Rahip, Memur, Komutan ve İmparatorluk

Klanda otorite uzun süre boyunca tüm topluma yayılmıştı. Sonraları klanın simgesini taşıyan tek bir insanda yoğunlaştı. Otoritedeki bu değişim sonrası, korku, hayranlık duyulan güç veya olayı temsil eden sembol (totem) tanrı, insan da şef hâline geldi. Kolektif güçlerin kendisinde bireyselleştiği şef, tanrı adına topluluğunu yönetmeye başlarken oğulları da kendisinden sonra konumunu sürdürürler. Böylece her klanın bir tanrısı doğdu. Yaşamak için temel maddeleri sağlamak uğruna klanlar arasında yaşanan savaşlar, bu farklı tanrılar arasındaki çatışmayı ve bazı ailelerin erk üstünlüğünü belirledi.

Birbirleriyle rekabet içinde olan tarafların birleştirilmesinde ve otoritenin en kalabalık kabilenin elinde somut bir gerçekliğe bürünmesinde, Nil Nehri’nin önemli bir payı vardır. Nil Nehri kökenlerine bağlı olarak artan gruplar içinde bölgesel bir birlik şeması çizmiştir. Güneylilerle kuzeyliler arasında yüzyıllar süren savaşlardan sonra Şahin klanı üstün geldi. Klanın lideri Menes, 38 Nomo’yu (küçük beylik) birleştirdi ve MÖ 3315’te Mısır’ı krallık altında birleştirdi.

Güneş ışığının çok güçlü olduğu Mısır’da Güneşe tapılıyordu. Tanrı’nın yeryüzündeki elçisi görülen kral, her sabah tapınma eylemi sırasında, beyaz keten giysiler içindeki rahiplerinin kendisine şükranlarını kabul ediyordu. Kralın adı da kutsallığın ayrılmaz bir parçası hâline getirilmişti. Rahipler dans gösterileri ve ibadet yemekleri sırasında yüksek sesle okudukları dualarında daima kralların adını söyleyerek onu kutsallaştırıyorlardı. Kral, toprağın mülkiyetini -kendisine ulaşabilme ayrıcalığına sahip- aile bireylerine, dostlarına, rahiplerine, hizmetkârlarına bırakarak, çevresinde onu destekleyen ve otoritesini hayata geçiren bir topluluk oluşturdu. Bu sınıf yaşadığı sürece krallarıyla birlikte destekleyici kabilelerin geri kalanının aleyhine mülklerini artırdılar. Onların emeklerinin semeresini toplayıp şahsi mallarına dönüştürerek zenginleştiler. Bu düzeni varislerinin de sürdüreceği bir sistemi uygulamaya koydular. Bu sistem yani mutlakiyetçi hukuk, sıradan kabile üyelerini çiftçi ya da zanaatkâr olarak tutsak hâline getirdi. Soy dayanışması denilen babadan oğula geçecek şekilde kurucularının da mevki ve otoriteleri garanti altına alınmış oldu.

Bu hukuk sisteminde savaşlar; sisteme ve hükmettiği alanlara yönelen tehditleri bertaraf etmek ya da cazip zenginliklere sahip yerleri üzerinde yaşayanlarla kendi sistemlerine (devletlerine) dâhil etmek için yapılmaya başlandı. Başarılınca İmparatorluk denilen farklı din, etnik köken, dil ve milliyette çeşitli unsurları içeren yeni bir devlet yapısı ortaya çıktı.

Coğrafyanın sunduğu imkân ya da kısıtlılıklar otoritenin şekillenmesini etkilemiştir. Örneğin alanı ve tabi kaynakları sınırlı Mora Yarımadası’nda filizlenen şehir devletlerinde krallıklar yerini, önce oligarşik yönetim tarzına, devamında tiranlığa ve son olarak doğrudan demokrasiye bıraktı. Atina demokrasisinde, oy hakkı olmayan insanların olduğunu da unutmamak gerekir. Mısır, Mezopotamya, Çin, Avrupa ve Asya’da krallıklar doğdu. Bazıları ise Persler, Hititler, Asurlular gibi imparatorluklara dönüştüler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s