Etiket arşivi: arap devletleri

Türkler Arapların Efendisi Olamaz!

İslamiyet kuranda yazıldığı gibi Mekke ve Çevresine gönderilmiştir. (En’âm Suresi 92. Ayet) Yani Araplara inmiş bir dindir. Kitap Arapça, Peygamber Arap’tır. Bu yüzden Araplar da kendilerini üstün olarak görmüşlerdir. Araplar, Arap olmayan Müslümanlara Mevali denmiştir. Mevali: Kelime olarak Azad edilmiş köle anlamına gelmektedir. Mevali tabiri Emevilerin İslam fetihlerinden sonra İslam’ı benimseyen ve çoğunluğunu Türkler, İranlılar, Berberiler ve Kıptiler’in oluşturduğu Arap olmayan Müslümanlar için kullanılmıştır. Emeviler Dönemi’nin genelinde mevalilerden daha çok vergi alınmıştır.

Araplar İslam’ı rehber alarak sınırlarını genişletince Türkistan’a kadar geldiler. Türkler o zaman dağınık boylar halinde olduğu için güçsüzdü ve Arap istilaları sonucunda pek çok Türk yüzbinlerce Türk öldürüldü. Türklerin cesetleri ibret olsun diye ağaçlara asıldı. Bilhassa Arap komutan Kuteybe Bin Müslim çok katliam yaptı, Türklerin kanını oluk oluk akıttı. Türkistan’dan toplanan Türk çocukları Arap saraylarına köle olarak yerleştirildi fakat bu çocuklar zamanla Araplara baş kaldırarak iktidarı ele geçirmeye başladı, ayrıca Türkler arasında İslamiyet yayılınca da Türkler İslamiyet’in bayraktarlığına soyundu. Bu durum Arapların hoşuna gitmedi. Türkler bize efendi olamaz dediler fakat Türkler çok güçlü olduğu için Türklere karşı gelemiyorlardı. En sonunda Yavuz Sultan Selim döneminde Türkler halifeliği tamamen kendi üzerine aldı. O günden sonra Araplar sık sık isyan etti. İspanyol kâfiri ile sıkı müttefiklikler yaptı fakat Araplar istediğini alamadı. Her isyan başarısızlıkla sonuçlandı. Barbaros Hayrettin Paşa’nın anılarını yazdığı Gazavad-ı Hayreddin Paşa adlı defterinde Türklerin çok savaşçı bir kavim olduğunu ve bu yüzden Arapların çıkardıkları isyanlarda asla başarılı olmayacağını ve Arapların aklı kıt olduğunu dile getirmiştir. Lakin en sonunda Araplar İngilizlerin de desteğini alarak 1. Dünya Savaşı sonunda büyük bir isyan harekatı başlatır ve günümüzde de varlığını devam ettiren Suriye, Irak, Arabistan, Lübnan, Ürdün gibi Arap ülkeleri İngiliz cetveli ve Arap isyanı ile kurulur.

Arapları Bedavaya Yönetmek

Sürre Alayı ve Arapları Bedavaya Yönetmek

Suriye’yi, Irak’ı, Filistin’i, Mekke ve Medine’yi almakla, Arapları yüzyıllarca yönetmekle övünüyoruz. Ancak bir de madalyonun öbür tarafına baktığımızda Arap topraklarını ele geçirmemiz Türklere ne kadar yarar sağladı? O toprakları almamızla birlikte Türkler kendi benliğinden daha çok uzaklaştı. Araplara özenildi. Arapların geri kalmış kültürü Türklerin üzerine yapıştı. Yetmedi, bir de üstüne Surre Alayı diye bir şey çıkardık. “İçine altın ve para gibi kıymetli eşyaların konulduğu kese” anlamına gelen surre kelimesi terim olarak her yıl hac döneminden önce genellikle Mekke ve Medine halkına dağıtılmak için yollanan para, altın ve diğer eşyaları ifade eder. Türkler Mekke ve Medine’den vergi almazdı çünkü orada yaşayan Arapların Peygamber Muhammed’in soyundan geldiğine inanılır ve üstün insan olarak görülürdü. Vergi alınmadığı gibi her yıl bolca hediyeler gönderilirdi. Surre Alayı İstanbul’dan yola çıkar, Mekke ve Medine’ye gelene kadar çöldeki Bedevi Araplara da alaya saldırmasın diye rüşvet verilirdi. Eşkiyalık yapan Arapların saldırılarından korunmak için o bolgelere ufak kaleler yapılmıştır. Saçmalığa bakar mısınız? Araplara bedava hediye gönderiyorsunuz bir de eşkiyalık yapan Araplardan korunmak için onlara rüşvet verip ayrıca kaleler yapıyorsunuz.

Anadolu Türklerinin alın teriyle Araplara peşkeş çekildi. Sonuç? Hiç bir işe yaramadı. Türkler asırlarca Araplara bedava bekçilik yaptı, İslamı ve Arapları korudu. Yetmedi kendi de Araplaştı. Ancak sonuç olarak Araplar isyan etti. Türkler Araplardan hiç bir fayda görmedi. Petrol bulundu, İngilizler ve Araplar ittifak kurdu. Bugün körfez ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri. Arabistan’da Müslümanlar altın kaplama musluklardan abdest alıyor, lokantalarda yedikleri etlerin üstüne altı tozu serpiştiriliyor. Türkler ise perişan bir halde yaşıyor. 3 kuruşa muhtaç. Alım gücü yerlerde. Bu yanlış siyaset ise hâlâ devam ediyor. Güçlü olmak ve halkını refaha kavuşturmak istiyorsanız kimseye acımayacaksınız. Ümmetçilik ve İslamcılık propagandası Türklere fayda sağlamaz, aksine zarar sağlar. Tarihte bunun örneğini görmüş bulunmaktayız. Türkler artık realist bir politika ile Emperyalist düşünce ile hareket etmelidir. Ya sömüren ve ezen olacaksın ya da sömürülen ve ezilen. Bunun ortası yok.

Arapların Acımasızca Türkleri Katletmesi!

Arapları aldatarak Türkler aleyhine kışkırtıp isyana sevkeden İngiliz casusu Lavrence, yanına çektiği Araplarla birlikte Şam’da Türkleri katlettikten sonra: “Evet onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım; tiksindim bu vahşetten” diyerek itirafta bulunmuştur. Araplar, esir Türklere bile acımadan öldürmüştür. Ayrıca Hicaz-Yemen Cephesi’nde 1918 yılında esir düşen 16. Tümenin 48. Alayındaki Osmanlı askerlerine karşı Seydibeşir Kampı’nda İngilizler tarafından içine bol miktarda krizol maddesi eklenmiş su dolu kazanlara mikrop kırma bahanesiyle sokulan 15.000 Türk askeri kör edilmiştir

Umman Ülkesi Hakkında Bilinmeyenler

Umman ya da resmî adıyla Umman Sultanlığı, güneybatı Asya’da, Arap Yarımadası’nın güneydoğusu kıyısında yer alır. Kuzeybatıda Birleşik Arap Emirlikleri, batıda Suudi Arabistan, güneybatıda ise Yemen ile sınır komşusudur. Güneyde ve doğuda Hint Okyanusu, kuzeydoğuda ise Basra Körfezi ile çevrilidir. Suudi Arabistan’la 676 km, Birleşik Arap Emirlikleri 410 km ve Yemen’le 288 km boyunca sınırı bulunan ülke Orta doğu topraklarına yerleşmiştir.Kıyıda sıcak ve nemli, iç kısımlarda sıcak ve kuru iklim görülür. Arazisi Orta çöl ovası, kuzey ve güneyde engebeli dağlık bölgeden oluşur. En yüksek noktası 2,980 m ile Jabal Shamstır. Petrol, Bakır, asbest, mermer, kireçtaşı, krom, alçıtaşı, doğal gaz ülkedeki başlıca doğal zenginliklerdir.

Resmi dili Arapçadır. Türk vatandaşlarına en çok sevgi ve saygı duyan Körfez halkı Ummanlılardır. Yerel halkın taksicilik yaptığı ender Körfez ülkelerindendir. Diğer körfez ülkelerinde yerel halk böyle işlerde çalışmaz. Bu tarz işleri aşağılayıcı görürler. Umman körfez ülkesi olmasına rağmen bilinenin aksine çok zengin bir ülke değildir. Aksine diğer Körfez ülkelerine göre ortalamadan fakir bir halkı vardır. Evlerine ya da sofralarına misafir ederlerse, çok misafirperverlerdir. Ortadoğu’daki en toleranslı ve ılımlı İslami bakışa sahip mezheplerden ibadi mezhebindendirler. Zamanında Umman Sultanı yanında, Yemendeki komünist savaşçıları karşı savaşmak için, bugün Pakistan sınırları içindeki Balucistan (Ya da Baluşistan)dan getirilen paralı askerler, bugün aileleri ile nispeten asimile olmuş Umman vatandaşlarıdır ama diğerleri tarafından asla ülkenin asli unsuru olarak kabul edilmezler.

Müteveffa Sultan Qaboos, İngiliz Askeri Akademisi Sandhurst’te eğitim almış; İngiliz üniforması ile Almanya’daki İngiliz askeri misyonunda subay olarak hizmet vermiştir. Amerika’ya değil İngiltereye biat ederler. Birinci derece Kraliyet ailesi mensuplarının bile beyaz yaka pozisyon ve maaşla özel şirketlerde çalıştığı, en kültürlü, en iyi eğitimli, en mazbut ve en gösterişsiz, hatta en fakir kraliyet sülalesine sahiptir. Devlet diğerleri gibi zengin olmasa da, her Ummanlı doğum, eğitim, evlilik gibi konularda devletten nakit desteği alır. Şu, elektrik, yakıt Ummanlılara daha ucuzdur. Ummanlılara devlet tarafından ev yapmaları için bedava arsa verilir. 5 milyon nüfusun yarısı expatlardan (çalışmak için gelen yabancılardan) oluşur. Yabancı nüfusun %90ı Paki, Hint, Bangladeş, Sri Lanka, Filipin) gibi Güney Asyalılardan oluşur.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yayın yapan Erem News’te yer alan haberde, 79 yaşında hayatını kaybeden Sultan Kabus bin Said’in yerine geçen Heysem bin Tarık’ın babaannesinin Türk olduğu ve adının ‘Kamile’ olduğu belirtildi. Sultanın babası bin Teymur, 1920 yılında İstanbul’da doğdu ve halen hayatta. Teymur “Timur” adının farklı bir Türk lehçesindeki telaffuzudur.

Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler’e 1971’de katılan Umman, 1981’de de Körfez İşbirliği Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. ABD ile sıkı ilişkilerin yanı sıra ılımlı Arap devletleriyle yakınlaşmaya girerek Umman’ı dış dünyaya açılmasını sağlayan Kâbus yönetimi, İran-Irak Savaşı boyunca tarafsızlık politikası izledi. Körfez Savaşı sırasında belirgin bir rol oynamamasına karşın, üslerini batılı güçlere açmayı kabul etti. 1992’de Yemen’le imzaladığı anlaşmayala bu ülkeyle yaşadığı 25 yıllık sınır sorununa son verdi.

Ummanlılar Kızların eğitimine ve kadınların kamu iş hayatında yer almasına çok önem verirler.