Bilim İnsanları Kendilerini İşçilerden Nasıl Ayırırlar?

Bilim İnsanları Kendilerini İşçilerden Nasıl Ayırırlar?

47 bilim insanından 45’i kendilerini işçilerden lisansüstü eğitimleri bakımından ayırmıştır. Yüksek eğitim ve beceri genel olarak profesyonellerin iki temel özelliğidir. Bilim insanları son derece uzmanlaşmış bilgi ve bazı profesyonel topluluklarca belgelenmiş uzun bir eğitimin kazandırdığı beceriler gerektiren mesleklerde çalışırlar. Onların bilgileri kavramlar, kuramlar, soyutlamalar, sistematik açıklamalar, ussal akıl yürütmeler ve olguların temellendirilmesi şeklinde formelleşmiştir. Bilim insanlarının kalkıştıkları işler, benzer bilgi ve beceriye sahip olmayan insanlarca gerçekleştirilemez. Uzmanlaşmış eğitim ve tecrübeleri sayesinde bilim insanlarının yeri kolay doldurulamaz; oysa ilkece teknik olmayan bir işçinin yerini bir başkası kolaylıkla alabilir. Bir bilim insanının deyişiyle:

“Bizim odağımız görev değil, kavramlardır. Bu, farklı bir düşünce çerçevesinden kaynaklanır. Bir bilim insanını bilimsel olmayan bir konuma, bilim dışı birini de onun konumuna yerleştirirseniz, bilim insanı diğerinin işini, berikinin bilim insanının işini öğrenmesinden çok daha kısa ürede öğrenir. Ancak her ikisi de mutsuz olur.”

Eğitim, alıştırma ve tecrübe sayesinde bilim insanına teknik olmayan işçiden daha fazla ödenir. Bilim insanlarının, teknik olmayan işçilerden farklı olarak, ücretlerini görüşecek sendikalara ihtiyaçları yoktur; buna rağmen ücretleri yüksektir. Görüşülen bilim insanlarının ortalama yıllık gelirleri 70.000 $ civarındadır. Teknik olmayan işçilerin gelirleri böyle yüksek bir rakamın yakından bile geçemez. Dolayısıyla 42 bilim insanının başlıca farklılık olarak yüksek gelire işaret etmesinde şaşılacak bir yan yoktur. Aslında üç bilimci, ücretlerini ve diğer çıkarlarını gözetecek bir sendikaya ihtiyaç duymadıklarını belirtmiştir.i Bilim insanlarını temsil eden dernekler yönetim ve emek arasında –ki üyeleri çoğunlukla her iki kamptandır- çıkar çatışması görmezler. Çalışma alışkanlıkları hakkında konuşurken, otuz bir bilim insanı, şirketleri için çalışırken, kendileri için de çalıştıklarını belirtmişlerdir. Fakat bu bağımsız çalışma oranları hem ikinci bir iş açısından hem de kendi işine sahip olmak açısından mühendis ve diğer bilim adamlarında düşme eğilimi göstermektedir. Bilim insanlarıyla teknik olmayan işçileri çalışma motivasyonu da belirli açılardan birbirinden ayırmaktadır, zira bilim insanları, araştırmalarından daha fazla içsel ya da ego tatmini sağladıklarını hissetmektedir. İşlerini teknik olmayan çalışanların işinden daha merkezi, boş zamandan ise daha önemli görürler.

Onlara göre teknik olmayan işçiler “işlerini yapar, para kazanır ve eve giderler.” Bilim insanları da bunu yapar, ancak onlar “maaş çekinden daha fazlası için” çalışırlar. Bilim insanları ofise gelir, araştırma yapar, deney düzenler, teknik dergileri okur, telefonlara cevap verir ve toplantılara giderler. Ancak kendilerine ekstra ücret ödenmediği halde haftada kırk saatten fazla çalışırlar. Erken gelir ve geç çıkarlar. Aynı zamanda eve iş götürür ve hafta sonları da iş yüklenirler. Evde yaptıklarıyla işte yaptıkları ilişkilidir, oysa teknik olmayan işçilerin evdeki işleriyle şirketteki işleri arasında pek bir bağ yoktur. Aslında bilim insanları “en iyi bilimin, kendilerine ait zamanda yapıldığına” inanmaktadır. Bilim insanları tüm bu zamanı, yapmakta oldukları araştırmayla ilgilendikleri için harcarlar. Çoğu teknik olmayan işçi ise çalışma saatlerinde çalışırlar. Eğer fazladan çalışırlarsa, fazla mesai ücreti alırlar; bilim insanlarından farklı olarak ekstra saatlerde çalışmanın onlar açısından bir getirirsi yoktur. Bir bilim insanının dediği gibi “Şanslıyız ki yapmayı sevdiğimiz şeyi yapıyor ve bunun için maaş alıyoruz. Bu harika bir durum.” Bilim insanlarının kendi araştırma programlarına karar verme güçleri, kurumsal Ar-Ge’nin yeniden yapılandırılmasından şiddetle etkilenmişse de, çoğunluğu, neyi, nasıl yapacakları konusunda tercih yapabildiğine inanmaktadır.

“Yönetim bilim insanına gelip ‘şunu şu kadar zamanda yap’ demez. Bilim insanlarının çokça özgürlüğü vardır.” Onlar, iş tanımları daha belirsiz olduğu için, teknik olmayan işçilerden daha özerktirler. Bir Ar-Ge laboratuarında çalışan tüm insanlar arasında, bilim insanları en fazla, teknik olmayan işçiler en az özerkliğe sahip olan gruplardır. Bilim insanları aynı zamanda kendi “emeklerinin yaratıcı emek” olduğuna inanır. Başarılı olmak için iyi fikirler öne sürmek ve yeni bir şeyler yaratmak zorundadırlar. Yeni fikirlere götürse de sıkı çalışmak kendi başına yeterli değildir. Bir fikri nasıl geliştireceklerini, o fikri şirketin bir parçasından daha fazlasına nasıl uygulayacaklarını bilmek zorundadırlar. Öte yandan teknik olmayan işçiler çoğunlukla öngörülmüş işleri yaparlar. Onlara, ne yapacakları söylenir. Rutin bir görevleri vardır ve iş ne kadar rutinse yaratıcı olmak için de o kadar az fırsat vardır. Bilim insanlarının sınırları çalışma sınırları sıkı sıkıya çizilmemiştir. “Bu birisine bir resim yapmasını söylemeye benzer. Yaratıcılık bilim insanları açısından en eşsiz özelliklerdendir. Bilim insanlarının yaklaşık üçte biri, şirkete yaratıcılıklarıyla katkı yaptığını düşünmüştür.

Bilim insanlarının, kendileriyle teknik olmayan işçiler arasında benzerlik kurdukları yegâne zaman, projelerinin teknik olmayan nedenlerle, onların fikri alınmaksızın sonlandırıldığı zamanlardır. Genel olarak, bilim insanları katıldıkları tüm projelerde başarılı olmazlar. Projeler sıklıkla teknik başarısızlıktan başka nedenlerle yönetim tarafından durdurulur. Genel olarak, bilim insanları katıldıkları tüm projelerde başarılı olmazlar. Projeler sıklıkla teknik başarısızlıktan başka nedenlerle yönetim tarafından durdurulur. Projenin durdurulması konusunda yönetimle ciddi ihtilafa düşüldüğünde, bazı bilim insanları, kendilerini işçi olarak görmeye başlarlar. Böyle bir bilim insanı şunları söylemiştir: “Duygularım değişti. Kendimi diğer işçilerden farklı sanırdım. Fakat Bir gün yönetim geldi ve projemi durdurdu… Bana öyle geliyor ki, yönetimin bakış açısından diğer işçilerden farkım yok.” Bununla birlikte, geçmişte yönetimle anlaşmazlık yaşamış çoğu bilim insanı “sınıf” kavrayışlarını değiştirmez. Bir proje durdurulması olayı sırasında kendilerini işçi olarak görmeye yaklaşanlar, bu fikri çok uzun süre benimsemez. Bu dönem geçtikten sonra yeniden kendilerini işçilerden farklı görmeye başlarlar. Bilim insanları, belirli sorunlar çıkar çıkmaz bunlar yöneticilerle görüşmenin zorunluluğunu kabul ederler. Bilim insanlarıyla yapılan mülakatlar göstermektedir ki, kurumsal Ar-Ge laboratuarlarının yeniden yapılandırılmasıyla çalışma koşulları kötüleşmiştir, ancak yine de proleterleşmemişlerdir. Bu, neo-Marksistlerin profesyonellerin yeni bir sınıf olduğu yollu iddialarını haklı çıkarır mı? Yukarıda gösterildiği gibi, mühendisler kendilerini işçilerden kesin olarak ayırmaktadır. Aynı şekilde kendilerini yönetici sınıftan da ayırmaktadırlar. Bilim insanlarına göre yöneticiler teknik insanlardır ancak bilim insanlarıyla mesleki bir ilişkileri yoktur. Ar-Ge yöneticileri, idari sorumluluk almadan önce, çalışma içinde beceri ve tecrübe kazanmışlardır. Fakat bilim insanları sonradan yönetici olan tüm bilim insanlarının “başka bir tür” olduğuna inanmaktadır. Onlara göre, yöneticiler bilim insanı perspektifini kaybetmeye meyillidir. Yöneticiler şirketin politikalarını belirler ve uygularlar; dolayısıyla onların perspektifi farklıdır bilim insanlarının değil şirketin amaçlarına yöneliktir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s