Etiket arşivi: timur

Orta Asya İlk Türk Devletleri: Asya Hun Devleti

Asya Hun Devleti (MÖ 220-216): Tarihte Türklerin kurduğu ilk teşkilatlı devlet olan Asya Hun Devleti, aynı zamanda Orta Asya tarihinin ilk büyük devletidir(Harita 1.3.). Merkezi, Ötüken’dir. Hunların bilinen ilk hükümdarı, “büyüklük, ululuk ve genişlik” anlamına gelen Şan-yü veya Tan-hu unvanını taşıyan, Teoman’dır.

Teoman döneminde Çin’e akınlar yoğunlaşmış, Çinliler Hun akınlarını engellemek için Çin Seddi’ni inşa etmişlerdir (Görsel 1.1.) . Çinlilerin savunmaya çok önem verdikleri bu dönemde Mete MÖ 209’da babası Teoman’ı tahttan indirerek Hunların başına geçmiştir. Türk tarihinde yeni ve parlak bir dönem başlatan Mete Han, ordusu-nu Onlu Sistem’e göre teşkilatlandırmış, önce Moğol kökenli Tunguzları ve Yüeçileri egemenlik altına aldıktan sonra Çin İmparatoru’nu ve ordusunu mağlup ederek Çin ülkesini vergiye bağlamıştır. Mete Han’dan sonraki dönemde Hun hükümdarlarının Çinli prenseslerle yaptıkları evlilikler ve bu evliliklerle gelen Çinli diplomat ve ajanların entrikaları sonucunda Hun Devleti zayıflamaya başladı. Çinliler ordularını Hun sistemine göre eğitmesiyle birlikte iç ve dış baskılara dayanamayan Ho-han-yeh, Çin egemenliği altına girerek ülkesini kurtarmak istedi ancak bu durum Hun kurultayında sert tartışmalara yol açtı. Ho-han-yeh ile Çin hâkimiyetini kabullenmeyen ağabeyi Çi-çi arasında anlaşmazlık başladı. Bu mücadeleyi, Çin’in desteğini arkasına alan Ho-han-yeh kazandı. Böylece Hun Devleti, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı (MÖ 54).

Bağımsızlık yanlısı Çi-çi önderliğindeki Batı Hunları’na MÖ 36’da Çin İmparatorluğu son verdi. Çin hâkimiyetindeki Doğu Hunları ise sonraları toparlanarak bağımsızlıklarını kazandı ancak taht kavgaları sonucunda Hunlar, Güney ve Kuzey olmak üzere tekrar ikiye ayrıldı. Kuzey Hunları, Sienpilerin baskısına dayanamayarak 155’ten itibaren Moğolistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Böylelikle Türk ana yurdundaki Hunların siyasi varlığı sona ermiş oldu. Çin egemenliği altında bulunan Güney Hun Devleti’ne ise Çin İmparatorluğu son verdi (216).

Büyük Savaşçı Yıldırım Bayezıd

Büyük Savaşçı Yıldırım Bayezıd çoğu Osmanlı padişahının aksine savaş meydanlarında bizzat cenk eden ilerlemeci bir sultandı. Babası 1. Murad, Kosava Savaşı sırasında teslim olup elini öpmek için izin isteyen Miloš Obilić tarafından kahpece öldürüldükten sonra tahta Yıldırım geçti. Tahta bir anda geçmedi elbet. Tahta geçmeden önce kardeşini boğduran Yıldırım Bayezıd, tahta eli kanlı bir şekilde oturdu.

Yıldırım bir lakaptır. Gerçek adı Bayezıd’dır. Kimi kaynaklara göre Bayezıd aslında Türkçe bir kelimedir ve aslı “Beyaz İt”dir. Genelde eski Türkler sadık adamlarına köpek derlerdi. Örneğin; Selçuklulardan Saadettin Köpek veya Cengiz Han’ın köpekleri diye anılan Subutay veya Celme’ye de köpek denirdi.

Yıldırım lakabının almasının nedeni ise çok hızlı hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Korkusuzdur. Kuşattığı kalenin dibine girecek kadar cesaretlidir. Gözüne aldığı bir mızrak darbesinden dolayı tam görememektedir.

Yıldırım Bayezıd için Anadolu Türk birliğini sağladı diye “Türkmen Katili” diyenler olmuştur. Yıldırım Bayezıd neden Türkmen katili olsun? O tüm Türkleri tek bir sancak altında birleştirmek istiyordu. Aynısını Cengiz Han’da yaptı, Mete Han’da yaptı.

Yıldırım Bayezıd’ın son savaşı Türk-Moğol fatihi Timur ile olmuştur. Bu savaşta Yıldırım son ana kadar savaşmış, oğulları bile savaşı terk ederken Yıldırım ise savaşı terk etmedi. Yıldırım’ın yanındaki Türkmen ve Tatar beğleri de tek tek saf değiştirip Timur’un safına geçti. Ancak Yıldırım kendinden emindi. Hayatında hiçbir savaşta kimseye yenilmemişti. Ancak unuttuğu bir şey vardı, Timur’da kimseye yenilmemişti.

Sonunda ise Yıldırım Timur’a esir düştü. Sonra ise esareti kendine yediremedi ve üzüntünden vefat etti. Kimi kaynaklara göre ise yüzüğündeki zehri içerek intihar etti. Sanılan aksine Timur Yıldırım’a kötü davranmamıştır. Çok iyi davranmıştır. Birlikte satranç oynayarak sohbet etmişlerdir.

Timur’un Anadolu’da Yaptığı Faydalı İş

Timur, Anadolu’da Yaptığı Faydalı İş

Timurlenk, Topal Timur, Temur veya Teymur olarak anılan büyük Türk-Moğol hükümdarı Timur, kimi tarihçilere Türklüğe çok zararı olduğu söylenirken kimilerine göre ise zararı olduğu gibi faydaları da olmuştur. Bu faydalardan en bilineni ise Timur’un Anadolu’yu işgal ettikten sonra İzmir’e gelerek son haçlı kalıntılarını orada temizlemesidir. Timur, İstanbul’un fethini geciktirse de bu konuda Fatih’in önünü açmıştır çünkü Bizans ile İzmir arasındaki deniz ulaşım sahasını taşlar ile doldurarak, ki kale arasındaki iletişimi ve desteği kesmişti.

Padişahı Av Tutkusu Tahtından Etti

Türkler de avcılık çok eski bir genelektir fakat Türkiye’de avlanmak, silah ruhsatı çıkarmak gerçekten bir hayli zordur. Öyle cins memurlar ve doktorlar vardır ki sen o tüfeği alma diye ellerinden geleni ardına koymazlar. Harç, vergi kısmına zaten hiç girmiyoruz. Kimse ağız tadıyla avlanamıyor daha doğrusu silah bile alamıyor. Bu yüzden Türkiye’de kaçak silah sayısı ruhsatlı silah sayısından fazladır. Ne kadar it kopuk varsa kaçak silah alıyor fakat dürüst ve güvenilir vatandaşlar ise silah alamıyor ve binbir zorlukla karşılaşıyor. Öyle ki avcılık kültürü Türkiye’de ölüyor. Gördüğü her canlıyı vurmaya çalışanlar, hamile hayvanları vuranlar, gereksiz yere avlananlar artıyor. Devlet destekli kurslarda da avcılıla ilgili hiçbir şey öğretilmiyor. Devlet adeta insanı kaçağa yöneltiyor… Ülkede çok sayıda eğitimsiz avcı mevcut…

Avcılık Türklerde çok eski bir genelektir. Atilla, Mete gibi Türk büyüklerinin de sık sık ava gittiği bilinmektedir. Mete babasına darbe yaparak tahta geçmeden önce de sık sık ava gider ve askerlerini av sırasında eğitirdi. Ancak bu av bazılarında öyle bir tutku halinde gelmiştir ki kimini tahta çıkarırken kimi padişahları tahtından etmiştir. Buna rağmen hükümdarlığı süresince av yapmayan, avdan hoşlanmayan bir padişah, bir han, bir kral yeryüzünde yok gibidir.

Hanlar hanı Cengiz Han, avcılığa “savaşın okulu” adını vermiştir ve aynı zamanda avcılığı yasa ile devlet düzenine alan ilk kişidir. Oğuz soyunun en çok ava meraklıları ise, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ile Sultan Melik Şah’tır. Öyle ki, Tuğrul Bey her ava çıkışında, 20 katır yükü yiyecek götürür, kırlarda sofralar kurdurur, emirlerine ve yöre halkına ziyafet vermekten büyük zevk alırdı. Avcılık konusundaki ilk bilimsel kitabı yazdıran kişinin Sultan Melikşah olduğu söyleniyor. Osmanlı padişahlarının ise neredeyse tümü avcı. Sefere çıktıklarında ve dönüşlerinde günlerce, aylarca av (sürgün, koltuk sürgünü, biniş) yaparlardı. Avlanırken, gittikleri yerlerde halkla ilişki kurar, dert ve şikayet dinlerlerdi. Bu yüzden İznik, Bilecik, Bursa, İstanbul, Edirne ve Rumeli’de birçok “av sarayı” yaptırdılar. Murad Han Bahçesi, Yanbolu Sarayı, Akpınar Av Sarayı, Demirtaş Ovası ve Kasrı, Karıştıran Av Sarayı, Toygar Tepe, Çatalca Av Sarayı gibi… Avcı kuruluşlarına (Şikar halkı) saray içinde (Enderun) ve saray dışında (birun) yer verdiler. Doğancılar, Şahinciler, Atmacacılar, Sekbanlar… Alıcı kuş uçurarak avlanmak, en çok yapılan ve denenen av biçimi… Nitekim, Orhan Gazi’nin çocuklarından Süleyman Paşa, Bolayır yakınlarında bir kış günü yaban kazlarına doğan uçurmak için atını koştururken, atının tökezlemesi sonucu düşüp ölmüştür. “Avcı Sultan” unvanını alan Sultan IV. Mehmet, Çatalca yöresinde yabani kazlara kendi eliyle şahin uçurur ve şahin iki kazı birden indirir. Kazlardan biri boynundan, diğeri ise kanatlarından yara almıştır. Sultan “insafa gelip” kazlardan birini salıverir, diğerini ise sadrazamı Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa’ya gönderir. Çünkü, vurulan avın hediye gönderilmesi çok çok önemli bir olaydır. Hediye götüren elçiler, aldıkları bahşişler, altın ve akçelerle bir anda zengin olurlardı.

Padişahların özel avladıkları (şikarğah-ı selatin) çok iyi korunurdu. Halkın avlanmasına asla izin verilmezdi. Yeltenen avcılara verilen cezalar çok çok ağırdı. Hatta Avcı Sultan IV. Mehmet, İstanbul’daki yabancı elçiliklere bile avı yasaklamış, köpeklerini Bostancıbaşı’na toplattırmıştı.Doğanla av yapmaya meraklı padişahlardan biri olan Sultan I. Ahmet, padişahlığı süresince doğanını kolundan hiç ayırmazmış… Sürgün avlarında, “av yeri”ne toplanan avlar (kurt, karaca, ceylan, geyik, tavşan, vb.) okla avlanırdı. Sürgün avları bazen öyle görkemli olurdu ki, binlerce kişi ava katılırdı. Avcı Sultan IV. Mehmet’in Filibe yakınlarında Bercova korusunda yaptığı sürgün avına 35.000 kişi katılmıştır. 7 yaşında padişah olan Avcı Sultan IV. Mehmet, 8 yaşında Kağıthane’deki (İstanbul) İmrahor Köşkü’nde ilk avcılığını yapıyor. Yani o dönemde geçerli olan “adet-i kadime”yi yerine getiriyor. 1668 yılından sonra kendini tamamen ava vererek, İstanbul’daki Ulama’nın eleştirilerinden uzak yaşamak için Edirne’ye yerleşiyor, Ayaklarındaki key hastalığı yüzünden, daha çok atla yapılan avcılığı tercih ediyor. Ne var ki bu av tutkusu, hem kendisinin hem de oğlu II. Mustafa’nın tahttan indirilmesine neden oluyor.

Nereden nereye…

Zaman nasıl da örtüyor her şeyi… Osmanlı döneminin “av cenneti” Anadolu hızla çöle ve çöplüğe döndürülüyor. Şimdinin zengin avcıları, yurt dışında avlanıyorlar artık. Keşke şimdinin devlet büyükleri, Osmanlı padişahları gibi ava düşkün olsalardı da Anadolu’nun taşını toprağını kıskanıp sahip çıksalardı…

Osmanlı padişahları zamanında yürürlükte bulunan avcılık teşkilatı, tanzimatın ilan tarihi olan 1839’a kadar çeşitli şekillerde sürdürülmüştür. Padişah’ın av halkı olarak eşliğine aldığı maaşlı anlamına gelen ulufeli avcılar; Padişahın özel mülk olarak kullandığı yerlerde avcılığı sürdürmüşlerdir. Bunun dışında herkesin yararlanmasına açık ormanlarda avlanmak serbestti. Ahlaki kurallara uygun yapılan avcılığa özel adlar konmuştu.. Padişah ve Devlet Büyüklerinin yaptığı ava, “Yüksek Av” halkın yaptığı ava, “Alçak Av” deniyordu. Osmanlı Kanunlarında, özel mülkler, devlet çiftlikleri askeri tesisler dışında avlanmayı yasaklayan hükümler bulmak mümkün değildir. Osmanlı’da köylere kadar uzanan av teşkilatı ve kurallarına ait çok miktarda belge günümüze kadar korunmuş ve arşivlenmiştir. Bunlar yurdumuzda avcılığın ve avcıların geçmiş devirlerde büyük bir önemle kontrol edildiğini göstermektedir. Büyük sürgün avlarında avlaklarda civar köyler halkı yanında, tazılar ve çeşitli av köpekleri kullanılmıştır.Karaca, geyik ve kurt sahalarında terbiye edilmiş pars salınmıştır. Parslara karaca, geyik, kurt, tilki gibi büyük avlar aldırılmıştır. IV.Mehmet’in Saada adlı parsı meşhur olmuştur. 1665 Mayısında avladığı Dimedoka’dan Edirne’ye dönüşünde bu pars ile daha birkaçını Sadrazam Melek Ahmet Paşa’ya hediye etmiştir. Büyük sürgün avına çıkılmadan önce aşağıdaki konular göz önünde tutularak gerekli önlemler alınırdı.

1-Neredeki av yerine hangi yoldan gidilip hangi yoldan dönüleceği,

2-Belirlenen yol üzerindeki av ve sürgün yerlerinin tespiti,

3-Yol üzerindeki hangi mevzilerde konulacağı, nerede oturak, nerede yemeklik olacağı, padişahın hangi şehir ve hangi kasabada kimin konağında kalacağı,

4-Enderun’dan, Birun’dan, Yeniçeri Ocağından ne kadar avcı ve sekban gideceği,

5-Sarayda göz altında bulundurulan şehzadelerin götürülüp götürülmeyeceği,

6-Valide Sultan ve Hasekilerin gidip gitmeyeceği,

7-Sadrazam’ın Divan Vezirlerinin sürgün avına katılıp katılmayacağı,

8-Nerede kaç günlük erzak depolanacağı,

9-Padişah’a kimin kaymakamlık edeceği… gibi konular önceden belirlenir ve ilgililer buna göre hazırlık yapar ve gerekli önlemleri alırlardı.

Sadrazam, Defterdar’a bir buyruldu göndererek, av için gerekli malzeme tedarik edilirdi. Bostancıbaşılar, yoların, korulukların emniyetini sağlar. Beylerbeyi ve Sancak Beyleri de halktan ve çiftliklerden satın alınacak erzakın alınmasını sağlarlardı. Padişah’ın yatacağı saray ve konaklar önceden hazırlanır, giden personel sayısına göre çadır ve Otağ-ı Hümayün Çadır Mehterbaşısı tarafından yola çıkarılır, en küçük aksaklığa meydan verilmezdi. Sadrazamlar çoğu kez ava gitmez devleti yönetirlerdi. Eğer padişah Edirne’de Sadrazam’da İstanbul’da ise Kaymakam’ı Edirne’de kalırdı. Ama Sultan IV.Mehmed çoğu kez Kaymakam’ını da beraberinde götürür Edirne’de ki yönetim için bir başka veziri görevlendirirdi. Bu düzen ile yola çıkan padişah Sürgün ve Koltuk sürgünü yapılacağı zaman, sürülen avın toplama yerine yakın bir tepe üzerinde Otağ-ı Hümayün kurulurdu. Sürgün avında avcılar tarafından oluşturulan kuşatma çemberi toplama yerine doğru, av hayvanları ürkütmeden yavaş yavaş daraltılır. Eğer bir hayvan ortaya çıkar ve çemberden dışarı kaçmak isterse ona göre önlem alınırdı.

Avlanacak hayvanlar kalın iplerle örülmüş ağlar ile çevrili toplama yerine getirilince, önce padişah ok ile avlamaya başlar. Yanında şehzadeleri varsa onlara izin verilip babalarının önünde ok atıp bu spordaki becerisini gösterir. Daha sonra vezirlere izin verilirdi. Av yapılırken canlı ve cansız av getiren bütün av personeline hatta köylüye bahşiş verilirdi. Avcı Sultan Mehmet de Av Halkı’yla bir yöreye gidip av yaptığı zaman, köylüyü memnun etmek amacıyla Kadılar vasıtasıyla halka duyuru yaparak, zarar ziyanı olanların ücretini fazlasıyla öder ve ödediğine dair de Kadı’dan belge alırdı. Av da vezirler bulunuyorsa padişaha Oğuz töresinden kalma donanmış bir at peşkeş vermeleri gerekiyordu. Valide Sultan ve Sadrazam ava katılmamış olsalar bile bulundukları yerden peşkeş gönderirlerdi. Sultan Avcı Mehmet gösterişe çok meraklı olduğu için ava çıkış ve dönüşleri çok gösterişli olurdu. Bu gösterişi daha çok Edirne’ye gelen elçiler için yapıyordu. Sultan Avcı Mehmet padişahlara özel bahçelerde genellikle Pazartesi ve Perşembe günleri yapılan bir nevi törensiz av sayılan, az sayıda kişinin katıldığı biniş avları da sık sık yapardı.Biniş denilen bu ava Şahincibaşı, Doğancıbaşı ile İçdoğan Oğlanları, bir miktar Zağarcı, Samsoncu ve Solak katılırdı. Saray yakınlarında günü birlik yapılan bu av padişahın kısa süreli avlarındandı. Avcı Sultan Mehmet 1673 yılında İstanbul’daki yabancı devlet elçilerinin bile av yapmalarını yasaklayarak, ellerindeki av köpeklerini Bostancıbaşıya toplattırmıştı. Bu da onun avcılık konusunda otoritesini göstermektedir.

Moğolların ve Cengiz Han’ın Kökeni Hakkında

Cengizhan Arap-İslam kültürü etkisinde kalan Türkler tarafından ötekileştirilen bir figür. Özellikle son dönemde diziler vasıtası ile Moğol karşıtı bir tutum daha da arttı. Cengiz Han’ın torunu Hülagü Han’ın halifeye dansöz kıyafeti giydirip atlara çiğnetmesinden dolayı bazı İslami gruplar sosyal medyada her gün Moğollar, Cengiz Han ve Hülagü Han aleyhinde propaganda yapıyor. Çoğu İnsan Cengiz Han’ın İslam dünyasına saldırdığını ve Anadolu’ya bile geldiğini söyleyenler var. Cengiz Han hiçbir zaman Müslümanlara savaş açmadığı gibi ayrıca Anadolu’ya da ayak basmadı. Cengiz Han vefat ettiğinde İmparatorluk Anadolu’ya ulaşmamıştı bile. Bu yalanlar ve kara propagandalardan dolayı çok fazla bir Moğol karşıtı tutum oluştu. Bunun neticesinde Cengiz Han bizden değil gibi bir ayrım oluştu. Tarih sosyal bir bilimdir ve bu bilim dalı gerçekçi ve objektif olunursa ilerlenebilir.

Cengiz Han her şeyden önce Gök Tengri inancına sahiptir. Hristiyan, Yahudi ya da Müslüman değildir. Bununla birlikte Cengiz Han özellikle Müslümanlar ile iyi geçinmek istemiş, Müslüman tüccarları ülkesine davet etmiş ve Müslümanların bol bol ticaret yapmasını sağlamıştır. Cengiz Yasalarına göre bir Çinlinin değeri bir eşek iken bir Müslümanın değeri 40 altındır.

Cengiz Han, Müslüman olan Harzemşahlara karşı ticaret kervanı göndermiş, fakat bu kervan daha sonra Arap-Pers etkisinden kalarak Türklüğünü unutmuş Müslüman Harzemşah Devleti tarafından yağma edilmiş, kervan sahipleri de katliama uğramıştır. Burada ilk kanı Cengiz Han değil Müslümanlar akıtmıştır. Cengiz Han bu olaylar olduktan sonra Müslüman Harzemşahlara elçi gönderdi fakat Türk töresinden kopup Arap-Pers töresini benimseyen Harezmşahlar gelen elçileri de öldürdü ve kesik başları Cengiz Han’a gönderdi. Sonrasını zaten biliyorsunuz. turkcemalumatlar.com Bu olayları daha fazla kaldırmayan Cengiz Han Harzemşahlar üstüne yürüdü. Taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmadı. Cengiz Han bunun dışında da Müslümanlar ile savaşmadı. Yine Halife’nin de Cengiz Han’ın torunu Hülagü Han’a ettiği hakaretler de bilinmektedir.

Esas konumuza dönersek eğer Araplar Cengiz Han Ve Moğolları “Türk ve Tatar” olarak görmektedir. Moğollardan özellikle sık sık Tatar olarak bahsedilmekte ve bu Tatarların da köken olarak Türklere dayandığı ifade edilmiştir.

Mısır Memlük Sultanlığında görev yapan İbn Tağrıberdî, Timur için şöyle der;

Timur Cengiz Han soyundan gelen Çağatay taifesine mensup Moğol asıllı Türktür. (Nücumu’z-Zahire)

İbn Arabşah ise Moğollar ve Cengiz Han için şöyle der;

“Cengiz Han kabilesinden çıkan insanlar İlhan ve Sultan ünvanı taşırlardı çünkü onlar Türklerin Kureyş’idir.”

Bilmeyenler için Kureyş peygamber Muhammed’in kabilesidir. İbn Arabşah da Cengiz Han’ın kabilesi için Türklerin Kureyşi yani Türklerin kutsal kabilesi der.

Arapların Türklere karşı önyargılı veya düşmanca davranmalarının bir nedeni de Moğolları Türk olarak görmeleri ve Hülagü Han’ın Peygamber soyundan gelen Arap Halifeyi atlarına çiğnetmesidir.

Türkiye’de İslami hassasiyetten dolayı Cengiz Han ve Moğollarla ilgili sık sık Türk mü yoksa değil mi? diye tartışmalar yapılmaya devam etmektedir. Hatta Türk tarihi bile bundan nasibini almıştır.

Şöyle ki; Kendini hanedan olarak Cengiz hana bağlayan 36 Devlet ve hanlıkların çoğu tarih kitaplarında Türk devleti diye geçiyor. Ancak Müslüman olmayanlar ise Türk devleti diye geçmiyor. Cumhurbaşkanlığı forsunda da Müslüman olan Moğol Devletleri veya Kendini Cengiz Han’a bağlayan devletler Türk olarak geçerken, Müslüman olmayanlar ise Türk olarak geçmiyor.

İşin komik tarafı arkadaşlar, Osmanlı döneminde bile böyle bir ayrım yoktur. Mesela Osmanlı döneminde Cengiz Hanedanı kutsal kabul edilir, Moğollar akraba olarak görülürdü. Osmanlı divanı, Padişah Deli İbrahim zamanında hanedan soyunun tehlikede olduğu düşüncesi ile B planı olarak Kırım Hanedanlığını devletin başına geçmesini düşündü bunun nedi ise Türklerde Devlet kurucusu soy olarak Oğuz Han dan gelmek lazım. Osmanlı hanedanlığı da kendini Oğuz Han’a bağlar. Doğal olarak Cengiz Han soyundan gelen Kırım Hanları da Osmanlı da taht sahibidir. Çünkü Cengiz Han’ın da büyük atası Oğuz Han’dır.

Günümüz Moğolistan’da Karakurumda bır anıt vardır. Anıtın bır tarafı Hunlar, bır tarafında Türkler bir tarafında Moğollar vardır. Anlamı bir milletin 3 görünümü. Bu anıta göre Bozkır halklarını Tengri inancına sahip halkları ilk birleştiren Hunlar ikinci unsur Göktürkler, Üçüncüsü ise Moğollardır.

Moğollar, Cengiz Han Türk müdür yoksa değil midir tartışılmaya devam ediliyor ancak Orta Asya kökenli çoğu Türk halkı, günümüzde Cengiz Han’ı ata olarak görmektedir.

Uygur Marşında Geçen Bir Bölüm

Atilla, Cengiz, Timur dünyayı titreten idi, Can verip can alırız, biz onların evladıyız.

Çıktı can hem aktı kan düşmandan oldu el aman

Yaşasın, bin yaşasın parlasın istikbalimiz.

(Doğu Türkistan milli marşı)

Son olarak, günümüz de Moğollar kendilerini Türk olarak görmezler ama okumuş ve tarihe meraklı olan kesim Türkler ile akraba olduklarını kabul ederler.

Sizce Moğollar ve Cengiz Han gerçekten Türk müdür yoksa aynı kökenden gelen Akraba halklar mıdır veya Moğollar Türklerden tamamen ayrı bir ırk mıdır?

Kellesini Tiflis Kalesine Asacağım!

Size bu zülmü reva görenlerin Kellesini Tiflis Kalesine Asacağım!

Timur, Gürcistan topraklarına girdiğinde, ilk iş olarak çorak ve kurak bölgelere sürülmüş Müslüman halka erzak yardımı yaptırdı. Timur’un tarihçisi Yezdi’ye göre oradaki Müslümanların içler acısı halini görünce Timur, gözyaşlarını tutamadı ve onlara “Size bu zulmü reva görenin kellesini Tiflis kalesine asacağım” diye seslenerek sefere devam etti ve Tiflis kalesini kuşatarak V. Bagrat’ı çırıl çıplak esir etti. Daha sonra ise Bagrat İslam dinin kabul etti ve Timur onu serbest bıraktı. V. Bagrat, 1393 yılında öldü ve yerine oğlu Giorgi geçmiştir.

Timurlenk Hakkında (1336 – 1404)

Timur da denilen Timurlenk, Türk-Moğol Barlas Aşiretinden çıkma savaşçı hükümdarıdır.

Orta Asya’da Semerkand yakınlarında doğmuştur. Meşrutiyetini kanıtlamak için yanında Cengiz Han soyundan gelen kukla han dolaştırırdı. Persleri, Gürcüleri, Arapları, Osmanlıları Hintlileri yenmiş. Hindistan, Şam ve Suriye’yi fethetmiş, kendi ırkından olan Türkleri Ankara’da yenilgiye uğratmıştır. Timurlenk Çin’i istila ettiği sırada vefat etmiştir.

Tatar İlinin Hakanı Yüce Timur

O asırdaki Avrupa sahnesinin dekorunu biliyoruz ama dünyaya hakim olmaya teşebbüs eden adamı tanımıyoruz. O zamanın Avrupalılarına Emir Timur’un haşmeti tabiatın üstünde bir şey, kudreti de şeytani bir hal gibi görünüyordu. Onu kapılarına dayanmış gördükleri zaman, kralları, ona. “Tatar İlinin Hakanı Yüce Timur’a” mektuplar ve elçiler yolladılar. Sınırları ötesindeki şövalyeler ile savaşan İngiltere Kralı IV. Henry, kim olduğunu bilmediği bu fatihi zaferlerinden dolayı tebrik etti. Doğu Roma İmparatoru Manuel, Timur’un yardımını yalvarırken, kurnaz Cenevizli de öbür yanda İstanbul surlarının dibine onun bayrağını çekiyordu.


Kaynak: Harold Lamb Emir Timur