Etiket arşivi: milli istihbarat teşkilatı

Aselsan Mühendislerine Bal Tuzağı

Kısa bir döneme kadar Aselsan mühendislerinin intihar haberlerini çok sık duyardık, fakat FETÖ operasyonlarından beri mühendislerimiz de korumaya alındı. Bazı Mühendislerimizin ise bal tuzağı taktiği ile psikolojilerinin bozulduğu ve öldürüldüğü tespit edildi. Ortada intihar değil suikast var. Hem de kaza süsü verilerek!

Bal Tuzağı Nedir? Cinselliği kullanarak casusluk faaliyetlerinde bulunmak, bilgi toplamak, alavere dalavare çevirmenin karşılığı olan, ingilizcedeki honey trap kalıbının birebir çevirisidir. Genellikle kadın ajanlar tarafından hazırlanan bir tuzak çeşidir. FETO’da benzer faaliyetlerde bulunarak mühendislerin koynuna soktukları kadınlar ile özel hayatlarını öğreniyorlar, en gizli sırlarına vakıf oluyor ve mühendisleri diledikleri gibi parmaklarında oynatıyorlardı. Yine de bildiğin şaşmayan mühendislerimiz oluyordu. Ancak bunları ise kaza süsü vererek öldürüyorlardı. Bazı mühendislerimiz de baskılara dayanamayarak intihar ediyordu.

İzmir cumhuriyet başsavcılığı’na ‘müşteki’ sıfatıyla ifade veren eski askeri okul öğrencisi Hüseyin K. FETÖ’nün askeri lise yıllarında geleceği parlak görülen öğrencilere ‘bal tuzağına düşürmek’ adını verdikleri bir kumpas uygulandığını söyledi. hüseyin k.’nın ifadesine göre bu kumpas şu şekilde gelişiyor; öğrencilik yıllarında gelecek vaat eden öğrencilere erken yaşlarda kadın ve erkeklerle arkadaşlık kurduruluyor. bu kişilerin belirli mevkilere gelmesi sağlanırken, özel hayatları şantaj unsuru olarak kullanılıyor. böylece söz konusu kişiler örgütün istekleri doğrultusunda yönlendiriliyordu.

Dünyanın en büyük savunma sanayi kuruluşları arasında üst sıralarda yer alan aselsan’da özellikle 2000’li yılların başlarından itibaren şüpheli mühendis ölümleri gerçekleşti. kimi intihar, kimi gaz zehirlenmesi, kimi ise elektrik çarpması sonucu şüpheli şekilde vefat eden mühendislerin ortak noktası, tsk’nın milli teknoloji ihtiyacını karşılayacak projeler üretmeleriydi.

Hüseyin Başbilen: 31 yaşındayken, 4 ağustos 2006’da özel aracında boğazı ve bileği kesilmiş halde bulundu. yürüttüğü önemli projelere ilişkin sunum yapmasına bir gün kala ölü bulundu. başbilen’in aracında yapılan aramada projelerin flash belleği bulunamadı.

Ali Ünal: 30 yaşındaki mühendis 17 ocak 2007’de kafasına isabet eden kurşunla yaşamı yitirdi. f-16 savaş uçaklarının modernizasyonu, komuta kontrol, şifreleme sistemleri üzerinde çalışıyordu.

Evrim Yançeken: 26 ocak 2007’de oturduğu binanın 6’ncı katından düşürek öldü. yançeken askeri projeler üzerinde çalışıyordu.

Burhanettin Volkan: 7 ekim 2007’de ankara bando okulları komutanlığı’nda nöbetçi subay odasında ölü bulundu. vizör marka silahla intihar ettiği söylendi.

Zafer Oluk: 10 mayıs 2008’de askerlik görevini yaptığı birlikte elektrik çarpması sonucu yaşamını yitirdi. yazılım mühendisiydi.

Hakan Öksüz: 25 ocak 2012’de eskişehir yolu üzerinde geçirdiği şüpheli bir trafik kazasında öldü. mikro elektronik güdüm ve elektro-optik grubu projelerinde çalışıyordu.

Erdem Uğur: 16 ocak 2015’de ankara’daki evinde ölü bulundu. gazdan zehirlenerek intihar ettiği açıklandı. hortum ağzında bulundu. manyetik alan konusunda uzman olan uğur; f-16 savaş uçakları, iha, tank ve savaş silahları gibi milli projelerde görev yapıyordu.

Kerem Parıldar: 32 yaşındaki aselsan elektronik yüksek mühendisi kerem parıldar, bir binanın 14. katından kendisini atarak hayatına son verdi. parıldar aselsan’da, ”yerli savunma sistemleri” üzerinde çalışıyordu.

Türkiye’nin efsane pilotu, “kelle koltuk” lakaplı şener koltuk, 2008 yılında evinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş, koltuk’un ölüm sebebi kalp krizi olarak açıklanmıştı. koltuk 521 savaş uçağını üretim sonrası test ederek bir rekora imza atmıştı.

2006’da ‘adi vaka’ gibi gösterilen F-16 teknisyeni Hafız Koca’nın siyasi cinayete kurban gittiği ortaya çıktı. Katil Mustafa Değirmenci, infaz emrini FETÖ tutuklusu Tuğgeneral Sadık Köroğlu’ndan aldığını itiraf etti.

15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından, 40 yıllık örümcek ağının çözülmesiyle beraber sıradan gibi görünen bir çok olayın da, aslında çok karanlık birer komplonun ürünü olduğu ortaya çıkıyor. Hrant Dink, Muhsin Yazıcıoğlu, Haydar Meriç, Cezvet Soysal, Zirve Yayınevi ile Rahip Santoro cinayetleri FETÖ’nün kirli emellerine ulaşmak için başvurduğu kriminal bir kaç örnekten sadece bir kaçı..

tar gazetesinden Kemal Gümüş’ün haberine göre; Ankara Başsavcılığı 11 yıl önce adi bir gasp sonucu katledildiği gerekçesiyle kapatılan F-16 teknikeri Hafız Koca cinayeti dosyasını tozlu raflardan indirerek yeniden incelemeye aldı. Savcılığı harekete geçiren ise Koca’nın katili Mustafa Değirmenci’nin cinayeti Akıncı Üssü’nde yakalanan Tuğgeneral Sadık Köroğlu’nun talimatıyla işlediğini itiraf etmesi oldu. Jandarma muhbiri olduğunu itiraf eden katil Değirmenci, kendisine önce ASELSAN Mühendisleri Hüseyin Başbilen ile Halim Ünsem Ünal’ın öldürülmesi talimatı verildiğini ancak, bunları yapmadığını daha sonra ise Hafız Koca’nın öldürülmesinin emredildiğini söyledi. Jandarmanın kendisini bir çok operasyonda kullandığını itiraf eden Değirmenci cinayet talimatını ise o dönem Jandarma Binbaşı olan FETÖ’cü Sadık Köroğlu ile yine o dönem Jandarma İstihbarat astsubay oğuz kod isimli C.A, Astsubaylar A.E ile Y.Ç›den belirtti.

Cinayetten 11 yıl sonra Hafız Koca’nın aslında jandarma içindeki FETÖ’cü istihbaratçıların organize ve planlı bir eylemi sonucu katledildiği kanaatine varan savcılığın, Milli İstihbarattan da destek alarak suç ortaklarının ortaya çıkarılmasında önemli verilere ulaştığı öğrenildi. Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvelikli Cezaevinde yatan katil Mustafa Değirmenci’nin, Jandarma Okullar Komutanı Tuğgeneral Sadık Köroğlu’nun talimatıyla öldürdüğünü itiraf etmesi üzerine suç ortakları amcasının oğlu Caner Değirmenci ile Gökhan Ecer tekrar sorgulandı. Sorgulanan her iki mahkum da ifadelerinde, Mustafa Değirmenci’nin Jandarma İstihbaratla çalıştığını ve cinayeti işledikleri süreçte jandarma ile sık sık görüştüğünü doğruladı. Mahkumların verdiği bilgiler ışında Hafız Koca ile ASELSAN dosyasını tozlu raflardan indiren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı derinleştirerek katilerin jandarma ile bağlantılarını mercek altına alındı.

Milli İstihbarat Teşkilatı

Milli Emniyet Hizmeti (M.E.H) Riyaseti’ndeki mevcut istihbari organizasyonun değişen koşullara uyarlanması amacıyla TBMM tarafından çıkarılan 6 Temmuz 1965 tarih ve 644 sayılı yasa ile ‘‘Milli İstihbarat Teşkilat Kanunu’’ yürürlüğe girmiş olup, bu yasayla M.E.H. Riyaseti’nin yerini Başbakanlık’a bağlı olarak kurulan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) almıştır. TBMM’nin 1 Ocak 1984 tarihinde kabul ettiği 2937 sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilat Kanunu”yla yetkileri genişletilen MİT, önce doğrudan Başbakan’a, 2017 yılında yapılan değişiklikle de Cumhurbaşkanı’na bağlanmıştır. MİT, geçmişinden aldığı inanç ve tecrübeyle, milli menfaatlerimizin korunmasına yönelik çalışmalarını yurt içinde ve yurt dışında sürdürmektedir.

Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.E.H / MAH)

Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.E.H / MAH)

Türk milletinin vatanını korumak için oluşturduğu irili ufaklı istihbarat örgütünün desteğiyle kazanılan Kurtuluş Savaşı sonrasında, Lozan Barış Antlaşması ile modern Türk Devleti’nin temelleri atılmıştır.
Bu itibarla; istihbarat faaliyetlerinde savaş zamanında olduğu kadar, barış zamanında da sürekli çalışmanın esas olması ve istihbari branşların ayrı ayrı yeterlilik ve kabiliyet gerektirmesi dolayısıyla, modern ve kurumsal bir istihbarat teşkilatı kurulması mecburiyeti ortaya çıkmıştır.

Milli Emniyet Hizmeti (M.E.H.) Riyaseti; 6 Ocak 1926 tarihinde Fevzi Çakmak’ın yazılı emriyle Ankara merkezli olan ve 5 ilde şubeleri bulunan küçük bir askeri teşkilat olarak hayata geçirilmiştir. M.E.H. Riyaseti; Bakanlar Kurulu kararı ve yapılanma çalışmaları neticesinde 6 Ocak 1927 tarihinde etkin şekilde çalışmaya başlamış olup, bu tarih Teşkilat’ın resmi kuruluşu olarak kabul edilmektedir.

Hamza Grupları (İstihbarat)

Hamza Grubu (Ankara)

Ankara tarafından kurdurulan bu grup, Zabıtan Grubu’nun istihbari konularda kendileriyle rekabete girişmesiyle çalışmalarını azaltmış, daha sonra İstanbul olmak üzere Anadolu’nun farklı yerlerinde aynı isimle çalışmalarına devam etmiştir.

Hamza Grubu (İstanbul) Mücahid, Muharip ve Felah Grupları

Başlangıcında Hamza Grubu ismini alan ve TBMM’nin 23 Nisan 1920 tarihli kararıyla Erkân-ı Harbiye Umûmiye Riyaseti (Genel Kurmay Başkanlığı)’na bağlanan oluşum, gizli direniş gruplarının tek merkezden yönetilmesi amacıyla kurulmuştur.

Ancak grubun ismi, grup mensuplarının gizli haberleşmede kullandığı şifrelerin düşmanın eline geçmesi ve Ankara’dan gönderilen kurye çantasının yolda kaybolması üzerine, 15 Aralık 1920 tarihinde Mücâhid olarak değiştirilmiş olup; İngiliz servisinin deşifre çabalarına karşı, 23 Şubat 1921 tarihinde Muharip ve 31 Ağustos 1921 tarihinde ise Felâh olarak değişmiştir. Felâh Grubu döneminde, istihbari faaliyetlerin yanı sıra propaganda çalışmalarına da ağırlık verilmiştir. Grubun çalışmaları, 4 Ekim 1923’e kadar devam etmiştir

Karakol Cemiyeti (1918-1920)

Karakol Cemiyeti (1918-1920)

Karakol Cemiyeti; Teşkilat-ı Mahsusa’nın lağvedilmesinden sonra, Milli Mücadeleyi örgütlemek amacıyla kurulan ilk gizli direniş grubudur. İstanbul’da faaliyet yürüten Karakol Cemiyeti, I. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkan ve toprakları İtilaf Devletleri’nin işgalinde olan Türk milletinin verdiği milli mücadeleye destek amacıyla Anadolu’ya silah ve cephane aktarılması ve subay takviyesi yapılmasını sağlamış, İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi kuruluşların plan ve faaliyetlerini Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir.
İtilaf Devletleri tarafından İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgal edilmesinden sonra Cemiyet’in lider kadrosu tutuklanmıştır. Cemiyet’in faaliyetlerine, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nde alınan kararları uygulamak üzere seçilen Heyet-i Temsiliye tarafından son verilmiştir.



MİT’in Öncüsü Teşkilat-ı Mahsusa

MİT’in Öncüsü Teşkilat-ı Mahsusa

Türkiye Savaş Bakanı Enver Paşa tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa, Türkiye’nin siyasi birliğini korumayı ve ayrılıkçı hareketleri önleyerek yabancı devletlerin istihbarat faaliyetlerine karşı koyabilmeyi amaçlamıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’nın, zamanının ilerisinde olarak tanımlanabilecek istihbarat örgütlenmesi; Kafkasya, Yakın Doğu, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya gibi geniş bir coğrafyada başarılı ve çok önemli istihbari faaliyetler yürütmüştür. Askeri yapıda, modern bir istihbarat organizasyonu olarak tasarlanan Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı Kurmay Binbaşı Süleyman Askeri Bey olmuştur. turkcemalumatlar.com Osmanlı Harbiye Nezareti’ne bağlı olarak çalışan Teşkilat, Birinci Cihan Harbi sonrasında lağvedilmiş, ancak Teşkilat’a ait silah ve cephane teslim edilmeyerek gizlice Anadolu’ya sevk edilmiştir.

Ayrıca Teşkilât-ı Mahsusa, hala varlığı tartışılan bir teşkilattır. Kimi tarihçiler var olduğunu, kimi tarihçiler ise böyle bir teşkilatın asla kurulmadığını ve var olmadığını ileri sürmektedir.

Teşkilât-ı Mahsusa’nın Trablusgarp’ta İtalyanlara, Batı Trakya’da Bulgar ve Yunanlara, Mısır ve Irak’ta İngilizlere karşı direniş örgütleme çalışmaları kısmen belgelenmiştir. Buna karşılık 1915 Ermeni Tehciri’nde Teşkilât-ı Mahsusa’nın oynadığı rol, sık sık dile getirildiği hâlde ayrıntılarıyla ortaya konabilmiş değildir. Teşkilât-ı Mahsusa hakkında tek köklü araştırmanın yazarı olan Philipp Stoddard’a göre Teşkilât-ı Mahsusa, Ermeni tehcirinde hiçbir rol oynamamıştır. Guenter Lewy Stoddard’la 2001 senesinde görüştüğünü ve Stoddard’ın hâlâ aynı görüşü savunduğunu bildiriyor.

Örgütün son başkanı olan Hüsamettin (Ertürk) Bey Teşkilât-ı Mahsusa’nın kuruluş amacını şöyle tanımlar:

Bu teşkilatın gayesi, bir taraftan bütün İslamları bir bayrak altında toplamak, bu suretle Panislamizme vasıl olmaktır. Diğer taraftan da Türk ırkını siyasi bir birlik içinde bulundurmak, bu bakımdan da Pantürkizmi hakikat sahasına sokmaktır. Enver Paşa’nın bir yandan Emiri Efendi’nin İttihat ve Terakki programındaki panislamizminden, diğer taraftan da Ziya Gökalp’in pantürkizminden ilham aldığı muhakkaktır.

Teşkilât-ı Mahsusa’nın kurucusu olan bu kişinin kimliğinin gizlenmesi kafalarda hep soru işareti olarak kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin Basra’yı ele geçirmesi üzerine, Teşkilât-ı Mahsusa liderlerinden Süleyman Askeri, Kürt ve Arap aşiretlerinden derlenmiş bir çeteyle İngilizlere karşı vur-kaç saldırıları düzenlemiş, Abadan’daki petrol tesislerini yakmıştır. Buna tepki olarak harekete geçen İngilizler, 12-14 Nisan 1915’te Türk ordusunu Şuaybe’de ağır bir yenilgiye uğrattılar. Süleyman Askeri, yenilgi üzerine 14 Nisan tarihinde tabancasıyla intihar etmiştir. 29 Nisan 1916’da Halil Paşa komutasındaki Osmanlı 6. Ordusu’nun İngiliz birliklerini Kut’ül Ammare’de yenilgiye uğratıp esir almalarından sonra, Nuri Paşa ve Rauf Bey yönetiminde bir Teşkilât-ı Mahsusa birliği savaşta tarafsız olan İran ve Afganistan’a girerek burada yerli kuvvetlerden oluşturacağı birliklerle İngilizleri arkadan vurmayı denedi. Mareşal Liman von Sanders’e göre bu macera, Irak’taki Türk yenilgisinin nedenlerinden biri oldu.

14 Kasım – 23 Kasım 2005 tarihleri arasında Yeni Şafak gazetesinde Abdullah Muradoğlu tarafından Teşkilât-ı Mahsusa hakkında 10 bölümlük bir yazı dizisi yayınlanmıştır. Bu yazı dizisine göre Teşkilât-ı Mahsusa’da görev yapmış ünlü kişilerden bazıları şunlardır: Enver Paşa, Kaymakam Süleyman Askeri, Eşref Sencer Kuşçubaşı, Zenci Musa, Yakub Cemil, Dr. Bahattin Şakir, Mithat Şükrü Bleda, Ohrili Eyüb Sabri, Fuat Balkan, Teğmen Hilmi Musallimi, İsmail Canbulat, Piyade Subayı Rasuhi Bey, Filibeli Hilmi Bey, Şerif Burgiba, Arabistan’da İbn ür-Reşit, Nuri Killigil ve Halil Kut Paşa Paşalar, Ali Fethi Okyar, Hacı Selim Sami, “Kel Ali” lakaplı Ali Çetinkaya, ilk tayyareci şehitlerden Sadık Bey, Çerkes Reşit Bey, Ahmet Fuat Bulca, Nuri Conker, Rauf Orbay. Yaygın örgütlenen, hatta I. Dünya Savaşı sırasında askeri birlikler oluşturulan Teşkilât-ı Mahsusa’nın, en geniş örgütlendiği zamanda çeşitli İslam ülkelerindekilerle birlikte 30 bin üyeye ulaştığı öne sürülür.