Etiket arşivi: selçuklular türk mü

Selçuklu Tarihi: Pasinler Savaşı (1048)

Selçuklu Tarihi: Pasinler Savaşı (1048)

İbrahim Yınal ve Kutalmış’ın komuta ettiği Büyük Selçuklu ordusu karşısına çıkamayan Bizans’ın Gürcistan ve Van valileri, imparatordan yardım istemiştir. Selçuklular, Liparitis (Liparit) komutasında birleşen Gürcü ve Ermeni destekli Bizans kuvvetlerini 18 Eylül 1048’de Pasinler Ovası’nda kesin bir bozguna uğratmıştır. Pasinler Savaşı’nın Bizans ve Büyük Selçuklu orduları arasında yapılan ilk önemli savaştır. Bu mağlubiyetle gücü kırılan Bizans, Malazgirt Savaşı’na kadar Büyük Selçukluların karşısına çıkamamıştır. Bu durum Malazgirt öncesi Anadolu’ya Türkmenlerin akınlarını ve yerleşimlerini kolaylaşmasını ve hızlanmasını sağlamıştır.

Türk Tarihi: Büyük Selçuklu Devleti

X. yüzyılın başında Oğuz Devleti’ni Yabgu unvanı taşıyan bir hükümdar idare etmekteydi. Selçuklu ailesinin atası olan Dukak Bey Oğuz Devleti’nde kuvvetli bir askerî ve siyasi konuma sahipti. Onun ölümüyle oğlu Selçuk üstün vasıfları ile dikkati çekmiş ve Yabgu tarafından genç yaşta Subaşı (ordu komutanı) olarak tayin edilmiştir. Oğuz Yabgu Devleti’nde subaşı olan Selçuk Bey, yabgu ile anlaşmazlığa düşünce kendine bağlı kişilerle birlikte Cend şehrine gelmiştir. Burada Selçuk Bey, boyu ile birlikte bir takım din adamlarını da karşısına alıp kurultay düzenlemiştir. Düzenlenen Kurultayda İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlık ele alınmış. Hangi dinin seçilmesi gerektiği tartışılmıştır. Çünkü o zamanlar dinler arasında bir savaş vardı ve Selçuklular da o savaşın tam arasındaydı. Bir tarafta Arapların dini İslam, diğer tarafta Avrupalıların dini Hristiyanlık ve diğer tarafta Yahudilerin dini Musevilik. Kurultaydan çıkan sonuç ile Selçuklular Arapların dinini kabul ederek İslamiyet’e geçmiştir.

Yabgu’nun Cend’deki Müslümanlardan aldığı yıllık verginin ödenmesine “kâfirlere haraç vermeyeceğini” söyleyerek engel olmuş ve vergi almaya gelen memurları kovmuştur. Yabgu tarafından gönderilen kuvvetlerle çarpışan Selçuk Bey Cend’de müstakil bir beylik kurmuş; Samanoğulları, Karahanlılar, Gazneliler gibi üç güçlü Müslüman devlet arasında kalmıştır. Selçuk Bey, Horasan bölgesinde kendisine katılan ve sayıları günden güne artan Türkmenlere yurt bulamaması ve mevcut devletlerin onun güçlenmesinden endişe duyması nedeniyle bölgede oldukça zorlanmıştır. 1007’de Cend şehrinde ölen Selçuk Bey’in Mikâil, Arslan, Yusuf ve Musa adlarında dört oğlu vardı. Mikâil daha babasının sağlığında bir savaş sırasında ölmüş, onun evlatları Çağrı ve Tuğrul Beyler, dedeleri Selçuk tarafından yetiştirilmiştir. Selçuk Bey’in ölümünden sonra oğlu Arslan Yabgu ailenin başına geçmiştir. Arslan Yabgu’nun Gazneli Mahmut tarafından esir edilerek Kalincar Kalesi’ne hapsedilmesinden sonra Tuğrul ve Çağrı Beyler aşirete kumanda etmeye başlamışlardır.

Selçuklu Türklerinde Halı ve Sanat

Selçuklu Türklerinde Halı ve Sanat

Anadolu Selçuklular’ında halı dokuma 300 yıl boyunca doruk noktasında yaşandı. Maalesef ki Büyük Selçuklular döneminde çok fazla halı örneği görememekteyiz. Anadolu Selçukluları’nın yaptığı en ünlü halılar Konya Halıları olarak bilinmektedir. Fakat esas olarak bu halılar ; Konya’nın Beyşehir ilçesi halılarıdır. Büyük Selçuklular, kendilerinden önce var olan medreselerde öğretimi sürdürdüler, ama bununla yetinmediler. Vezir Nizamülmülk’ün öncülüğünde ve onun adını taşıyan yeni medreseler kurdular. Nizamiye medreselerinin ilki 1067’de Bağdat’ta açıldı. Daha sonra İsfahan, Rey, Merv (selçukluların başkenti), Belh, Herat, Basra, Musul gibi kentlerde yeni Nizamiye medreseleri kuruldu. Medrese sisteminde programlı ve belli bir yönteme dayanan eğitim ilk kez bu medreselerde verildi. Medreselerde din konularının yanı sıra matematik, felsefe, dil ve edebiyat gibi dersler de okutuluyordu ve medreselerde zengin kitaplıklar vardı. Medreselerin dışında da ülkenin çeşitli yerlerinde kurulmuş kitaplıklar bulunuyordu. Melikşah döneminde önce Isfahan’da, sonra Bağdat’ta birer gözlemevi kuruldu. Büyük Selçuklular Arapçayı din ve bilim dili, Farsça’yı edebiyat ve devlet dili, Türkçeyi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı. Büyük Selçuklular, var olan kentleri bayındır hale getirirken yeni kentler de kurdular. Ülkenin pek çok yerinde yeni kurumlar ve yapılar inşa ettiler. Bunlar cami, medrese, kervansaray, hastane, köprü, çeşme, imaret, han, hamam, türbe ve kümbet gibi yapılardı. Büyük Selçuklular, ince ve uzun minarelerle cami mimarisine yeni bir anlayış getirdiler. İsfahan’daki Mescid-i Cuma bu anlayışla yapılmış en eski örnektir. Büyük Selçuklu anıtmezarları olan kümbetler de yaygın mimari yapılardır. Kümbetler içten kubbe, dıştan ise piramit ya da konik bir çatıyla örtülüyordu. Dört köşeli, çok köşeli ya da yuvarlak formdaki Büyük Selçuklu kümbetleri genellikle iki katlı olarak yapılıyordu. Bu kümbetlerin alt kat mezar, üst kat ise mescit olarak kullanılıyordu. Büyük Selçuklu sanatında hat (yazı), minyatür, ahşap ve taş oymacılığı, çinicilik, maden işleme, cilt ve çeşitli süsleme sanatları da gelişmişti. Zamanla yayıldığı bölgelerdeki Farsi kültürü benimsesiği yönünde görüşler de vardır.

Selçuklularda Kullanılan Türkçe İsimler

1. Dukak (Selcuklu soyunun büyükbabası)
2. Tuğrul (Devletin kurucusu)
3. Selçuk (Dukak beyin oğlu)
4. Çağrı (Tuğrul beyin kardeşi)
5. Alp Arslan (2.ci Sultan)
6. Togan (Alp Arslanın oğlu)
7. Böri Bars (Alp Arslanın oğlu)
8. Tekiş (Alp Arslanın oğlu)
9. Argun (Alp Arslanın oğlu)
10. Tutuş (Alp Arslanın oglu)
11. Tuğtekin (Alp Arslan devrinde ordu komutanı)
12. Savtekin (Alp Arslan devrinde ordu komutanı)
13. Karatekin (Alp Arslan devrinde ordu komutanı)
14. Berkyaruk (Melikşahın oğlu)
15. Tapar (Melikşahın oğlu)
16. Sencer (Selçuklu sultanı)
17. Aksungur (Melikşah dönemi selçuklu emiri)
18. Kerboğa (Melikşah dönemi selçuklu kumandanı)
19. Kutalmış (Tuğrul beyin amcaoğlu)
20. Çaka (selçuklu kumandanı)
21. Kutlamış (Süleyman Şahın babası)
22. Çubuk (Selçuklu Beyi)
23. Sökmen (Kudüs valisi)
24. Artuk (Selçuklu beyi)
25. Porsuk (Selçuklu kumandanı)
26. Bozan (Selçuklu kumandanı)
27. Tarank (Selçuklu beyi)
28. Saltuk (Selçuklu kumandanı)
29. Dilmaç (Selçuklu beyi)
30. Tutı (Selçuklu beyi)
31. Kılıç (Anadolu Selçuklu Sultanı- Kılıç Arslan)
32. Kulan (Selçuklu ilhanı. Süleyman şahın oğlu)
33. Çavlı (Selçuklu beyi)
34. Çökermiş (Selçuklu beyi)
35. Göksün (Kılıç Arslanın oğlu)
36. Bozmış (Selçuklu emiri)
37. Gökarslan (Selçuklu meliki)
38. Alay (Selçuklu beyi)
39. Ertokuş (ANtalya valisi)
40. Karatay (Anadolu Selçuklu Veziri)
41. Yavtaş (Anadolu Selçuklu Devletinde Beylerbeyi)
42.Toruntay (An.Selçuklu dönemi malatya valisi)
43. Sarıca (beylerbeyi)
44. Yınal – Selçuklu beyi
45. Arslandoğmuş (Selçuklu kumandanı)
46. Bahadır (Selçuklu kumandanı)
47. Yağısıyan (Selçuklu meliki)
48. Karagöz (Atabey Kızıl Arslanın emiri)
49. Özaba (emir)
50. Ayaba (emir)
51. İldeniz or Eldegiz (Azerbaycan Atabeyi)
52. Kutluk (Cahan Pehlivanın oğlu Hamedan valisi.)
53. Özbek (Azerbaycan Atabeyi)
54. Aydoğmuş (Cahan Pehlivanın memlükü)
55. Gökçe (Rey valisi)
56. Kaymaz (Cahan Pehlivanın Memlükü)

Kadın

1. Altuncan (Tuğrul beyin eşi)
2. Aka (Tuğrul beyin eşi)
3. Terken ( Melikşahın eşi)
4. İnanç Hatun (Atabey Cahan Pehlivanın eşi)


İsimleri düzenleyip paylaşan: Hasan Nayman

Osmanlı’nın Kökeni Ve Cengiz Han

“Moğol fatihlerinden zamanımıza kalanların nedense Türkler (Osmanlılar) olduğu ortaya çıkmaktadır!”

Scythian History Part 1

Orta Çağda Han Unvanını kullanmak için Cengiz Han soyundan gelmek gerekiyordu bu yüzden Timur’da Cengiz Han soyundan gelmediği için Emir unvanını kullanmış ve yanında da Cengiz Han soyundan gelen kukla bir han dolaştırmıştır. Timur Moğollara damat olduğu için Gürkan adını da kullanmıştır. Bu Emir ve Han ünvanı hakkında bilgiyi herhangi bir kaynağa bakarak kolay bir şekilde teyit edebilirsiniz. Zaten çok bilindik bir bilgidir. Osmanlılar (Kayılar) ise emir unvanını kullanmamış ve Han unvanını kullanmıştır. Tüm padişahların ismi söylenirken sonuna han sıfatı eklenmiştir. Örneğin; Denizlerin ve karaların hakimi Sultan Süleyman Han gibi. Bu basit örnekte Osmanlıların Cengiz Han soyundan geldiğini gösterir. Yoksa Cengiz Han soyundan gelmedikleri için Timur gibi Han unvanını kullanmazlardı. Ama Osmanlılar Cengiz Han soyundan geldiği için Han ünvanını kullandı.

Zeki Velid Togan’da Kayıların Moğol Kay kabilesinden geldiğini ve Cengiz Han ile akraba olduklarını söyler. Kayıların Moğollar ile savaşması da yalandır, Diriliş dizisinin uydurmasıdır. İkinci Murad çıkardığı takvimde Hülagü Han gibi İslam dünyasında nefretle anılan Kağanları rahmetle anması buna örnektir. Bu Osmanlıca (Arap harfleri ile yazılı) takvimi günümüzde latinize eden Nihal Atsız’dır. İsteyen bu takvimi okuyabilir ve Osmanlı Padişahlarının Cengiz Han ve Hülagü Han’ı rahmetle andığını görebilir ve takvime bakarak olayın doğruluğunu teyit edebilirsiniz. Takvim çoğu kitapçıda satılıyor. İnternetten sipariş verebilirsiniz. Yavuz Sultan Selim, Cengiz Han soyundan gelen Kırın Han’ı Mengli Giray’ın kızı ile evlenmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi de bizzat Cengiz Han Soyundandır. Şehzade Cengiz adında Osmanlı Şehzadesi de vardır. Oğuz Kağan da Moğol tarihinde en yüksek Kağan kabul edilir. Moğol Hive Hanı Ebul Gazi’nin yazdığı tarihte Oğuz Kağan hakkında bilgiler vardır. O zamanlar Türklük ve Moğolluk baya iç içeydi. Günümüzdeki gibi bir ayrım yoktu. Günümüzde İslami hassasiyetten dolayı da bu gerçeklik göz ardı edilmektedir. Hem Osmanlı toruyum diyerek hem de Cengiz Han Düşmanlığı yapmak iki yüzlülüktür. Osmanlı hayranı olan biri Cengiz Han’a da hayran olur. Hülagü’ye de. Çünkü Padişahlar Moğol Kağanlarını saygı ve rahmetle andılar.

İşte o Osmanlı Takviminden Bir Bölüm;

Moğol kelimesini tarihe tanıtan Çengiz Han olmuştur. Kendisinden önce Moğollara (yani Moğolca konuşan boy ve uruklara) ne dendiği kesinlikle belli değildir. Sekizinci yüzyıla ait Orkun yazıtlarında görülen “Otuz Tatar” ve “Dokuz Tatar” adlı birliklerin Moğol olduğu ileri sürülmüşse de bu, bir faraziyeden ibaret kalmıştır: Çünkü bugün Moğolistan denilen eski Gök Türk ülkesinin ancak onuncu yüzyıldan başlayarak Moğollarla dolduğu ortaya konduktan sonra Sekizinci Yüzyılın Otuz Tatar ve Dokuz Tatarların da Türk olduğu kendiliğinden belli olmuştur. Gök Türkler çağında adı geçen “budun”lardan Moğol olduğu kesinlikle bilinen ancak Kıtaylar’dır ki daha sonraki zamanlarda da tarihe Moğol olarak geçmişlerdir. rofesör Zeki Velidi Togan, 1941’de yayınladığı “Moğollar, Çengiz ve Türklük” adlı küçük eserinde, (s. 18) ve 1946’da yayınladığı “Umumî Türk Tarihine Giriş” adlı büyük ve değerli eserinde (s. 66) Çengiz Kaan’ı 1221’de ziyaret eden Çao-hong adlı bir Çin elçisinin verdiği bilgiyi nakletmiştir. Bu elçi, Çengiz’in eski Şato Türklerinden indiğini gayet açık olarak belirtmiştir. Şatolar ise, bilindiği üzere eski Gök Türkler’den inen büyük bir uruktur. Çengiz’in tipi hakkındaki tarihî bilgiler de (uzun boy, kumral saç, beyaz ten, yeşil göz) eski Gök Türk kağanlarınınkine uymaktadır.

Oğuzlar’ın da vaktiyle tam klâsik Türk tipinde olduklarının en büyük delili daha Selçuklu devleti kurulmadan önce ölmüş bulunan Mes’ûdî’nin kaydıdır. Mes’ûdî “Oğuzlar çekik gözlüdür. Fakat onlardan daha çekik gözlü olanlar da vardır.” demektedir. Genellikle Oğuzlar’ın torunları olan bugünkü Türkiye Türkleri’nin arasında da bu tipin tam veya biraz değişik örnekleri çok sayıda göze çarpmaktadır.

Selçukluların İranlı saray şairlerinden “Dih Hudây Ebu’l-Ma-âlîyi’r Râzi” Selçuk sultanının sarayındaki Türk kölemenlerden bahsederken şöyle demektedir: “Hepsi Kırgız ve Çin kökünden olan servi boylular, hepsi Yağma ve Tatar tohumundan olan gül yüzlü güzeller. Aralarında gümüş çeneli Oğuz ve Kıpçak güzelleri, mis yüzlü ve ay gibi Kay ve Kimekler de var. Tanrım, bu Türk çocukları ne güzel şeyler ki onlara bakan insanın gözleri bahar gibi olur.”

Türkler, Türk tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit etmek, beğenmemek, sevmemek hakkına maliktirler. Fakat hanedanlar arasındaki rekabetler dolayısıyla bunlardan birini tutarak onun hasmını millî düşman diye ilan edemezler. Irk davalarında coğrafyanın hiçbir değeri yoktur. Türkler’den bazılarını millî düşman diye göstermek hem tarihi değiştirmek, hem de yarınki Türk birliğini baltalamak olur. Bu baltalama, tarihî düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmektir.

Dünya Hükümdarlarının Efendisi

Abbasi Halifesinin Malazgird Savaşı’ndan sonra Sultan Alp Arslan’a gönderdiği mektup hakkında 2 iktibas

Halife Kâim Biemrillâh, Sultan Alparslan’a değerli armağanlarla birlikte özel bir mektup göndererek kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı onu kutladı. Mektupta ona: “Allah’ın desteğine mazhar, gâlip ve muzaffer evlâd, en büyük Sultan, Arap ve Acem hükümdarı, dünya hükümdarlarının efendisi, Müslümanların yardımcısı, insanların sığınağı, devletin kahredici bileği, dinin parlak tâcı ve İslâm ülkelerinin sultanı” gibi ünvanlarla hitap etti. (1)

Alp Arslan also received a letter of congratulation from the ‘AbbasidCaliph, addressing him as: ‘The son, the most lofty, supported, assisted, victorious lord, the most mighty Sultan, the possessor of the Arabs and the non-Arabs, the lord of the kings of nations, the light of religion, the support of the Muslims, the helper of the imam, the refuge of mankind, the support of the victorious state, the crown of the resplendent community, the sultan of the lands of the Muslims, the proof of the Commander of the Faithful.’(2)

(1): Prof. Dr. Ali Öngül, Selçuklular Tarihi, sayfa 67, cilt 1
(2): David Nicolle-Osprey Publishing, page 89

Acımasız ve Savaşçı Selçuklu Türkleri

Erken Müslüman yayılmasından hemen sonra 2 büyük güç komşu oldu; Müslümanlar ve Hristiyanlar. Aynı kültürün ürünü olmasına rağmen birbirine düşman bu 2 güç yüzyıllar boyunca çok şiddetli çarpışmlara giriştiler. İber Yarımadasında, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Sicilya’da bitmek bilmez çatışmalar yaşanıyordu. Bu süreçte en çok zarar gören süphesiz Doğu Romaydı. Doğu Roma bu savaslarda tüm gücünü kaybetti, Kuzey Afrika toprakları, Ortadoğu toprakları ve hatta dini öneme sahip Kudüs şehri bile Müslümanların eline geçmişti, bazı dönemler Müslüman güçler Doğu Roma’nın baskentini kuşatacak kadar ilerlemişti. Fakat Doğu Roma’nın başına henüz en kötüsü gelmemişti, Sunni Müslümanlığı yeni kabul etmiş Oğuz Türkleri Selçuk Bey’in emrinde Oguz Yabgu devletinden ayrılmış ve İran’ı tamamen işgal etmişti. Halifeyi kurtararak islam dünyasında saygınlık kazanan Türklerin Doğu Roma üzerindeki ilk istilası/Fethi Ani bölgesinde yaşandı. 1064 yılında Selçuklu Hükümdarı Ani kalesini kuşattı, kuşatma 25 gün sürdü ve sonunda şehir düştü. Bu olaya tanıklık eden Arap tarihçi Sibt ibn al-Jawzi bölge halkının acımasızca kılıçtan geçirildiğini, canlı kalanların ise köle edildiğini yazar ve bir cesede basmadan adım atmanın imkansız hale geldiğini de ekler. Selçuklu’nun asıl işi Fatımi devleti ileydi ancak 1071 yılında doğudaki tehdidi tamamen kaldırmak için gelen Roma ordusu yüzünden ordular tekrar karşılaştı. Sonuç Doğu Roma için tamamen felaket oldu, Ordu dağılmış ve imparator esir edilmişti bunun yanında Doğu Roma içinde kısa süreli bir iç savaş da çıkmıştı. Savaştan kısa süre sonra Anadolu tamamen Türklerin hakimiyetine girmişti, İznik ve Antakya gibi Hristiyanlar için Dini öneme sahip şehirler Müslümanların eline geçmişti, Doğu Roma birdaha toparlanamayacaktı ve Anadolu Türkiye olarak anılacaktı. Doğu Roma’nın bu duruma gelmesinin ardından imparatorun çağrısı ile Haçlı seferleri başlayacak, yıllardır birbiri ile savasan soylular bile Haçlı sancağının altında birleşecek, Doğu ile Batı hiç olmadığı kadar şiddetli şekilde çatışacak ve Dünya tarihi şekillenecekti.

Kaynak:

Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, Prof. Dr. Osman Turan
John Haldon, The Byzantine Wars

El Cezeri Türk mü? Kürt mü? Robotik Bilim

Selçuklular döneminde pek çok Türk Anadolu dediğimiz Coğrafyaya hücum etmiş ve kendi beyliklerini kurmuşlardır. Bu beylikler sanmayın ki öyle ufak tefek kendi işlevleri var. Aksine Roma ve diğer haçlılara kafa tutacak güce sahiplerdi. Düşünün, bu adamlar yerleşik bir medeniyet kurmamış, Orta Asya’dan hayvanıyla, otağıyla, silahı ile gelmişler ve düzenli ordulara karşı savaşarak başarılar elde etmişler. İlimde ve teknolojide kendilerinden üstün olanlara karşı bile zaferler kazanmışlar. Her neyse, burada malumat vereceğimiz kişi El Cezeri. Kendisi adından da anlaşılacağı üzere Cizrelidir ve maalesef İslamlaşan Türkler Türk adı kullanmak yerine hep Arap adları kullanmışlardır. Bu adam büyük İhtimal Türk’dür fakat yazdığı kitap dahi Arapça olduğu için Türk olarak zikredilmez. Neyse kendisi Artuklular devrinde yaşamıştır. Artuklular teknoloji bakımından diğer beğliklerden üstündü. Yine aynı şekilde yöntecileri de gayet açık görüşlüydü. Bu yüzden Artuklu sarayı Cezeriyi yanına çağırır ve yeni icatlar yapmasını söyler lakin bu yaptığı icatları da bir kitaba yazmasını tembih eder.


Cezeri de kendi dediğine göre bu teklifi kabul etmek zorunda kalmış aksi halde kellesi gidebilirmiş. Her neyse, Cezeriye maaş bağlanır, her türlü ihtiyacı karşılanır. El Cezeri günümüz de Robot diye tabir edilen şeylerin ön ayağı olmuştur. Zaten attığımız görselde de bu açıkça gözükmektedir. Pek çok makine icat etmiştir. Günümüz de bu makineler insanlara çok basit gelebilir lakin o zamanlar için muazzam buluşlardır. Yaptığı icatların hem resimlerini çiziyor hem de maketlerini yapıyordu. Kürt olduğu ise tamamen yalandır. Konuştuğu dil Türkçedir. Çizdiği resimler genellikle çekik gözlüdür. Kürtler çekik gözlü olmaz ama Türkler de çekik gözlü olanlar da vardır. Yaptığı icatlardaki robotlarda da klasik Orta Asya göçebe Türk görünümü vardı. Zaten görselden de anlamışsınızdır. Son olarak Osmanlı Türklerinin bu mirasa sahip çıkmaması büyük kayıp olmuştur. Kim bilir belki de bunun üstünde dursaydık II. Viyana kuşatmasını robotlar ile yapıyor olurduk…