Etiket arşivi: ingilizler

Viking Tarihinin Bilinmeyenleri Ve İngilizler

İsveçlilerin ataları meşhur Vikingler değildir. Çünkü Vikingler dediğimiz topluluk ikiye ayrılır Varegler ve Normanlar. Bunların dili, inancı ve kültürü aynıdır. Ancak Varegler (İsveç) daha uysal bir yönelim sergilediler. Karadeniz bölgesinde deniz ticareti yaptılar ve Bizans’ta paralı askerlik yaptılar (Türkler de Vareg Vikingleri ile etkileşime geçmiştir) Ama filmlere, dizilere konu olan İngiltere’ye tarihi boyunca acı çektiren topluluk Norman Vikingleridir.

Norman Vikingleri Danimarka, Norveç, İzlanda… 4 krallığın 3’ünü fetheden tek topluluktur. İsveç Varegleriyle birleştiği zamanlar da olmuştur dönem dönem. İngiltere’nin o dönemlerden sonra yeniden yükselişe geçmesi büyük başarıdır gerçekten. Ama bir bilgi daha bırakayım size İngiltere kralları ve ailesi 11. yüzyıldan 14.yy sonlarına kadar Fransızca konuşurlardı çünkü Fransız kökenliydiler ve Frenk Normanları istilası sebebiyle (İskandinav-Frenk). Bu bilgi sadece krallar ve 11.yy sonrası Frenk Normanlarının yerleştirdiği asillere dayanır. Halk İngilizdir. İngilizceyi yeniden anadil yapan ve ilk defa okuma yazma olarak öğrenen kral 5. Henry’dir.

İngiliz Kralları İngiltere’nin güçlenmesi için diğer topluluklara çok acılar çektirmişlerdir. Bu arada Vikingler vahşilerdi ve medeniyet kuramadılar ancak bilimsel ve icatçı yönleri de vardı. Söz konusu bazı İslami gezginlerin belirttiği kadar pis değillerdi. Standart bir Avrupa Hristiyan’ından daha çok temizliğe önem verirlerdi. Haftanın bir günü banyoları vardı. Saçları ve sakalları kültürlerinde önemli olduğu için özenle bakıp temiz tutarlardı. İlk tıraş bıçağını ya da ilkel usturayı diyelim biz ona, Vikingler icat etmiştir. Ayrıca sisli ve karanlık havalarda da denizde yönlerini bulabilmişlerdir çünkü güneş ışığını çift kıran özel bir taş(kristal)kullanırlardı. Böylece sisli havalarda bile güneşin nerde olduğunu anlayıp ona göre rota çizerlerdi.

Avrupa Vikinglerden çok çektiği için onların vahşiliğini abartmıştır, özellikle İngiltere. Tabii ki de vahşiydiler ama bir Cengiz Han kadar değil, çünkü gittikleri yerlere ticaret te götürdüler.

Türkçe Malumatlar Notu: (Yazar arkadaş burada Cengiz Han’a haksızlık yapmıştır. Cengiz Han’ın torunu Kubilay zamanında dünyanın en büyük ticari ağı kuruldu. Ayrıca Cengiz Han vahşi değildir, sözüne sadık mert bir adamdır)

Barbarlık vahşilik demek değildir, bir kültürdür. Gördüğünüz gibi sadece Türklere değil pek çok topluluğa da barbar denilmiştir. Çünkü barbar kültürü geleneklerine bağlı ve konar göçer veya avcı toplayıcı kültürlere denir. Yani Vikinglerin de Türklerin de veya daha eski Keltlerin de ya da Moğollara barbar denilmesinin sebebi budur. Bugün kulağa kötüleme gibi gelse de bu aslında bir kültürün adıdır. Akınlara çıkmalarının amacı İskandinavya’da toprak çok az ay verimlidir ve zaten sınırlıdır ve çoğalan nüfusta yiyecek bulmak geçinmek zordur. Yani sadece deniz ticareti ve bir kaç ay olan hasat yetmemektedir. Bu sebeple verimli topraklara akın ettiler öncelik İngiltereydi çünkü deniz ticareti yapan Vikinglerin coğrafi bilgileri vardı. İngiltere’de akınların iki önceliği vardı;

1) Kliselerde olan ganimet ve para onların ticaretini ve geçimini kolaylaştıracaktı

2) İngiltere’de olan krallıklardan topraklar talep edip halklarını oraya taşıyıp rahat çiftçilik yapıp geçinebileceklerdi.

Tabi ki buna izin veren krallar olsa da pek çok kral toprak vermedi ve savaştı. Bazıları da toprak verdiğinden pişman olup vergiyi aşırı derecede arttırıp Vikinglerin anlaşmayı bozup savaşmasına yöneltti. Bu 3 asırlık hakimiyet ise şu şekilde son bulmaya başladı.

İngiltere’ye 3 asır sonra artık çok fazla Vikingli taşınmış aile kurmuştu ve savaşlar azaldığı için asimile olmaya başlayıp Hristiyanlığa yönelmeye başladılar. Ve pek çok yerde Vikingler ve Anglo Saxonlar beraber yaşamaya başlamışlardı ve bu yıllarca düzenli hale gelmişti. İngiltere krallığı bu düzen içinde Vikinglerin zayıf yönlerinin asimile olmaları olduğunu anladıkça dinİ kullanarak yayılmacı politikalarını devam ettirdiler. Ve günümüzde artık çok azı Pagan ve Avrupalı ve Hristiyan olarak anılıyorlar :)) Ulan koca 3 asrın ve sonrası etkilerinin basit ama çok basitçe özetini yaptım. Emeğe saygı bekliyorum :))

Kaynak: Ömer Saral

CHP Hızlı AKP’lileşti, İmamoğlu Sevenlerin Yüzüstü Bıraktı!

CHP daha iktidara gelmeden AKP’yi geçti! Bir değil iki değil! Elazığ’da deprem olurken Erzurum’da kayak tatili yapan İmamoğlu bu kez de İstanbullu kara kışa teslim olmuşken İngiliz Büyükelçi ile Rakı-Balık keyfi yaptı!

24 ocak 2022 günü İstanbul kara teslim olmuşken, kar küreme araçları yetersiz kalırken, insanlar evlerine gidemeyip yollarda mahsur kalırken bir anda Ekrem İmamoğlu’nun Rakı-Balık ziyafeti çektiği haberi ortaya atıldı. Kimse habere inanmak istemedi, hatta CHP’liler bile böyle aptallık mı olur dedi. Sosyal Medyada AKP’li ve CHP’li troller birbirine girdi. Peki, sonuç ne oldu dersiniz?

Sonuç şu arkadaşlar, gerçekten de İstanbul’a kara kışa teslim olmuşken, kar küreme araçları bile yetersiz kalırken İmamoğlu o gün Balık restoranına gitti, yemeğini yedi. Yanında da İngiliz Büyük elçisi vardı. Hatırlayın, Tayyip Erdoğan’da Türkiye’nin başına geçmeden önce büyük elçiler ile görüşür, yemek yerdi. Aynı senaryo tekrar uygulanıyor. Artık batının Tayyip ile işi bittiği için Ekrem İmamoğlu’nu hazırlıyorlar. Batılılar her zaman kontrol edebileceği kişilerle yakın ilişkilere girer, fonlamasını yapar ve sonra da istediğini alır! Bu hep böyle olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Kar küreme aracı demişken, bazı kar küreme araçları yarım saat öncesinde Ekrem İmamoğlu ve Büyük elçinin geleceği yol güzergahını ve restoranı tertemiz etmişler. Vatandaş ise o sıralar yollarda çile çekiyordu.

Binlerce İstanbullu karda mahsur kalmışken İngiliz büyükelçi ile eşleriyle birlikte 3 saat balıkçı keyfi yaptığı ortaya çıkan Ekrem İmamoğlu’nun faturayı da belediyeye kestirdiği ortaya çıktı. 3 saat süren 4 kişilik balıkçı keyfinin faturasının da 48 bin lira olduğu ortaya çıktı. Yemekli toplantıda İBB Başkanı ve eşi Dilek İmamoğlu’nun misafir ettiği Birleşik Krallık Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott ile eşi, masada balık çeşitlerinin lezzetine baktı.

Balığın faturasını vatandaş ödeyecek!

4’lünün favorisinin ise kalkan balığı olduğu, yemek sonunda ise çıkan faturanın ise 48 bin TL olduğu belirtildi. Yemek faturasının ise İBB Özel Kalemi’nin teslim aldığı ancak henüz ödemenin gerçekleşmediği bilgisine ulaşıldı. İstanbullu, yollardaki tuzlama fiyaskosundan ötürü kara saplanırken, balıkçıdaki ‘tuzlu’ fatura, İBB’nin, dolayısıyla İstanbullu’nun cebinden çıkacak.

Fazıl Say’da yalana ortak oldu! Dünya ünlü piyanist Fazıl Say’da maalesef İmamoğlu tarafından yüzüstü bırakıldı. Fazıl Say, İmamoğlu’nun balık keyfi yaptığına inanmadı ve alaycı bir şekilde, fotoğrafı da çeken Devlet Bahçeli dedi.

Fazıl Say’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi içine kattığı esprili paylaşımın gündem olmasının ardından, MHP’den yanıt geldi. Partinin Medya, Tanıtım ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, yanıtında şu ifadeleri kullandı:

1-İcra ettiği sanatıyla meşgul olmasının kendisi ve camiası açısından daha faydalı olacak bir piyanistin, komiklikten öte lüzumsuz ve hadsiz beyanlarla siyasi yorumlarda bulunmaya kalkması Mesnevi’de hikayesi anlatılan tezeğe saplanmış, kuyruğu kalkık fareyi akıllara getiriyor.

2-Böyle olunca bu piyanistin, piyonist bir edayla Sayın Genel Başkanımıza dil uzatmaya yeltenmesi yerli yersiz öten horozları susturmak için bir parça yağ ile olan imtihanlarına varan akıbetlerini de hatırlatıyor.

3-Fazıl Say, bu yüzden sen sen ol, nasıl öteceğini iyi bil! Yoksa Maazallah sesim çıksın diye uğraşırken, o sesin başkaca ayıplarını ortaya dökmesin. Sanatçısın, sanatınla kal…

CHP AKP’lileşti, CHP’liler AKP’liler gibi bahane üretip kendi adamların ölümüne savunuyor!

CHP’nin bir yanlışı dile getirildiği zaman CHP’li troller de “AKP şunu yaptı” diye saçma bir argüman sunuyor. AKP bir şeyi kötü yaptıysa aynı kötü şeyi CHP’de mi yapmak zorunda?

Türk milleti artık bu siyasi partilerin pençesinden ne zaman kurtulacak. Bu partilerin hepsi milleti salak yerine koyuyor.

CHP’nin AKP taktiği nasıl uyguladığı hakkında ekşi sözlükteki “bilemiyorum altan bilemiyorum” adlı kullanıcını paylaşımını örnek verelim.

Link: https://eksisozluk.com/chplilerin-imamoglunu-savunma-yontemleri–7153715

+imamoğlu neden şunu şunu yapıyor?
-rte şunu şunu yaparken niye eleştirmiyosun orospu çocuğu aktroll.

görüldüğü üzere savunmada imamoğlu ya da eylemiyle ilgili bir antitez yok. bu noktada akp’liler ile ortak noktada buluşuyorlar çünkü onlar da hedef şaşırtmayı sever.*

ikinci yöntemimiz kabul etmeme+yafta şeklinde.

örneklendirelim.

+imamoğlu neden şunu şunu yapıyor?
-iftira atıp algı kasmayın orospu çocuğu aktroller.

bu “algı operasyonu” kartı, zaten siyasetçisinden kulüp başkanına herkesin joker niyetine kullandığı bir kart. zor anların kurtarıcısı.

ama eğer örneğin zam haberi gibi kabul edilmemesi mantıken mümkün olmayan durumlarda ise kullanılması gereken yöntem normalleştirme+yafta idir.

örnek verelim.

+imamoğlu neden x’e bu kadar fahiş zam yapıyor?
-bu ekonomide bu zam az bile. abartmayın orospu çocuğu aktroller.

hüsnüye erdoğan’ın “doğal gaza zam gelmiştir ama mini mini gelmiştir” açıklaması ile kapışır.*bu kar mevzusunda ise “sanki kıyamet kopuyor abartmayın” ve “bu sonuçta bir afettir adam ne yapsın” şeklinde gördük örneklerini.

ayrıca bu yöntemi 1. yöntem ile de destekleyerek 2-3 kat daha fazla etki sağlayabilirsiniz.

hiçbir şey bulamazsanız bile gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz dördüncü yöntemimiz ise geçmiş ile böbürlenme+yafta şeklinde.

örneklendirelim.

+imamoğlu neden şunu şunu yapıyor?
-belli ki 800 binin acısı hâlâ geçmemiş kudurun orospu çocuğu aktroller.

bu yöntem bana galatasaraylı kardeşlerimizin bir zamanlar sıkça kullandığı “bizim uefa kupamız var” argümanını hatırlatıyor. neyse ki üzerinden çeyrek asır geçtiği için artık pek duyulmaz ama. 🙂

görüldüğü üzere bu topluluk, fetöcü terörist gibi akpli yaftalarının yerine şimdilik aktroll yaftasını kullanıyor tüm yöntemlerde. olur da imamoğlu cb olursa, ileride vatan haini yaftasını da kullanıma açabilirler diye tahmin ediyorum. ancak henüz o seviye için erken.

bu yöntemlere ilave olarak “seni cb yapacağız başkanım” şeklinde bitirici vuruşu yapmayı unutmayın. dadından yenmiyor.

herkese afiyet olsun.

Dünyayı Böyle Kandırdılar! İngiliz Ajanları Nasıl Görünür?

Filmlerden bilirsiniz. İngiliz ajanları her zaman takım elbiseli, karizmatik, yakışıklı, elinde viski kadehi, belinde güzel bir silahı, yanında da bol bol güzel kızlar olan birileri olarak takdim edilir. Sinema tarihindeki en tanınmış İngiliz Ajanı ise James Bond’dur.

Filmlerde bu ajanlar hep aynı görünür. Hep takım elbiselidir. Hepsi yakışıklı, kibar, centilmen ve kadınlarla nasıl konuşacağını bilir. Peki ya bunun bir aldatmaca olduğunu söylesek ne düşünürdünüz? Beyler! Türk İmparatorluğu nasıl battı sanıyorsunuz? Batılılar ajanlarını içimize sızdırdılar ve o ajanlar adeta bizden gibi gözüktü. Taktı sarığı kafasına, aldı eline kuranı millete vaaz vermeye başladı. Türk milleti de dedi, ya bu adam ne güzel Kuran okuyor, ne güzel konuşuyor. Güvendiler. Bu tip adamlara makam mevki verdik ve en sonunda kendi İmparatorluğumuzu batırdık.

Gerçekte İngiliz Ajanları o toplumun hassasiyetlerine göre giyinir ve hareket eder. Bir İngiliz Ajanı İslam’ı Müslümandan daha iyi bilir. Bir İngiliz bir Arap’tan daha iyi Arapça konuşabilir. Bir İngiliz Ajanı bir Türk gibi bıyık bırakabilir, Türkçe nutuk atabilir. İngiliz ajanı nerede ne giyeceğini iyi bilir. Bir İngiliz Ajanını çölde görseniz onu gerçek bir Arap-Bedevi zannedersiniz. Filmlerde ise bu ajanları takım elbise içinde gösterirler. İşte bu aldatmacadır. Türk milleti bu aldatmacalara alet olmamalı ve kimseye güvenmemelidir. Özellikle Allah, Kuran, İslam diyenlere bu konuda dikkat edilmeli. Unutmayın arkadaşlar. Ajanlar bugün Allah, Kuran, İslam der. Yarın Atam izindeyiz, biz Atatürkçüyüz der. Sonra da bu Atatürkçüyüz diyenler “Azerbaycan- Ermenistan savaşında Maalesef Türkiye olarak Azerbaycan’a yardım ettik” diyerek milletin kafasını bulandırır. Uyanık olun!

İngiltere’de Kral-Kraliçenin Yetkileri Var mı? Yetkiler Sembolik mi?

İngiltere Monarşi ile yönetilen bir ülkedir. İngiltere’de Cumhuriyet yoktur. Peki, İngiltere’de Kral-Kraliçenin Yetkileri Var mı? Yetkiler Sembolik mi? İngiltere’nin resmi dini var mı? İngiltere dinsiz mi yoksa dine bağlı mı?

İngiltere dediğimiz ülke aslında Birleşik Krallık’ı oluşturan 4 ülkeden biridir. Bu ülkeler ise şunlardır: Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda ve İngiltere’dir.

Birleşik Krallık Kral ya da Kraliçe ile yönetilir. Hanedan üyeleri arasında cinsiyet ayrımı yoktur. Sıra kimde ise tahta o oturur. Bu yüzden şu an Birleşik Krallık’ın başında Kraliçe Elizabeth vardır. Peki, bu Kraliçenin yetkileri var mıdır?

Türkiye’de ağzı olan konuştuğu veya klavyesi olan atıp salladığı için bu konuda çok kafa karışıklığı vardır. Birleşik Krallık’ın Monarşisi sembolik değildir. Devleti yönetme yetkisi vardır. Genelde eğitim sistemimizden dolayı Cumhuriyet ile yönetilen ülkelere özgürlükçü, diğerlerine ise yobaz gözüyle bakılmaktadır. fakat alakası yoktur. İran, Çin, Kuzey Kore’de Cumhuriyet ile yönetilmektedir ama bu ülkeler totaliterlik konusunda Monarşi ile yönetilen ülkelere fark atmıştır. Monarşi ile yönetilen Birleşik Krallık da demokratik bir siyasi yapı varken Cumhuriyet ile yönetilen çoğu ülkede böyle bir yapı yoktur. Ayrıca sadece Birleşik Krallık değil Norveç, Belçika, Hollanda, İsveç gibi ülkeler de Monarşi / Krallık ile yönetilmektedir. Esas konumuza dönelim.

Birleşik Krallık da Monarşinin yetkileri sembolik mi?

Kral ya da Kraliçenin Sahip Olduğu Haklar

  • Kanun tekliflerini reddetme hakkına sahiptir.
  • Bakanları görevden alabilir.
  • Kraliçe parlamentoyu askıya alma ve tekrar göreve çağırma yetkisine sahiptir. Parlamentonun tatil edilmesi genellikle parlamento döneminin sonunda, parlamentonun göreve çağırılması ise Kraliçe’nin hazır bulunduğu parlamento açılışından hemen sonra yapılır.
  • Başbakanın istifa etmesinden sonra yerine atama yapar.
  • Onur Nişanı verebilir. Bu, Kraliçenin şövalyelik nişanı oluşturmaya ve herhangi bir vatandaşa nişan vermeye lütfetmesine dair imtiyazlı bir gücüdür.
  • Kraliçe yargılanamaz. – kraliçe mahkumları affedebilir.
  • Kraliçe ordunun başkomutanıdır ve orduya katılan herkes ona sadakat yemini eder.
  • Pasaportu çıkarma ve geri alma Kraliçenin imtiyazlı güçlerindendir. Bu güç bakanlarca Kraliçe adına sık sık kullanılır. Tüm İngiliz pasaportları Kraliçenin adına verilir.
  • Kanada gibi ülklere Vali atar.
  • Kraliçe orduyu düzenleme ve dağıtma hakkına sahiptir.
  • Kraliçe istediği kişiyi asilzade ilan edebilir.
  • Uygulamada her ne kadar Başbakan ve Parlamento tarafından yapılsa da Kraliçe’nin de diğer uluslara karşı savaş ilan etme yetkisi vardır.
  • İngiliz Hukukunda Kraliçe’nin hukuka üstünlüğü vardır, Kraliçe yargılanamaz ve özel hukukla da bağlı değildir.
  • Ayrıca çok masraflı saray harcamaları vardır ve bunlar için tek kuruş ödemezler. Hepsi devletten karşılanır. Zira devlet zaten onların mülküdür.

Gördüğünüz gibi pek sembolik durmuyor yetkileri… Ayrıca İngiliz Devletinin resmi dini vardır. Bu ise Anglikanizm dir. Anglikanizm, İngiltere’nin resmî kilisesi olan İngiltere Kilisesi’ne has ilke, doktrin ve kurumlar. İngiltere Kralı VIII. Henry’nin kurduğu bir Hristiyan mezhebidir. İngiliz Reformu, Katoliklik ve Protestanlık arasında bir orta yol olarak görüldüğü için Latince Via Media olarak adlandırılmıştır İngiltere’nin büyük bir kısmı Anglikan kilisesi mensupları olarak, Kanada’da bir azınlık ile Kuzey Amerika’daki bir kısım halk ‘Episkopal Kilise’ adı altında bu mezhebi benimsedi. Birleşik Krallık’ın monarşi soyu bu mezhebi benimsemiş ve mezhepten ayrılmamıştır. Ayin sistemi ve inanç bildirgesinde Book of Common Prayer adlı kitabı izler ve dünyanın her neresine gidilirse gidilsin, Anglikan Birliği’ne bağlı olan her kilise, teolojik ve liturjik uygulamalarda bu kitabı esas alır. Anglikan kelimesi Latince bir ibare olan Ecclesia Anglicana’dan gelir ve İngiliz Kilisesi anlamına gelir ve kökeni 1246 yılına kadar götürülebilir. Anglikanizm’e mensup olanlara Anglikan denir. Anglikan geleneğindeki Protestan ve Katoliksel ibadet arasındaki ayrım, bazı Anglikan Kiliseleri’nin ve Anglikan Mezhebi üyelerinin tartışma konusudur. Her Anglikan kilisesi kendi içinde özerktir. Anglikan Mezhebi bütün bu özerk kiliselerin İngiltere’deki ‘Canterbury Başpiskoposluğu’ çatısı altında bir araya gelmesiyle oluşur. Anglikan Mezhebi, Roma Katolik Kilisesi ve Doğu Ortodoks kilisesinden sonra dünyadaki en büyük üçüncü Hristiyan mezhebidir.

Sözün kısası, adamlar hem dini hem de monarşiyi İngiliz Kültürüne ve günümüz şartlarına uyarlayarak mükemmel bir sistem çıkarmışlar.

Anzaklar Türkiye’den Toprak Talep Ediyor!

Yeni Zelanda ve Avustralya Devleti Türkiye’den resmi olarak toprak talep ediyor! Anzaklar Türkleri Sever mi?

Yeni Zelanda ve Avustralya Devletleri, 1. Dünya Savaşında İngiliz İmparatorluğu emrinde Türkiye ile savaşa girdi. Dünyanın bir ucundan gelerek Türk askerine kurşun sıkan, Türkiye sınırlarına girip Çanakkale’de savaşan Yeni Zelanda ve Avusturalya Ordusu (ANZAKLAR) şimdi de Türkiye’den toprak istiyor. Toprak talebi istemelerinin nedeni ise, askerleri burada savaşıp kan döktüklerinden dolayı atalarını onurlandırmak istemeleriymiş. Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” diye tanımladığı Anzakların torunları, Türkiye’den toprak talep ediyorlar. İş ülkeler arası “nota vermeye” kadar vardı. Lozan Anlaşması imzalanırken en hararetli tartışmalara konu olan Gelibolu’daki 409 hektarlık Anzak Bölgesi’ne “özel statü” istiyor. Ülkeler arasında ‘nota vermeye’ kadar varan, üstelik Dışişleri, Çevre ve Orman, Kültür ve Turizm bakanlıklarının da dahil olduğu ilginç bir tartışma yaşanıyor perde gerisinde. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle rezillik görülmemiştir.

Yeni Zelanda ve Avusturyalılar Çanakkale bölgesinde kendi askerleri için tören düzenlerken Türkiye’ye ve Türk ordusuna meydan okudu. Haka dansı, Yeni Zelandalıların, savaştan önce düşmana korku salmanın, düşmanı psikolojik olarak çökertmenin ve onlara göz dağı vermenin dansına denir. Düşman korksun diye bu dans yapılır. Ayrıca “İntikam Dansı” olarak da anılmaktadır. Anlaşılan o ki, ANZAKLAR Türkler tarafından öldürülen atalarının intikamını istiyor. Türkiye’de bu dansın yapılması tüm siyasetçilerin utancıdır. Bir tane siyasetçi çıkıp bu nasıl bir rezilliktir demiyor. Ama doğru ya, Türkiye’de siyasetçiler her zaman oy getirecek işlerin peşinde koşar.

Türk topraklarında haka dansı yapan Yeni Zelanda ve Avusturyalı yetkililerin, Türk şehitlerinin karşısında vur patlasın çat oynasın diyerek dans etmesi! İşte Şehit olan Türk askerlerinin kemiklerini sızlacatacak görüntüler;

Gelibolu’daki toprak talepleri Lozan görüşmelerinin perde arkasına da yansımış. İngiliz heyeti başkanı Lord Curzon ile Türk heyeti başkanı İsmet İnönü arasında görüşmeler sürerken ilginç diyaloglar yaşanır. Askerî tarih kaynaklarına göre, Curzon, ittifak devletlerinin Anafartalar’da çıkartma yaptığı bugün Anzak Koyu olarak adlandırılan bölgedeki 436 hektar toprağı resmen ister. İsmet Paşa, Ankara ile temaslarından sonra Türkiye’nin dört bir yanında nümayiş (gösteriler) yapılır. İsmet Paşa konunun tekrar gündeme gelmesi üzerine barış görüşmelerinden çekileceği restini çeker. Anlaşmayı yarıda bırakma resti üzerine Lozan Antlaşması’nın en detaylı maddeleri arasında yer alan 124’ten 136. maddeye kadar olan mezarlık kısmı yazılır.

Çanakkale’de ölen ittifak devletleri askerlerinin kemiklerinin toplanacağı kemiklik ve mezar alanları tek tek belirlenir. Antlaşmada Türk toprağı olarak teyit edilen alanda İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye’nin mezarlıklarının tayin edilmesi talep edilir. Talep edilen şehitlik alanlarının tamamı Lozan şartları çerçevesinde ilgili ülkelere sağlanır. Bugün Avustralya, Yeni Zelanda ve İngiliz mezarlarının, Türk askerlerinin şehitliklerinden daha bakımlı ve düzenli olmasının ardında da bu taleplerin öncelikli olarak yerine getirilmiş olmasının payı var.

Anzaklar daha önce de şehit olan Türk askerinin başını keserek yıllarca sakladı!

Gelibolu Yarımadası’nda, Arıburnu muharebelerinden sonra bir Anzak askerince Avustralya’ya götürülen ve 2003’te Türkiye’ye getirilerek defnedilen Türk askerine ait kafatasının bulunduğu “Meçhul Asker Mezarı”, ziyaretçilere duygusal anlar yaşatıyor. “Şuheda toprakları”, Çanakkale Kara Savaşları’nın 104. yılı dolayısıyla 24 ve 25 Nisan’da gerçekleştirilecek törenler öncesi, yurdun dört bir yanından gelen binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Tarihin en kanlı muharebelerinden birinin yaşandığı Gelibolu Yarımadası’ndaki Şahindere Şehitliği, 57. Piyade Alayı Şehitliği, Conkbayırı, Şehitler Abidesi, Atatürk’ün savaş öncesi harekat planlarını yaptığı Bigalı köyündeki evi, Yahya Çavuş ve Seyit Onbaşı anıtları, adeta akına uğruyor. Şehitler Abidesi’nin olduğu bölgedeki sembolik şehitliğin başlangıç bölümünde yer alan “Meçhul Asker Mezarı”nı ziyaret edenler, kabirde Arıburnu muharebelerinden sonra 1915’te Anzak askeri tarafından Avustralya’ya götürülen ve 2003’te Türkiye’ye iade edilen bir Türk askerine ait kafatası bulunduğunu öğrenince duygulanıyor.

Tarihte Bugün: 3 Mart

  • Brian Cox doğdu. İngiliz parçacık fizikçisi, bilimin popülerleştiricisi ve İngiltere’nin David Attenborough ve Patrick Moore’un halefi olarak bilinen yazar, bilimi halka getiren olağanüstü bir televizyon ve radyo sunucusu olarak. Carl Sagan ve Patrick Moore’dan esinlenerek fizik doktorası yaptı ve Manchester Üniversitesi’nde Yüksek Enerji Fiziği grubunun bir üyesi oldu. Cenevre’deki CERN’de ATLAS deneyi üzerinde çalışıyor, oradaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın ileri proton dedektörlerini inceliyor. Merak odaklı bilimin kendini ayıpladığına, yeniliğe güç verdiğine ve varlığımızın derin bir takdirine inanıyor. 3 Mart 1968 yılı.
  • Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi (Sanayii-i Nefise Mektebi), eğitim – öğretime başladı. 3 Mart 1883 yılı.
  • Uzay araştırmalarının en önemli merkezi olan NACA (daha sonra NASA olacak kuruluş) kuruldu. 3 Mart 1915 yılı.
  • Suudi Arabistan’da ilk petrol bulundu. 3 Mart 1938 yılı.
  • Asteroid kuşağının dışına çıkabilen ilk uzay robotu Florida’dan fırlatıldı. 3 Mart 1972 yılı.
  • Alec Zino öldü. Avrupa’nın en nadir üreyen kuşu Zino’nun petrel’ine adını veren Portekizli ornitolog ve korumacı. Bu küçük siyah ve beyaz deniz kuşunun ürediği Portekiz’in güneybatısındaki Madeira adasında Zino’nun petrelinin (Pterodroma madeira)sadece 45 çift çifti kaldı. Yerleşimcilerin gelmesiyle kuşun bolluk popülasyonu azalmaya başladı (1419). 20. yüzyılın ortalarında neslinin tükendiği düşünülüyordu. Başarılı bir işadamı ve Madeira’nın yerlisi olan Zino, hayatının ikinci yarısının çoğunu korumacıluğa adadı. Aradıktan sonra, Jun 1969’da kuşun küçük bir kolonisini yeniden keşfetti. Daha sonra onu inceledi ve korudu. Zino’nun petrel’i, Madeira dağlarının uzak uçurumlarındaki yuvalarda genç yetiştirmeye devam ediyor. 3 Mart 2004 yılı.

Kullan ve At… İngiliz Ordusuna Yakışmadı

Kullan ve At… İngiliz Ordusuna Yakışmadı

Sömürgeci bir millet olan İngilizler, sömürdükleri ülkelerdeki gençleri de ordusuna katıyordu. Ordusunda pek çok yabancı milletten asker bulunan İngiliz ordusu, şimdi ise bazı askerleri sınır dışı etmeye başladı.

İngiltere savaşta kullandığı Fijili askerleri ordudan attı, şimdi de ülkeden atıyor…

Zamanla ordudaki görevleri sona eren Fiji Kökenli İngiliz askerleri, ülkede kalmaya devam ediyordu. Bunlara vizelerinin dolmasına bir ay kala vizelerini yenilemeleri aksi takdirde sınır dışı edilecekleri bildirildi.

Kullan ve At… İngilizler askerlerine çöp muamelesi yapıyor.

İngiltere’ye bağlı Askerlerden Taitusi Ratucaucau: “Ailem için vize almam 10 bin sterline mal olur. Bu parayı ödeyebilmek mümkün değil” dedi.

Eski Genelkurmay Başkanı Lord Dannatt da, “İngiltere askeri üniformasını giyen ve ülke için savaşan bu askerlerin idari meseleler yüzünden burada kalamayacak olmaları kabul edilmez” diyerek karara tepki gösterdi.

Kral Arthur Yasaları

Kral Arthur Yasaları

Zorbalık ya da cinayet yapmamak

Hainlikten kaçınmak

Hiçbir şekilde zalim olmamak, aksine merhamet isteyenlere merhamet göstermek

Her zaman Leydi, hanımefendi ve dulların imdadına yetişmek

Leydi, hanımefendi ve dullara asla zorbalık yapmamak

Aşk, dünyevî mülk gibi yanlış amaçlar güden savaşlarda yer almamak

Çanakkale Savaşında Türklere Karşı Savaşan Senagelliler

Birinci Dünya Savaşında hem İngiliz hem de Fransız ordusunda çok sayıda Müslüman askerler mevcuttu. Bu askerlerden bazıları da Fransa’ya bağlı olan Müslüman Senagellilerdi. Senagelliler Müslümandı ancak Müslümanların Halifesi ve Türklerin Hakanı olan Sultan Mehmed Reşat önderliğindenki Türkiye’ye karşı savaşıyordu. Senagalli askerlerin özellikle Kirte muharebelerinde üstün çabalar göstermiş, süngü yerine kullandıkları satırlar ve fiziksel özellikleriyle Türk siperlerinde büyük bir dehşet yaratmıştır. Kirte muharebelerinde yüzde sekseni yok edilen birlikler tekrar toparlanmak ve takviye edilmek üzere Marsilya’ya geri dönmüş savaşın ilerleyen döneminde Verdun ve Somme savaşlarında Fransa’ya karşı büyük yararlılıklar sergilemişlerdir. Bu tip olaylar bazı çevrelerce İslamcılık fikrinin artık tamamen yararsız olduğu dile getirilmiştir. Müslümanların cepte Kuran, Elde süngü ile İslam Halifeliğinin bayraktarlığını yapan Türklere karşı savaşması gerçekten insanı düşündürmektedir…

Kahramanca Çözümler

Başarının sonuncusu olmadığı gibi, başarısızlık da ölümcül değildir. / Winston Churchill

Süper kahramanlar her şeyi yapabilir. Onları bekleyen görev inanılmaz derecede güç olabilir. Büyük bir felaketin eşiğine gelen Dünyayı kurtarmak için mücadele ederken yaralanır, ama yine de başarırlar. Einstein’da bulunan türden bir özgüven kazanmak için, en sevdiğiniz çizgi romanın kahramanı olduğunuzu düşünün. Müthiş bir güce sahipsiniz. Her şeyi yapabilirsiniz. Tabii, aileniz ve arkadaşlarınız sizi iyi huylu, sıradan bir insan olarak biliyor; ama aslında size tapmaları gerekir. Aldırmıyorsunuz. Siz o tür bir adam veya kadınsınız, gezegendeki en güçlü, en parlak, ve en alçakgönüllü insan. Sevdiğiniz çizgi roman kahramanının sizin probleminizi nasıl çözeceğini gözünüzde canlandırın. Aşırı güç kullanmanın sakıncası yok şu engelleri kuvvetlice üfleyerek bir kenara fırlatın gitsin. Kestirme bir sonuca varmak için üstün zekanızı, gücünüzü, veya teknolojinizi kullanın. Melodramatik olun. Başarınızın zaferini kutlayın. Birkaç hata yapmaktan ne çıkar? Sonunda başarıya kavuşacaksınız. Sizin gibi bir süper kahraman hata yapmaktan, birkaç pencere kırmaktan, bir iki kenti yerle bir etmekten endişe eder mi hiç? Hayır! Önemli olan, problemin ÇÖZÜLMESİDİR. Yol boyunca birkaç hata yapmanın zararı yoktur. Bu, süper kahramanın tutumudur. Çözümünüzü geliştirirken bu tutumu alın.

İnançlı bir kişi sadece ilgili olan doksan dokuz kişiye eşittir. / John Stuart Mill

Bir seferinde Einstein ve asistanına bir kağıt ataşı lazım olmuştu. Ama sadece kullanılmış ve bu yüzden eğilip bükülmüş bir ataş bulabilmişlerdi. Einstein bunu düzeltmeye yeltendi, ama bunun içinde bir alet lazımdı. Bu kez de büroda uygun bir alet aradılar. Alet araken bir kutu ataş buldular. Einstein kutudan bir ataş aldı ve onu eski ataşı düzeltmek için kullanabileceği şekle sokmaya ça­lıştı. Asistanı ona artık ellerinde bir kutu ataş varken neden hala eski ataşı düzeltmeye çalıştığını sordu. Einstein şöyle cevap verdi: “Önüme bir kere bir hedef koydum mu, beni döndürmek çok zorlaşır.” İşte bu, büyük çözümler üretmek için gerekli olan kararlılıktır. İyi bir fikri bir yanıta dönüştürmek zaman ve çaba gerektirir. İlk problemi çözerken ortaya çıkan yeni problemleri çözmek için muhtemelen kurallara tekrar tekrar karşı çıkmanız gerekecek. Hatta sonunda, çıkmaza girdiğinizi kabul edip yeniden başlayabilirsiniz. Yeniden başlamak çoğunlukla problem çözmenin önemli bir parçasını teşkil eder. Son çözüm bulma girişiminden alınan derslerin ışığında, bunun ne olduğunu teşhis etmemiz çok önemlidir. Baştan başlarken bile bir çözüm bulmaya doğru önemli bir ilerleme kaydedersiniz. Başarısız bir çözüm her zaman için, ilk başta tanımladığınız hedef probleminizden başka bir problemin giderilmesine başarılı bir biçimde uygulanabilecek Kolombvari bir fikir olabilir. John Wesley Hyatt tren vagonlarının tekerleklerinde mükemmel bir şekilde kullanılabileceğini düşündüğü bir bilyeli yatak icat etmişti, Muhtemelen çok önemli bir buluştu bu, ama demiryolları ilgilenmedi. Yağlanmış ufak metal parçaları Hyatt’ın icadı kadar işe yarıyor gibi görünüyordu. Vagon tekerleği üreten fabrikalar bu ürünle ilgilenmediği için, Hyatt bu sevdadan vazgeçti ve işini Alfred Sloan adlı genç bir adama yok pahasına devretti. Sloan bilyalı yatakları engebeli yollara dayanacak sağlam tekerlek yataklarına ihtiyaç duyan, henüz bebeklik çağındaki otomobil sanayiine sattı. Birkaç kurala daha karşı çıktı ve Henry Ford’a malzeme sağlayarak bir servet sahibi oldu, sonunda da General Motors’un başkanlığına yükselerek otomobil sanayiine hükmetti.

Kaynak: Einstein Gibi Düşünmek Scott Thorpe

İkinci Dünya Savaşında Alman Pilotlar

Alman gece ve gündüz savaş pilotları, II. Dünya Savaşı sırasında 25.000’i İngiliz ya da Amerikan uçaklarından, 45.000’i de Rus uçaklarından olmak üzere yaklaşık 70.000 hava zaferi kazandı. 103 Alman savaş pilotu toplamda yaklaşık 15.400 hava zaferinde olmak üzere 100’den fazla uçak düşürdü. Yaklaşık 360 pilot, 40 ila 100 hava zaferinde yaklaşık 21.000 düşman uçağını tahrip etti. 500 savaş uçağı pilotu da 20 ila 40 zafer arasında toplam 15 bin zafer kazandı. Yaklaşık 2,500 Alman savaş uçağı pilotunun, en az 5 hava zaferi elde eden pilotun kazandığı “ace” statüsüne ulaştı.453 Alman gündüz ve Zerstörer (yok edici) pilotu Şövalye Demir Haçı ile onurlandırıldı; 14’ü mürettebat olmak üzere 85 gece savaş pilotu da ödül kazandı.

Ancak Luftwaffe’nin zaferleri ne kadar etkileyici olsa da, çok ağır kayıplara maruz kalmıştı. Savaş boyunca, tahminen 76.875 Luftwaffe uçağı tahrip edildi ya da önemli hasar gördü; bunlardan 40.000’i tamamen kaybedildi (Türlerine göre, kayıplar 21.452 savaş, 12.037 bombardıman, 15.428 eğitim, 10.221 çift motorlu savaş, 5.548 yerden saldırı, 6.733 keşif ve 6.141 nakliye uçağı).

İmparatorluk Olmanın Şartları

İmparatorluk demek güç demektir. Dünyadaki pek çok şey kan ve göz yaşı, acımasızlıkla doğar. Çünkü bu evrimin bir parçasıdır. İnsan bu evrim ile gelişir. Günümüzde Amerikan İmparatorluğu varlığını devam ettirmektedir. ABD İkinci Dünya Savaşında sonra İmparatorluk statüsüne ulaşmış bir devlettir.

Günümüzde İmparatorluk için sağlanması gereken şartlar:

1-) Çok uluslu bir yapıyı tek vücut haline getirmek

2-) Askeri Güç / Uzay Kuvvetleri

3-) Beyin Göçü Almak / Güçlü Ekonomi / Sermaye / Sanayi / Bilişim / Dünyanın her yerinde ABD Doları Geçmektedir

4-) Hegemonya / İstedikleri Devlet başkanını görevden alıp yerine başkasını atayabiliyorlar

5-) Kültürel ve Siyasi Emperyalist Politika. İzlediğimiz diziler ve filmler bile Amerikan yapımıdır. ABD’den izin almadan hiçbir yere operasyon yapılmaz eğer yapılırsa yaptırım uygulanır.

Mısır Tarihi Hakkında Bazı Bilgiler

Antik Çağ’daki en büyük medeniyetlerdendir. Kuzeydoğu Afrika’da Nil Nehri’nin denize ulaştığı yarısı çevresinde yayılmış antik bir uygarlıktır. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır toprakları içinde yer almaktadır. MÖ 3.050 yılları civarında kuruluşundan önce, “Aşağı Mısır” (Nil Deltası ve güneyi, şimdiki Kuzey Mısır) ve “Yukarı Mısır” (Teb kenti merkez olmak üzere günümüz Güney Mısır’ı) olarak ikiye ayrılmaktaydı. Uygarlık, MÖ 3.150 dolaylarında ilk firavunun yönetimi altında Aşağı Mısır’ı ve Yukarı Mısır’ı politik olarak birleştirdi. Bu politik birlik 3 bin yıl boyunca sürdü.

Yukarı Mısır’ın tarihine değin bulunan en eski bilgiler MÖ 6000’li yılları göstermektedir; ancak kurucusu Tiu’nun doğum tarihi ya da yaşadığı dönem hala sırdır. Aşağı Mısır’a gelince, bilinen kurucusu Ro en ünlü kralı da Akrep Kral filminde de ilham alınan Scorpion of Egypt (Mısır Akrebi), Zekhen’dir. Yukarı Mısır’ı kendi yönetimi altında birleştiren Zekhen’den sonra kral olan Narmer, Delta bataklıklarına doğru yayılmayı sürdürmüştür.

Narmer’in Kuzey Mısır’daki; Wazner’in güney Mısırdaki egemenliği sonrasında; Hor-Aha (ya da Menes olarak bilinir) birleşik Mısır İmparatorluğu’nun ilk firavunuydu ancak Antik Mısır tarihinde, arada Orta Krallık olarak adlandırılan görece istikrarsız dönemlerin yaşandığı bir dizi istikrarlı krallık dönemleri yer almaktadır. Antik Mısır, Yeni Krallık döneminde en gelişkin düzeyine ulaştı. Ardından, ağır seyreden bir gerileme dönemine girdi.

Eski Mısır uygarlığının başarısı, kısmen Nil Vadisi’nin koşullarına uyum sağlamakta gösterdiği beceriden gelmektedir. Taşkınların öngörülmesi ve verimli vadinin kontrollü sulanması, toplumsal ve kültürel gelişmeyi besleyen ürün fazlasının üretilmesini sağlamıştır. Ürün fazlasının kullanılmasıyla siyasi otorite, Nil vadisi ve onun civarındaki çöl arazisindeki madenleri işletmek, özgün bir yazı sistemini erken evrelerde geliştirmek, karmaşık inşa ve tarım projelerini hayata geçirmek, dış dünya ile ticareti geliştirmek ve yabancı istilacıları uzak tutmaya ve Mısır üstünlüğünü kabul ettirmeye yönelik bir askeri yapılanışı sağlamak için gerekli kaynakları sağlamıştır. Bu yöndeki faaliyetleri harekete geçiren ve planlayıp örgütleyen, seçkin yazmanlardan oluşan bir bürokrasi, dini liderler, bir Firavun’un denetimi altındaki yöneticiler topluluğuydu. Bu unsurlar, aynı hedeflere yönelik olarak yönlendirildi ve bölgede yerleşik insanları, ayrıntılı düzenlenmiş bir dini inançlar sistemi çerçevesinde bir araya getirdi.

Antik Mısır, son dönemlerine doğru birbiri ardına gelen dış güçler karşısında yenilgilere uğradı ve MÖ 31 yılında, erken Roma İmparatorluğu tarafından istila edilerek firavunların egemenliğine son verildi, Roma’nın bir eyaleti haline getirildi ve uzun yıllar öyle kaldı.

Başkent ve ülke merkezi İskenderiye oldu. Bu süre içinde Mısır’da ekonomik ve mimari gelişmeler yaşandı. Bunun yanında Roma-Mısır kültürü kaynaşması da oldu. Yunan mimarisi ve kültürü, Mısır’a ulaştı.

İslam’ın yayılmasıyla birlikte Arapların giriştiği fetihler Mısır’ı da tehdit etmeye başladı. Mısır üzerine 639’da yürüyen Amr bin As komutasındaki Arap kuvvetleri delta bölgesinin doğusundaki direnişi kırarak 641’de Doğu Roma İmparatorluğu’nu (Bizans) barış yapmaya zorladı. Bizans kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra 642’de İskenderiye de Arapların eline geçti.

Mısır’ı kısa sürede fetheden Araplar başlangıçta kurulu düzeni bozmaktan kaçınarak vergi ödemek karşılığında Hıristiyanlara dinsel özgürlük tanıdılar. İlk Arap yerleşimi olarak Nil’in doğu kıyısında kurulan el-Fustat uzun süre tek Müslüman merkezi olarak kaldı. Araplaştırmanın ağır bir süreç izlemesi nedeniyle Arapça resmi dil olarak Yunancanın yerini ancak 706’da alabildi. Mısır; Emevi ve Abbasi halifeleri döneminde 200 yılı aşkın bir süre valiler aracılığıyla yönetildi. Ülke, aynı dönemde Arapların Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’daki kara ve deniz yoluyla giriştiği yayılma savaşlarında önemli bir üs görevi gördü.

Bağdat’taki halifelik merkezinden Mısır’ı yönetme güçlüğü sonraki yıllarda sık sık vali değişikliğine başvurmaya yol açtı. IX. Yüzyılın ortalarından itibaren Bağdat tarafından gönderilen valilerin yerini valiliklerini Bağdat’a tasdik ettiren Türk komutanlar aldı. Itah (Aytah) Türkî (847-848), Hakan oğlu el-Fethi’t-Türkî (856-861), Dinar oğlu Yezidi’t-Türkî (856-867), Müzahimü’t-Türkî (867-868), Ahmedü’ Türkî (868) ve Uluğ Tarhan oğlu Uzcur Türkî (868) Sudan ile birlikte Mısır’a valilik yapan ilk altı Türk komutandır. 15 Eylül 868’de bir başka Türk vali Ahmed bin Tolun Mısır’a gelerek Mısır’da ilk Türk hanedanını kurmuştur.

1517 yılında Türk Başbuğu Yavuz Sultan Selim’in Ridaniye Muharebesi’yle Memlûk Sultanlığı’nı yıkarak Mısır’ı Türk topraklarına katması sonucunda Mısır Eyaleti kurulmuştur. Halifelik de Türklere geçmiştir.

1798 yılında Fransa eyalete çıkarma yapmıştır. 1805 yılında vali olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa bağımsız olarak hareket etmeye başlamış 1833’te Konya’da 1839’da Nizip’te Türk ordusunu mağlup ettikten sonra 1841’de Kavalalılar Hanedanı tarafından yönetilecek olan, iç işlerinde serbest dış işlerinde Türkiye bağlı Mısır Hidivliği’ni kurmuştur. Böylece Mısır Eyaleti ortadan kalkmıştır.

İngiltere 1882’de Mısır’ı işgal etmiştir. Fakat, Türkiye, Mısır’daki egemenliğinden vazgeçmeyerek Mısır hükümetini ve Hıdiv’i İngiltere’ye karşı savunmasız bırakmamış, en azından kolay lokma yapmamış,1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başında İngiltere Mısır’ı ilhak ettiğini açıklamıştır. Lozan Antlaşması’nın 17. maddesinde “Türkiye’nin, Mısır ve Sudan üzerindeki bütün hak ve dayanaklarından feragatinin hükmü 5 Kasım 1914 tarihinden geçerlidir.” hükmü yer almıştır.

1882 ile 1922 yılları arasında Britanya işgali altındaki Mısır’ın fiilen Türkiye’den kopması ve öteden beri süren Britanya-Fransa rekabetinin Britanyalılar lehine noktalanması gibi iki önemli sonuç doğurdu. Maltız olayı gerekçesi ile Mısır’ı işgal eden Britanyalılar, Mısır’da, Türkiye’nin ve Avrupa devletlerinin gösterdiği tepkiyi göz önüne alarak resmi bir siyasi denetim kurmaktan kaçınmakla birlikte, stratejik çıkarlarını güvence altına almadan Mısır’dan çekilmeye niyetleri olmadıklarını da ortaya koydular.

Britanyalı işgal kuvvetleri iyice zayıflamış olan hidiv yönetimini güçlendirmek yerine hidivi istekleri doğrultusunda hareket edecek sembolik bir güç olarak ayakta tutma yolunu seçtiler. Aynı dönemde İstanbul’daki Britanyalı büyükelçisinin Mısır’la ilgili olarak hazırladığı raporda yönetimde köklü değişikliklerin gereğine işaret edilerek bunun ancak askeri işgal altında yürütülebileceği görüşüne yer veriliyordu. 1883’te tam yetkili temsilci ve başkonsolos olarak Mısır’a gönderilen Sir Evelyn Baring benzer görüşleri savunarak Britanyalı hükümetini Örtülü Protektora politikasını benimsemeye ikna etti.

Britanyalılar, müdahaleye uluslararası bir meşruluk kazandırmak amacıyla, Mısır’ın mali durumunu düzelterek bütçe fazlasıyla özellikle Fransa’ya olan borçlarını düzenli olarak ödemeye başlamasını ve Süveyş Kanalını hem barış, hem de savaş döneminde açık tutma sözü vererek uluslararası muhalefetin önemini yitirmesini sağladılar. Bu arada Britanyalılar, danışman sıfatı taşıyan yöneticilerini kilit noktalara yerleştirerek Mısır Hükümeti üzerinde dolaylı ama son derece etkili bir denetim sistemi kurdular.

Babasının ölümünden sonra genç yaşta hidiv olan Abbas Hilmi Paşa Örtülü Protektora yönetimine tepki göstererek 1893’te kukla başbakan Mustafa Fehmi’yi başbakanlıktan uzaklaştırdı. Britanyalılar tepki olarak Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın yetkilerini kısıtladılar. 1890’ların sonlarında ortaya çıkan milliyetçi akımlar, özellikle yayın ve propaganda çalışmaları temelinde örgütlenmeye çalıştı. Abbas Hilmi Paşa’dan da destek alan hareket, Sudan’ın yeniden Mısır’a bağlanması için yürütülen kampanyalar sırasında (1896-98) geniş bir kitle desteği buldu. Daha sonra kâğıt üzerindeki Britanyalı-Mısır ortak yönetimine karşın Sudan’ın bir Britanyalı sömürgesine dönüştürülmesi, milliyetçi tepkilerin derinleşmesinde önemli rol oynadı.

Zamanla kalıcı bir nitelik kazanan Britanyalı işgaline karşı duyulan tepki son derece yoğunlaştı. Haziran 1906’da bir Britanyalı subayını öldüren Denşavay köylülerinin acımasızca cezalandırılmasıyla başlayan karışıklıklar, büyük bir boyut kazanarak Sir Evelyn Baring’in görevinden ayrılmasına yol açtı. Yeni yüksek temsilci Sir Eldon Gorst Britanyalı denetimini gevşetmeye ve Mısır kurumlarının daha etkili bir konum kazanmasını sağlamaya çalıştı.

İngilizler Mısır’da

I. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin savaş açtıktan hemen sonra resmen protektora yönetimini ilan eden Britanyalılar Abbas Hilmi Paşa’yı hidivlikten uzaklaştırarak amcası Hüseyin Kamil’i sultan unvanıyla başa geçirdiler. Böylece Britanyalı güdümündeki Mısır Sultanlığı kurulmuş oldu. Savaş’tan hemen sonra Saad Zaglul Paşa başkanlığındaki üç Mısırlı siyasetçi, İngiliz hükümetine bağımsızlık konusunun görüşülmesini önerdiler. Britanyalı hükümetinin öneriyi reddetmesi ve Saad Zaglul’un tutuklanması ülke çapında kitle gösterilerine yol açtı. Mısır’a gönderilen Lord Edmund Allenby, milliyetçilere ödün vererek bir uzlaşma politikası izledi. Saad Zaglul serbest bırakıldı ve ülke düzeyinde bir örgüte dönüşmüş olan Vafd, Mısır’ın en etkili siyasi gücü haline geldi. Lord Allenby, Britanyalı çıkarlarını koruyacak bir antlaşmayı sonraya bırakarak tek yanlı bağımsızlık ilan edilmesini (Şubat 1922) sağladı. Böylece Mısır sorunlarla dolu olarak bağımsızlığını kazanırken, Ahmed Fuad da I. Fuad adıyla kral unvanı aldı.

Mısır Sultanlığı’nın 28 Şubat 1922’de Birleşik Krallık’tan tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Ahmed Fuad Paşa, I. Fuad adıyla kral unvanını aldı. Kralın yürütme yetkilerini belirleyerek iki meclisli bir yasama organı oluşturan ve Mısır’ı bir meşruti monarşi durumuna getiren yeni anayasa Nisan 1923’te yürürlüğe girdi. Ardından hazırlanan seçim yasasıyla erkeklerle sınırlı olmak üzere genel oy hakkı tanındı. Yasaya göre Temsilciler Meclisi’nin bütün üyeleri, Senato üyelerinin de yarısı doğrudan seçimle belirlenecekti. Aslında Mısır’da ne bağımsızlık, ne de anayasal yönetim süreci tam anlamıyla oturmuş sayılabilirdi. Çünkü kutuplarını kral, Vafd Partisi ve Birleşik Krallık’ın oluşturduğu karmaşık siyasi mücadele bütün belirsizliğiyle sürdüryordu.

Halk desteği zayıf olan Kral Fuad, Vafd ve İngiltere arasındaki çekişmeden yararlanarak konumunu sağlamlaştırmak istiyordu. Halkın gerçek temsilcisi durumunda olan Vafd Partisi bir yandan İngiliz egemenliğine son verecek bir bağımsızlığı, bir yandan da kralın yetkilerini kısıtlayacak bir anayasal yönetimi savunuyordu. Ama önderleri arasında İngilizlerle ya da kralla uzlaşarak iktidarı ele geçirme eğilimi güçlüydü. Çeşitli bölünmelere yol açan bu yapı, Vafd içinde sürekli kopmalara elverişli bir ortam hazırlıyordu. Bunun ilk örneği daha 1922’de kurulan Liberal Anayasacı Parti’ydi. Ekonomik çıkarlarının yanı sıra Süveyş Kanalı’nın denetimini güvence altına almak isteyen Birleşik Krallık ise böyle bir antlaşmayı imzalayacak güçlü ve istikrarlı bir yönetimin oluşmasından yanaydı. Ama büyük ödünler koparmak için tarafları birbirine karşı kullanmaktan da kaçınmıyordu.

Ocak 1924’teki ilk genel seçimi Vafd Partisi’nin kazanması üzerine Saad Zaglul’un kurduğu hükümet, İngilizlerle yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması ve kralla ortaya çıkan gerginlikler yüzünden ancak birkaç ay başta kalabildi. Vafd Mart 1925’teki seçimden de en güçlü parti olarak çıktı; ama parlamento toplandıktan hemen sonra dağıtıldı. Ülke bir yılı aşkın bir süre kararnamelerle yönetildi. Mayıs 1926’daki üçüncü seçimi gene Vafd Partisi’nin kazanmasına karşın, İngilizlerin baskısıyla hükümeti Liberal Anayasacı Adli Yeken kurdu. Kral ve parlamento arasındaki çekişmeler karşısında istifa eden Adli Yeken’in yerine gene aynı partiden Abdülhalik Servet başbakan oldu. İngilizlerle antlaşma taslağını meclisten geçiremeyen yeni hükümet çekilmek zorunda kaldı (Mart 1928). Vafd’ın yeni önderi Mustafa Nahhas’ın başbakan olması üzerine, kral parlamentoyu dağıttı. Aralık 1929’daki dördüncü seçimin ardından yeniden bu görevi üstlenen Nahhas’ın başlattığı antlaşma görüşmeleri Sudan sorunu nedeniyle kesintiye uğradı. Kralla da çatışmaya giren hükümet Haziran 1930’da istifa etti. İsmail Sıdki’yi başbakanlığa atayan kral anayasayı yürürlükten kaldırarak kendi başına yeni bir anayasa ve seçim yasası çıkardı. Vafd’ın boykot ettiği Haziran 1931’deki seçimden güçlü çoğunlukla çıkan İsmail Sıdki’nin kurduğu hükümet Eylül 1933’e değin görevde kaldı.

Saraya bağlı hükümetler aracılığıyla yönetimi sürdüren Kral Fuad, iç ve dış baskılar karşısında Nisan 1935’te eski anayasayı yeniden yürürlüğe koydu. Ama bir yıl sonra yerini genç oğlu Faruk’a bırakarak öldü. Mayıs 1936’daki seçimler sonunda üçüncü kez başbakan olan Nahhas, Ağustos 1936’da İngilizlerle bir karşılıklı savunma ve ittifak antlaşması imzaladı. Temmuz 1937’de fiilen krallık görevini üstlenen Faruk, Vafd’dan çıkarılan Mahmud Fehmi Nukraşi ile Ahmed Mahir’in Saadçi Grup’u oluşturmasından da yararlanarak Nahhas’ı başbakanlıktan uzaklaştırdı. Nisan 1938’deki seçimlerde Vafd yalnızca 12 sandalye kazanabildi.

Kral Faruk, II. Dünya Savaşı’nın başlarında İngilizlerin Mısır’dak üsleri kullanmasına ses çıkarmamakla beraber tarafsız kalmaya çalıştı. İngiliz karşıtı eğilimlerin giderek güçlenmesinden kaygılanan İngilizler, Almanya’nın Mısır’a saldırmaya hazırlandığı 1942 başlarında krala baskı yaparak İngilizlerle iş birliğinden yana olan Nahhas’ı başbakanlığa getirmesini sağladılar. Vafd izleyen genel seçimlerde büyük bir başarı elde ettiyse de milliyetçi çizgisinin bulanması ve iç çekişmeler nedeniyle büyük yara aldı. Ekim 1944’te görevden alınan Nahhas’ın yerine Ahmed Mahir, ardından Mahmud Fehmi Nukraşi geçti. Bu arada Mısır Şubat 1945’te Almanya ve Japonya’ya resmen savaş açtı.

Savaş sonrasında İngiliz birliklerinin çekilmesini ve Sudan’daki İngiliz denetiminin sona ermesini sağlamaya yönelik milliyetçi talepler, 1936 tarihli antlaşmanın gözden geçirilmesini gündeme getirdi. Konumu sarsılan Vafd’ın gerilemesiyle siyasi sahnede radikal güçler öne çıktı. 1928’de kurulan Müslüman Kardeşler örgütü reformcu bir İslam hareketi olmaktan çıkarak militan bir kitle örgütüne dönüştü. Kahire’de kitle gösterileri ve şiddet eylemleri giderek sıklaştı. Mısır hükümetlerinin, büyük bir tepki odağı haline gelen antlaşmayı değiştirmek için İngilizlerle yürüttüğü görüşmeler, Sudan sorunu nedeniyle çıkmaza girdi. Mısır’ın Temmuz 1947’de konuyu Birleşmiş Milletler’e götürmesi de kilitlenmeyi çözemedi.

Milliyetçi dalgayı etkileyen önemli bir öğe de Arap dünyasındaki genel sorunlara karşı artan ilgiydi. Geçmişte Mısır milliyetçiliği kendi yerel koşulları içinde orataya çıkmıştı. 1936’dan sonra Filistin sorunuyla ilgilenmeye başlayan Mısır, Arap Birliği’nin (1943-1944) oluşmasında öncü bir rol oynadı. I. Arap-İsrail Savaşı’nda (1948-1949) alınan ağır yenilgi Arap davasına bağlılığı güçlendirirken, siyasi istikrarsızlığı da derinleştirdi. Müslüman Kardeşler’in şiddet eylemleri yoğunlaştı. Örgütü sindirmeye çalışan Nukraşi bir suikast sonucunda öldü.

Vafd’ın Ocak 1950 seçimlerini kazanmasından sonra başbakan olan Nahhas, İngilizlerle bir uzlaşmaya varamayınca Ekim 1951’de tek yanlı olarak savunma antlaşmasını ve Sudan’la ilgili antlaşmayı bozdu. İngiliz karşıtı gösterileri kanal bölgesindeki birliklere yönelik gerilla saldırıları izledi. İngilizlerin Ocak 1952’de İsmailiye’de giriştiği askeri harekat Kahire’deki gösterileri daha da tırmandırdı. Art arda gelen hükümet değişiklikleri de ülkeyi tam bir siyasi bunalım içine soktu.

Mısır’da giderek belirginleşen iktidar boşluğunu, Temmuz 1952’de bir darbeyle krallığı devirerek yönetime el koyan Hür Subaylar Hareketi doldurdu. 18 Haziran 1953’te cumhuriyet ilan edildi. 1953’te ilan edilen Mısır Cumhuriyeti 1958 yılında, II. Dünya Savaşı sonrası 1946’da Fransızların Suriye’den resmen çekilmesiyle kurulmuş olan Suriye Cumhuriyeti ile birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyetini kurdular.

Mısır ve Suriye arasında 1 Şubat 1958’de ilan edilen ve her iki ülkedeki plebisitlerle (referandum) onaylanan siyasi birleşme. Bir askerî darbenin ardından Suriye’nin Mısır’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle, 28 Eylül 1961’de son buldu. Birliğin dağılmasına karşın Mısır, Birleşik Arap Cumhuriyeti adını 2 Eylül 1971’e değin korudu. O tarihte bugünkü resmi adı olan Mısır Arap Cumhuriyeti ismini aldı.

Yasemin Devrimi’nin öncülüğünde, 25 Ocak 2011’den beri Mısır’da devam eden, halkı mevcut yönetime karşı seferber olmaya çağıran sokak gösterileri, protestolar ve sivil itaatsizliklerin bütünüdür. Gösteriler ve isyanların polis şiddeti, olağanüstü hâl, işsizlik, asgari ücretleri azaltma isteği, barınma eksikliği, yiyecek sıkıntısı, yolsuzluklar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve kötü hayat koşulları üzerine başladığı rapor edildi. 11 Şubat 2011 tarihinde Mısır cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek gösteriler nedeniyle istifa etti.

2013 Mısır Askeri Müdahalesi ile ordu yönetime el koymuş ve seçimle Hüsnü Mübarek’in yerine Müslüman Kardeşler örgütüne bağlılığıyla bilinen Mursi %51.73 oy alarak 5. cumhurbaşkanı olmuştu. Mursi’nin yönetimi döneminde ülkenin ekonomik gidişatı toparlanamamış ve ülke içerisindeki radikal islami örgütlenmeler güç kazanmıştı. Bütün bunların etkisiyle ordu yönetime el koymuştu. Bunun üzerine ülkenin dört bir yanında protestolar başlamış ve Müslüman Kardeşlere mensup kişiler Adeviye Meydanında eylemlere giriştiler. Ordu, meydandaki halka ateş açmış ve 120 nin üzerinde ölü, 4 binin üzerinde de yaralı olduğu iddia edilmiştir. Uluslararası ajansların muhabirleri gözaltına alınmış, veya sınırdışı edilmiştir.