniyle türbede bulunan ahşap eserlerin çoğu tahrip olmasına rağmen, kralın görkemli cenaze maskesi bozulmadan kurtarıldı. Psusennes I’in mezarı, herhangi bir mezar soyma teşebbüsünden zarar görmeden bulunan tek firavun mezarı olma özelliğini taşıyor

Psusennes I’in maskesi “Tanis hazinesinin başyapıtlarından biri” olarak kabul edilir ve şu anda Kahire Müzesi’nin 2. Odasında yer almaktadır.

Maksimum genişlik ve yükseklik sırasıyla 38 cm ve 48 cm’dir.

Firavunun “parmakları ve ayak parmakları altın tezgahlarla kaplanmıştı ve ayaklarında altın sandaletler ile gömülmüştü. Parmak tezgahları, yontulmuş tırnaklarla şimdiye kadar bulunan en ayrıntılı olanlardır. Her parmak ayrıntılı bir altın yüzük ve lapis lazuli veya lapis lazuli veya başka bir yarı değerli taş.

Kraliçe Tiye’nin Yüzü Günümüzde Nasıl Gözükürdü?

IV. Amenhotep’in annesi Kraliçe Tiye nin yüzünün yeniden yapılandırılması. Tiye, III. Amenhotep’in eşi ve Akhenaton ya da IV. Amenhotep’in annesi olan Mısır kraliçesidir. Eşinin ölümünden birkaç yıl sonra oğlunun hükümdarlığı döneminde öldü.

Tiye, hem kocasının hem de oğlunun saltanatları sırasında büyük bir güce sahipti. Amenhotep III iyi bir sporcu, açık hava yaşamını seven ve büyük bir devlet adamıydı. Sık sık Mısır’ın altın taleplerini ve Mitanni’nin Tushratta’sı ve Babil’in Kadashman-Enlil I gibi yabancı krallardan gelen kraliyet kızlarının evlenme taleplerini dikkate almak zorunda kaldı. Kraliyet soyu, Eski Mısır kadınları tarafından taşındı ve biriyle evlilik, soyları için tahtın bir yolu olurdu. Tiye, kocasının güvenilir danışmanı ve sırdaşı oldu. Bilge, zeki, güçlü ve vahşi olarak yabancı devlet adamlarının saygısını kazanmayı başardı. Yabancı liderler doğrudan onunla anlaşmaya istekliydi. Dış ilişkilerde aktif bir rol oynamaya devam etti ve adını resmi işlemlere yazdıran ilk Mısır kraliçesiydi.

Antik Mısırlılar ve Küflü Ekmek

Antik Mısır (veya Eski Mısır), Antik Çağ’daki medeniyetlerden biridir. Kuzeydoğu Afrika’da Nil Nehri’nin denize ulaştığı yarısı çevresinde yayılmış antik bir uygarlıktır. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır toprakları içinde yer almaktadır. Eski Mısırlılar bazı hastalara küflü ekmek yedirerek tedavi ettiler ve kimse nedenini anlamadı. Beş bin yıl sonra, 1928 yılında bilim adamı Alexander Fleming, penisilinin bakterilerde antibiyotik olarak büyük bir etkisi olduğunu keşfetti. O zaman Ekmeğin konuyla ilişkisi neydi? Ekmek çürüdüğünde, bir salgı salgılamaktaydı. 5.000 yıl önce Mısırlılar tarafından bilinen bazı bakteri türlerini tedavi etmek için kullanılan en ünlü antibiyotik olan penisilinin türetildiği Penicillium adlı mantarın gizemine Mısır Medeniyeti ulaşmıştı. Fleming’in çalışmalarını inceleyen İngiliz bilim insanları Howard Florey ve Ernst Chain 1939 yılında penisilini laboratuvar ortamında saflaştırmayı başarır. 1940 yılında farelerle yaptıkları deneyde penisilin ilacının enfeksiyon kapmış fareleri iyileştirdiği sonucuna ulaşırlar. 1941 yılında ise ilaç ilk defa bir insan üzerinde kullanılır. Bahçesinde çiçekleri budarken vücuduna diken batan ve bu yüzden enfeksiyon kapan bir polis memuru, Florey ve Chain tarafından tedavi edilir ve hastada iyileşme gözlemlenir, ancak yeteri kadar penisilin üretilemediği için hastalık yeniden nükseder ve polis memuru hayatını kaybeder. Daha sonra yapılan çalışmalarda araştırmacılar birden fazla insanı tedavi etmeye yetecek kadar penisilin üretmeyi başarır ve bu şekilde benzer özellikteki hastaları iyileştirirler.

Not: Günümüzde sakın küflü ekmek yemeğin, ölebilirsiniz. Bura paylaşım öneri veya tavsiye değildir, sadece bilgilendirme amaçlıdır. Küf dediğimiz şey bildiğiniz mantardır. Yararlı mantarlar gibi zararlı mantarlar da vardır. Bazıları aflatoksin denilen bir madde üretirler ve bu karaciğer hasarına neden olur ve hayatta kalırsanız karaciğer nakli olmak zorunda kalırsınız. Aman dikkat…

Antik Mısır: Apis Öküzü

Antik Mısır’da tapılan canlı hayvanlar olmuştur. Bunların en başlıcası ve şöhret sahibi olan Apis (Hapi) Öküzü’dür. Apis Öküzü başında üçgen şeklinde beyaz bir alameti olan, beyaz lekelere sahip siyah renkli bir öküzdü. Kültünün merkezi Memphis’tir. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise skarabe işareti bulunması gerekti. Aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu. Apis Öküzleri, tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülürdü. Ancak, insanlar adına tanrı ile aracılık yapan diğer hayvanlardan farklıydı. Apis Öküzü Ptah mabedinin karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafından bakılır ve beslenirdi. Ölünce Mısırlılar tarafından büyük bir matem, yenisinin ortaya çıkması ise büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanır, bir firavunun ölümü gibi ihtişamlı cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yer altı galerilerindeki lahitlere konulurdu. Apis Öküzü Osiris ile özdeşleştirilmiş olsa da, öküze tapılması Mısır’ın çok daha erken dönemlerine uzanmaktadır. Osiris, eski krallığın son dönemlerinde tapınılmaya başlanan tanrıdır, oysaki Apis Öküzü’nden ilk hanedanlıktan bile daha erken dönemlerde bahsedilmiştir. Yine de Apis Öküzü’ne Osiris olduğu düşünülerek tapılmış ve Osiris’in ruhunun bir simgesi olarak görülmüştür.

Mısır Tıbbı

Eski Mısırlılar son derece iyi cerrahlardı. Türlü türlü ilaçlar kullanır, çeşitli cerrahi tekniklerden yararlanırlardı. Mumyalama (ölü bedenin çürümekten korunması) uygulamasından dolayı insan anatomisi konusundaki bilgileri mükemmeldi. Ölen kişinin ruhunun yani Ka’nın, beden çürüyüp yok olursa öleceğine inanıyorlardı. Ruha bir yer sağlamak amacıyla, beden elden geldiği kadar özenle korunurdu.

Önce ceset temizlenir, sonra beyin ve iç organlar (kalp, karaciğer, akciğer gibi) çıkarılıp şarapla yıkanırdı. Ardından, koruyucu otlarla birlikte kanopos küpü denilen özel küplere yerleştirilirdi. Vücut, parfümlerle ve hoş kokulu reçinelerle doldurulduktan sonra dikilip kapatılırdı. Natron (nemlendirilmiş bir sodyum karbonat karışımı) ile sıvanır ve yaklaşık 35 gün boyunca kurutulurdu. En sonunda da reçine sürülüp ketene sarılır, ardından hava sızdırmayan bir sandukaya konulurdu. En ünlü Mısırlı doktor, aynı zamanda bir mimar ve yüksek rahip olan İmhotep’ti. (M.Ö. 2650 dolaylarında yaşamıştır.)

Mezopotamyalılar: Sümer-Babil Kısa Bilgi

Mezopotanyalılar: Sümer-Babil Kısa Bilgi

Mezopotamya bölgesi (bugünkü Irak) Sümer ve Babil uygarlıkları da içinde olmak üzere birkaç eski uygarlığın ortaya çıktığı bir yerdi. Sümerlerin yıldızı, M.Ö. yaklaşık 4000 yılında parlamaya başladı. Usta birer gökbilimci ve matematikçiydiler. Ziggurat denen kocaman tapınaklar yapmışlardır.

Sümerler, çivi yazısı diye bilinen bir yazı sistemi de bulmuştur. Bu, sesleri göstermek için nesne resimleri yerine soyut işaretlerin kullanıldığı ilk yazıydı. Sümerler ayrıca, biri onluk birimlere dayanan, diğeri ise altmışlık birimlere dayanan iki sayı sistemi kullanmışlardır.

Babil uygarlığı, M.Ö. 1900’den başlayarak 1300 yıldan uzun bir süre Mezopotamya’da boy gösterdi. Babilli gökbilimciler Güneş ve Ay tutulmalarıyla, Ay, Venüs ve Merkür gezegenleri ye ilgili birçok gözlem yaptılar. Takım yıldızlara Tanrılarının adlarını verip göğü bölgelere ayırdılar. Bu, daha sonra Yunan astrolojisine temel oluşturdu.

Babilliler, yıllar boyunca topladıkları bilgileri kullanarak gezegenlerin devinimlerini gösteren ayrıntılı tablolar hazırlamışlardı. Bu tablolara bakarak gezegenlerin gelecekteki devinimlerini önceden kestirebiliyorlardı. Bu çabanın amacı, gezegenlerin devinimlerini açıklamak değildi; daha çok, takvimler oluşturmak ve geleceği önceden görmekti. Babilliler Dünya’yı denizde yüzen düz bir disk olarak düşünüyorlardı. Babil de onlara göre, dağlar tarafından kuşatılmıştı.

Kaynak: Arkhimedes’ten Einstein’a Bilim Adamları, sayfa 4

Tanrı’ya Sormadan Öğrenebiliriz

Thales, Mısır seyahatinde müthiş bir keşifte bulunarak, Nil Nehri’nin baskınlarına mani olabilmek için kadastro ustalarının benzer üçgenler gibi belirli kurallar dahilinde hesap yaptıklarını görmüş. Kadastro ustalarına bildiklerini nasıl öğrendiklerini sormuş, “Ustalarımızdan” cevabını almış. “Peki bunun bir kitabı yok mu?” diye sormuş, “Yok” demişler. Thales burada şunu fark ediyor: “Bu ilişkiler her yerde doğru, nerede benzer üçgen varsa aralarındaki ilişkiler aynı. Kesin bir doğruluk var ve tanrıya sormadan bunları kendi başımıza öğrenebiliriz. Demek ki, tanrılara kurban vermeden, tanrılara yakarmadan gerçeğe ulaşabiliyorum.” Çok büyük bir keşif bu. Teoremleri ispat etmeye başlamış ardından. Sonra arkadaşı Anksimander’le birlikte, “Öteki soruları da böyle cevaplandırabilir miyiz?” sorusunun peşine düşmüşler. Fırtına niye oluyor, deprem niye oluyor, insanlar niye ölüyor? Sonra fark ediyorlar ki, bu soruların cevapları geometrik soruların cevabına benzemiyor, çok karmaşık bir sistemin gözlemine dayanıyor. Fakat sonsuza kadar gözlem yapmaları mümkün değil, dolayısıyla “Gözlem yapalım ardından da bu gözlemlerle tutarlı bir hipotez, varsayım ortaya atalım” demişler. Tesadüfen doğruyu bulabiliriz, bulamasak dahi varsayım, gözlemlerimizi yönlendirir, başka yerlere gideriz. Dolayısıyla ilk defa eleştirel bir güçle bilgi edinmeye başlamışız.

Hekimlerin Babası İmhotep

Adı : İmhotep (Barış ile Gelen)
Doğumu : M.Ö 2650
Ölümü : …………….
Babası : Mimar Khonefer
Annesi : Khereduankh
Eşi : Ronpetnofret
Eseri : Sakkara Piramidi

O​nu,”Mumya” adlı sinema filmi serisinde tanıdık. Korkunun ve ölümün Lordu olarak kurgulandı. Oysa gercekte İmhotep,bambaşka bir kahramandı. Antik Mısır’da mimar, yazar, hekim, mucit, mühendis, heykeltıraş, astronom ve firavun Djoser’in veziri olan efsanevi kişidir. İ​mhotep, çağının en büyük dehalarından biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve astronomi incelemelerinin yer aldığı Ahlak Bilgilerinin yazarıdır. Adı “Sulh ve sükûndan gelen” anlamında olan İmhotep, engin tıbbî bilgisinin yanı sıra mimârî ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir. İmhotep, aynı zamanda kâtiplerin de başıdır. Yunan ve Mısırlı kâtipler, yazı yazdıklarında son damlayı İmhotep için dökerlerdi.

İ​mhotep ilk yapılan basamaklı piramidin mimarıdır. Bu piramidi yaparken Antik Mısır yazılarında kutsal olan Üçgenden (firavunu sonsuzluğa taşıması için) ve merdivenden (firavunu sonsuzluğa daha rahat ulaştırması için) yararlanmıştır.İmhotep Mısır’da iyi bir hekimdi. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat’dan yüzyıllar önce modern tıbbı kullanmıştır. Mezarı henüz bulunamamıştır.

❪Ünlü aktör Arnold Vosloo, Universal Picturesin çektiği Mumya adlı sinema filmlerinde İmhotep karakterine hayat vermişti❫

Piramitleri Yapan Teknoloji

Gelelim piramitlerin yapım tekniklerine… Tonlarca ağırlığındaki taş blokların o devirde hangi teknik kullanılarak metrelerce yukarıya taşındığı ve böylesine üst üste yığılabildiği günümüzde hâlen tartışmalı olan konular arasındadır. Buna mantıklı bir açıklama henüz getirilebilmiş değildir. Çünkü o devirde yaşayan insanların her türlü teknolojik imkândan yoksun ilkel kabileler oldukları varsayımı ve ön kabulü bu konunun mantıklı açıklamalarla aydınlatabilme imkânını ortadan kaldırmaktadır. Ancak konuya Klasik Tarih Bilimcileri’nin dışında yaklaşan araştırmacıların sayısı hiç de az değildir.

Büyük Piramit’in yapımında kullanılan devasa taş blokların kullanımı ancak ve ancak, daha sonraları insanlığın yitirdiği belirli doğa bilgisini bu işte kullanılmış olmasıyla
açıklanabilir. Doğa’nın gizemiyle ilgili bu bilgilerin sahipleri, ağır cisimlerin mevcut ağırlıklarını istedikleri gibi değiştirebilecek şekilde maddenin çekimini kontrol edebilmekteydiler. Dev yapılar mimarisinin harikaları ancak işte böyle açıklanabilir Piramitlerin yapımını yönetenler kullanılan taşları kısmen levite etmek suretiyle bu işlem kolaylaştırmışlardır. Bunun için majik asalarını kullanmış olabilirler. Bilgelere eski çağlarda doğanın kudretini açığa çıkartan anahtarlar teslim edilirdi. Gizli sihirli sözcükler ve sihirli asalar… Manyetik alan yayan bir çeşit motor… Dalga boyları ve dev granit blokların levitasyonu… Bu teori bilim kurgu sayfalarından çıkmış fikirler gibi gelmektedir. Peki ama bu teoride bir gerçeklik olamaz mı? Eldeki bazı eski tarihi kayıtlar da, yukarıda dile getirilen sıra dışı iddialara benzer bilgiler vermektedir. Örneğin Tarihçi Herodot’un dönemle ilgili anlattıkları, Teozofist A.P. Sinnctt’in ileri sürdüğü teorinin, yabana atılamayacağını göstermektedir. Herodot da, Mısır’da ağır bir kayanın, üzerine konulan bir papirüs sayesinde levite edilerek taşındığına kendisinin bizzat şahit olduğunu tuttuğu tarihi kayıtlarına geçirmiştir. Arap Tarihçilerinden Abu Zeyd el Balkhy’nin anlattıkları da Herodot’un kayıtlarıyla büyük bir paralellik gösterir; Büyük taş blokları yerlerinden kaldırmak ve taşımak için, bunların üstüne üzerinde bazı formüller yazılı olan papirüsler konurdu. Sonra bir avuç büyüklüğünde ve iç içe giren halklardan oluşan bir alet taşın üzerine tutulur, halkalar çevrilirdi. Bunun üzerine, taş blok ağır ağır yerinde kalkar ve istenen yere götürülebilirdi. Ünlü Araştırmacı Murry Hope da Arap Kaynakları’ndaki bu konuyla ilgili ilginç ifadelere dikkat çekmiştir: Dev taş bloklar bir çeşit papirüse sarmalanıp bir rahip tarafından bir asayla dokunulduktan sonra ağırlığını tamamen yitirmekte ve kolayc hareket ettirilerek tam istenilen noktaya yerleştirilmekteydi. Ezoterizmle ilgili konularda dünyanın önde gelen araştırmacılarından olan Bn. Annie Besant da, piramitlerin yapımında kullanılan taşların levite edilerek taşındığını söylemektedir. Mısır’daki taşlar, ne sırf kas gücüyle ne de modern teknolojiy aşan hünerli cihazlar kullanılmak suretiyle dikilmiştir. Bu taşlar, dünyasal mıknatisiyetin güçlerini kontrol edebilen kişilerce dikilmiştir. Neticede taşlar ağırlığını kaybediyor ve tek bir parmağın temasıyla yönetilmek suretiyle havada süzülerek, belirlenen yerlerine oturtuluyorlardı. Gerek bazı araştırmacıların dile getirdikleri, gerekse de bazı tarihi kayıtlarda aktarılan bu sıradışı anlatımlara, eski çağlara ait efsanelerde de rastlanmaktadır. Bu efsanelerde büyülü asalardan söz edilmekte ve bu asalar vasıtasıyla bazı bilgelerin olağanüstü mucizeler gerçekleştirebildiği anlatılmaktadır.

Kaynak: Antik Mısır Sırları Ergun Candan’ın Kitabından Alıntıdır

Tutankamon’un Gerçek Yüzü Ortaya Çıktı!

2 bini aşkın bilgisayar taramasını kapsayan sanal otopsinin ardından firavun Tutankamon’un “gerçek” yüzü ve bedeni belirlendi. Neredeyse genç bir kadınınki kadar geniş kalçaları vardı, bacağındaki bir yamukluk nedeniyle bir ayağını tam yere basamıyordu ve dişlekti. Altından maskesinin ardından mağrur bir biçimde gülümseyen Tutankamon, milyonlarca insanın hafızasına atlı araba yarışlarına düşkün bir soylu olarak kazındı. Oysa yeni bulgular, MÖ 14’üncü yüzyılda hüküm süren genç firavunun yürümek için bastona dayanmak zorunda olduğunu ve 20’li yaşlarını göremeden öldüğünü gösteriyor. Mısır Firavunu Tutankamon üzerinde yapılan ‘sanal otopsi’ tamamlandı. Sanal otopsinin yanı sıra sürdürülen genetik analizler ise ünlü firavunun ensest ilişkinin meyvesi olduğunu, anne ve babasının kardeş olduğunu gösteriyor. Tutankomun’un kardeşlerinin de çocuk yaşta art arda ölmesinin nedenin de yine ‘akraba evliliği’ne bağlı hormonal bozukluklar olduğu tahmin ediliyor.

CİNAYET, KAZA, ENSEST

Kafatasında ve iskeletindeki bazı kırıklar nedeniyle Tutankamon’un cinayet veya çok sevdiği rivayet edilen araba yarışlarında geçirdiği bir kaza sonucu öldüğüne inanılıyordu. Şimdi ise bilim insanları genç firavunun genetik rahatsızlık sonucu öldüğünü, vücudundaki kırıklardan sadece birinin (dizindekinin) ölümden önce oluştuğunu ve bastonla yürümesini gerektiren topallığı nedeniyle araba yarışlarına katılmasının imkansız olduğunu söylüyor. Tutankamon’un mezarında bulunan 130 kadar baston da bunu doğruluyor. İtalya’da mumyalar ve buzadamlarla ilgili araştırmalar yapan enstitünün üyesi Albert Zink ise Tutankamon’un soylu ailesinin DNA’larını inceledi. Zink’in elde ettiği bilgilere göre Tutankamon, Mısır firavunu Akhenaton ve kızkardeşinin çocuğu. Ensest antik Mısır’da tabu sayılmıyordu ve akraba evliliklerinin yarattığı sağlık sorunları da o dönemde bilinmiyordu.

SOY AĞACINDA ERKEN SOLAN BİR DAL

Londra Imperial College’dan Hutan Ashrafian, Tutankamon’un ailesinin bazı üyelerinin hormonal bozukluklardan mustarip olduğunu söyledi. Ancak şunu vurguladı: “Ailenin ataları arasında ileri yaşlara kadar yaşayan pek çok kişi vardı. Ancak bu soy, erken ölmeye başladı ve her jenerasyonda daha da erken öldüler. “

Tutankamon’un ölümüyle ilgili yeni bulgular, BBC One’da “Tutankhamun: The Truth Uncovered” adlı belgeselde yayınlanacak