Osmanlı Devleti’nde Şehirleşme

13. yüzyıl sonlarında konar-göçer bir Türkmen boyu olarak ortaya çıkan Osmanlı Devleti şehre ve şehirleşmeye önem vermiştir. Osmanlı Devleti, Türkiye Selçuklu Devleti’nin şehir mirası üzerinde gelişmiştir. 1300-1453 arasındaki dönem Selçuklu ile Osmanlı arasında bir geçiş dönemidir. Bu dönemde değişim, hâkim unsur olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Selçuklu kültürü hâkim olmuştur. Osmanlı’nın hâkim olduğu şehirlerde Selçuklu mimari yapısının izleri görülmektedir. Anadolu ve Rumeli topraklarında farklı şehirler olmakla birlikte bu şehirler birbirlerine benzer özellikler taşımaktadır. Tipolojik olarak Osmanlı şehri ortaya çıkmaktadır. Osmanlı dönemindeki yerleşmeler karye olarak nitelendirilen en küçük yerleşim birimiyle ortaya çıkmaktadır. Osman Gazi tarafından kurulan şehir, devletin idare edildiği sahanın merkezindedir.

Osmanlı Devleti’nde bir yerleşim yerinin şehir olarak tanımlanmasında idari ve ekonomik özellikler dikkate alınmaktadır. Bir yerleşmenin şehir olarak tanımlanmasında kesin bir ölçüt olmamakla beraber Osmanlı şehri daha çok fonksiyonel ölçütler dikkate alınarak tanımlanmıştır. Osmanlı şehirlerinde daha çok tarım dışı faaliyetler, idari ve ticari unsurlar ön plana çıkmaktadır. Osmanlı belgelerinde şehir için “cuma kılınur ve pazar durur yer” biçiminde tanımlamalar yapılmıştır. Osmanlı şehri nüfus bakımından farklı büyüklükte olmuştur. Balkan şehirleri genellikle kendilerine yeten nüfus bakımından küçük yerleşmelerdir. Balkan şehirlerinin nüfusu 10.000 civarında iken yoğun bir dağılıma sahiptirler. Anadolu şehirleri daha büyük olup nüfus olarak 10.000-30.000 arasında nüfus barındırmaktadır. Osmanlı Devleti’nde şehirleşme nüfusun büyümesiyle orantılıdır. Osmanlı’nın hâkim olduğu Anadolu ve Rumeli’deki şehirlerin sayısı 59 iken 100 civarında kalenin mevcut olduğu bilinmektedir. Anadolu ve Balkanlar’daki bazı şehir merkezlerinin tarihî, kültürel ve coğrafi özellikleri birbirleriyle benzerlikler göstermektedir. İmaret, bedesten, kervansaray, cami gibi mimari yapılar arasında benzerlikler görülmektedir. Gelibolu’ya geçiş ile birlikte Rumeli topraklarında şehirleşme ön plana çıkmaya başlamıştır. Filibe, Eski Zağra, Tatar Pazarı, Sofya, Üsküp, Silistre gibi merkezler ve çevreleri Anadolu’dan gelen Türk göçmenlerinin ve kültürünün ağır bastığı şehirler hâline gelmiştir. Balkanlar’da pek çok yerleşim yeri klasik Osmanlı şehircilik anlayışı çerçevesinde imar faaliyetlerine açılmıştır. Bunun sonucunda çarşı ve mahallelere bölünmüş bir şekilde gelişme göstermeye ve Osmanlı şehri kimliği kazanmaya başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nde şehirleşme faaliyetleri açısında vakıflar çok büyük işleve sahip olmuşlardır. Vakıflar sayesinde Osmanlı Devleti’nde din, eğitim, sağlık, şehircilik, bayındırlık ve askerî alanda hizmetler verilmiştir. Osmanlı şehirleri vakıf eserler etrafında gelişmiştir. Vakıflar, şehrin sosyal merkezi olduğu için bünyesinde cami, medrese, mektep, kütüphane, hamam, türbe, çeşme, han, imaret ve hastane gibi kurumları barındırmıştır. Bu kurumlara bağlı hizmetler imaret sistemi ve külliye şeklindeki mekânlar aracılığıyla sağlanmıştır. İmaretler yeni oluşturulacak olan semtlerin çekirdeğini oluşturur ve yeni kurulacak şehirlerin gelişmesine katkı sağlardı. Orhan Bey, başta İznik ve Bursa olmak üzere beyliğin birçok yerinde vakıf eserler tesis ettirmiştir. Mimari alanda insanların ihtiyaç duyduğu imaret, medrese, hamam, kervansaraylardan oluşan külliyeler inşa ettirilmiştir. Osmanlı idaresinde köylerin şehirlere dönüşümü önemli bir alan oluşturur. Köyler, ahalinin toprağa dayalı olarak ziraatle uğraşılan iskân birimleri olarak görülmüştür. Bir köyün zamanla şehre dönüşmesinde coğrafi ve stratejik konumu ile dönemin içinde bulunduğu siyasi şartların rolü bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin mimari anlayışı içerisinde vakıflar tarafından imar faaliyetlerine öncelik verilen yapılar yer almaktadır. Bunların içerisinde medreseler, camiler, köprüler, imaretler, hamamlar vb. birçok hayır kurumu yer almaktadır. Bu kurumların inşasından işletilmesine kadar her türlü ihtiyaçları vakıflar aracılığıyla karşılanmıştır. Mimari eserler, fethedilen toprakların İslamlaşmasını sağladığı gibi ihtiyaçların karşılanmasını da sağlamıştır.

Bir Cevap Yazın