Etiket arşivi: araplar ve türkler

Arap-İslam Medeniyetinin Avrupa’ya Etkisi

İslamiyet; Mısır, Sasani, Türk, Yunan, Hint gibi medeniyetlerin yaşadığı alanlar üzerinde yayılmıştır. Müslümanlar bu medeniyetlerin bilginlerini tanımışlar, eserlerini tercüme etmişler, sosyal kurumlarını incelemişlerdir. Müslümanlar; inançlarını, düşüncelerini, keşiflerini, tespitlerini bu birikime ekleyerek onu kendi kültür potasında eriterek ve ona İslam medeniyeti denilen yeni bir kimlik ortaya koymuştur. İslam medeniyetinde gelişen bilim ve bilim anlayışı, sadece İslam dünyasını değil bütün insanlığı aydınlatmıştır. Avrupa’nın İslam medeniyetinden etkilenmesi Haçlı Seferleri, Akdeniz ticaretinin gelişmesi, İslam fetihleri, İspanya’da kurulan medreseler, tercüme faaliyetleri gibi gelişmeler sayesinde olmuştur. İslam dünyasındaki bilimsel gelişmelerden etkilenen Avrupa’da, IX ve X. yüzyıllardan itibaren bilim adamları yetişmeye başlamıştır. Aynı yüzyıllarda Müslüman bilginlerin eserleri, başta Avrupa’nın bilim dili olan Latince olmak üzere İbranice ve zaman zaman da yerel dillere çevrilmiştir. Bu çalışmalar Avrupa’da, Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasına zemin hazırlamıştır. İslam medeniyetinin Batı’ya etkisi, aralıksız olarak XVIII. yüzyıla kadar devam etmiştir. Batı’nın bugünkü bilimsel ve teknolojik ilerlemesinde İslam bilimi ve düşüncesinin etkisi vardır. İmam Gazali, İbn-i Rüşd, İbn-i Sina, Farabi, Kindî, Birûnî, Tûsî, El-Cezeri gibi âlimler, çağdaş Batı medeniyetini etkilemiş ve isimleri günümüze kadar gelmiştir.

Arapları Bedavaya Yönetmek

Sürre Alayı ve Arapları Bedavaya Yönetmek

Suriye’yi, Irak’ı, Filistin’i, Mekke ve Medine’yi almakla, Arapları yüzyıllarca yönetmekle övünüyoruz. Ancak bir de madalyonun öbür tarafına baktığımızda Arap topraklarını ele geçirmemiz Türklere ne kadar yarar sağladı? O toprakları almamızla birlikte Türkler kendi benliğinden daha çok uzaklaştı. Araplara özenildi. Arapların geri kalmış kültürü Türklerin üzerine yapıştı. Yetmedi, bir de üstüne Surre Alayı diye bir şey çıkardık. “İçine altın ve para gibi kıymetli eşyaların konulduğu kese” anlamına gelen surre kelimesi terim olarak her yıl hac döneminden önce genellikle Mekke ve Medine halkına dağıtılmak için yollanan para, altın ve diğer eşyaları ifade eder. Türkler Mekke ve Medine’den vergi almazdı çünkü orada yaşayan Arapların Peygamber Muhammed’in soyundan geldiğine inanılır ve üstün insan olarak görülürdü. Vergi alınmadığı gibi her yıl bolca hediyeler gönderilirdi. Surre Alayı İstanbul’dan yola çıkar, Mekke ve Medine’ye gelene kadar çöldeki Bedevi Araplara da alaya saldırmasın diye rüşvet verilirdi. Eşkiyalık yapan Arapların saldırılarından korunmak için o bolgelere ufak kaleler yapılmıştır. Saçmalığa bakar mısınız? Araplara bedava hediye gönderiyorsunuz bir de eşkiyalık yapan Araplardan korunmak için onlara rüşvet verip ayrıca kaleler yapıyorsunuz.

Anadolu Türklerinin alın teriyle Araplara peşkeş çekildi. Sonuç? Hiç bir işe yaramadı. Türkler asırlarca Araplara bedava bekçilik yaptı, İslamı ve Arapları korudu. Yetmedi kendi de Araplaştı. Ancak sonuç olarak Araplar isyan etti. Türkler Araplardan hiç bir fayda görmedi. Petrol bulundu, İngilizler ve Araplar ittifak kurdu. Bugün körfez ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri. Arabistan’da Müslümanlar altın kaplama musluklardan abdest alıyor, lokantalarda yedikleri etlerin üstüne altı tozu serpiştiriliyor. Türkler ise perişan bir halde yaşıyor. 3 kuruşa muhtaç. Alım gücü yerlerde. Bu yanlış siyaset ise hâlâ devam ediyor. Güçlü olmak ve halkını refaha kavuşturmak istiyorsanız kimseye acımayacaksınız. Ümmetçilik ve İslamcılık propagandası Türklere fayda sağlamaz, aksine zarar sağlar. Tarihte bunun örneğini görmüş bulunmaktayız. Türkler artık realist bir politika ile Emperyalist düşünce ile hareket etmelidir. Ya sömüren ve ezen olacaksın ya da sömürülen ve ezilen. Bunun ortası yok.

Arapların Acımasızca Türkleri Katletmesi!

Arapları aldatarak Türkler aleyhine kışkırtıp isyana sevkeden İngiliz casusu Lavrence, yanına çektiği Araplarla birlikte Şam’da Türkleri katlettikten sonra: “Evet onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım; tiksindim bu vahşetten” diyerek itirafta bulunmuştur. Araplar, esir Türklere bile acımadan öldürmüştür. Ayrıca Hicaz-Yemen Cephesi’nde 1918 yılında esir düşen 16. Tümenin 48. Alayındaki Osmanlı askerlerine karşı Seydibeşir Kampı’nda İngilizler tarafından içine bol miktarda krizol maddesi eklenmiş su dolu kazanlara mikrop kırma bahanesiyle sokulan 15.000 Türk askeri kör edilmiştir

Gerçek Bir Osmanlı Nasıl Görünür?

Biz Osmanlıyız veya Osmanlı Torunuyuz diye ortalıkta dolaşan, eline tespih alıp kafasına sarık takan insanlar çok var. Şalvar giymeyi, Arapça konuşmayı Osmanlılık olarak gören bu zihniyet acaba gerçekten Osmanlıları temsil ediyor mu? Turkcemalumatlar olarak cevap verelim. Hayır, etmiyorlar. Bunlar Osmanlıyı temsil etmiyorlar. Bir kişi kafasına sarık takarak, altına şalvar giyerek ve Arapça konuşarak Osmanlıyı temsil edemez. Öncelikle şu yanlışı bir düzeltmek lazım, Türkiye’de çoğu insan Osmanlıları Arapça konuşuyor zannediyor. Böyle bir şey yok arkadaşlar. Osmanlı’nın resmi dili Türkçedir. Evet yanlış okumadınız. Türkçedir.

Osmanlı Anayasasında Aynen Şöyle Yazar;

23 Aralık 1876’da ilan edilen Osmanlı İmparatorluğu ilk anayasası olan Kanun-i Esasi’nin 18. maddesinde devletin resmî dilinin “Türkçe” olduğu belirtilmiş ve Türkçe bilmeyenlerin devlet memuriyetine alınmayacağı ifade edilmiştir: “

Madde 18 – Tebaa-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.

Ayrıca Fatih Kanunnamesinde de Devlet Memurlarının Türkçe bilmesi şart koşulmuştur. Türkçe öğrenemeyenler de devlet işlerinde görev yapamamıştır. Osmanlılar Arap alfabesi kullandığı için ve Divan Şairleri Arapça, Farsça sözcükler çok kullandığından dolayı Osmanlı’yı Arapça konuşuyor zannedenler büyük bir yanılgı içindeler. Şu an nasıl ki Latin alfabesi ile yazınca Latince konuşmuyorsak o zaman da Arap alfabesi ile yazınca Arapça konuşmuyorduk. Ayrıca dikkatinizi çekerim, Anayasa’da bile Osmanlıca yazmıyor, Türkçe yazıyor.

Şimdi Osmanlıcıyız diyerek Arapça konuşmayı meziyet görenler buna ne diyecekler? Ayrıca II. Abdülhamid’e bazı paşalar, Arapla ayaklanmasın diye devletin Resmi dili Arapça olsun diye başvuruda bulunduğu fakat Abdülhamid’in bunu kabul etmediği de bilinmektedir.

Kılık, Kıyafet meselesine gelirsek. II. Mahmud, 1829 yılında gerçekleştirdiği kılık kıyafet inkılabı ile artık devlet memurlarının şalvar, sarık giymesini yasaklamıştır. Yani bir Osmanlı memuru, eğer din görevlisi değilse sarık ve şalvar giyemezdi. Gerçi din görevlileri de genellikle pantolon ve ceket giymiştir.

Osmanlıcıların öve öve bitiremediği ikinci Abdülhamid Sarık takmamış ve şalvar giymemiştir. Sıradan vatandaşlar bile sarık ve şalvarla devlet dairelerine kolay kolay giremezdi.

Osmanlıcıyız diyenler Osmanlıyı iyi okusun. Tarihi iyi öğrensin. Ayrıca Osmanlı Padişahları defalarca Türk kökenli olduğunu, devletin de bir Türk devleti olduğunu belirtmiştir. Osmanlı Tarihçilerinin yazdığı kitaplarda da Osmanlı’dan sık sık Türk diye bahsedilir. Osmanlı hatasıyla, sevabıyla Türktür. Arapçılar, Arap hayranları kendilerine Osmanlıyı kalkan etmesinler.

Gerçek bir Osmanlı zeki, kültürlü bir beyfendi, hanımefendidir. Bir kaç tane dil bilir, şık giyinir, çağın şartlarını iyi değerlendirir, büyük bir dünya görüşü vardır. Gerçek bir Osmanlı olmak için de en başta Türklüğe, Türklere saygı göstermek gerekmektedir. İyi bir Osmanlı Türkçeyi de çok iyi konuşur.

El Cahiz Türkler Hakkında Ne Dedi?

Evrim Teorisinin İslam Dünyasındaki Temsilcilerinden biri olan Afro-Arap Asıllı Yazar El Cahiz’in Türkler hakkında düşünceleri;

Hücum anında Türklerden bin süvari, bin düşman atlısına ok atsa onların hepsini yere sererler. Bu türlü hücuma hiçbir ordu dayanamaz. Türk, vahşi hayvana, kuşa, insana , avının üzerine pike yapan kuşlara ok atar. O, hayvanını hızla sürdüğü halde, önce arkaya, sağa ve sola , yukarıya ve aşağıya ok atar. Bir dağdan inerken veya bir çukur vadinin içine girerken atını haricinin düz yerinde sürdüğünden daha hızlı sürür. Türk’ün ikisi yüzünde, ikisi kafasının arkasında olmak üzere dört gözü vardır. Türk hücum ettiği zaman şahsı, silahı, hayvanı, hayvanın takımları ile ilgili her şeyi yanında bulundurur. Hızlı yürüyüşe , devamlı yolculuğa, uzun gece yürüyüşlerine ve memleketler kat etmeye gelince, bu hususta o cidden başarılıdır. Atını kendisi yetiştirir, tay iken kendisi yetiştirir atının adını söylerse atı onu takip eder, koşarsa atı arkasından koşar. Türk’ün ömrünün günlerini toplasan atı üzerinde geçen günlerinin daha çok olduğunu görürsün. Altındaki hayvanı dinlendirmek isterse inmeden diğerine biner. Türk hem çoban, hem siyasi, hem cambaz, hem baytar hem de süvaridir. Hülasa, bir Türk başlı başına bir millettir.

Kaynak: El Cahiz, Hilafet Ordusunun Menkıbeleri Ve Türklerin Faziletleri

Arap Kesen Ebu Muzahim (Sulu Kağan)

Araplar İslam’ı yaymak için Türkistan Coğrafyasına akınlar ettiğinde Türkler dağınık halde, başsız bir şekilde yaşıyordu. Büyük Arap İstilası karşısında Türkler bir bir dökülüyordu. Bazı Türkler ise örgütlenerek bu istilaya karşı çıktı. Bunların başında Türgişler geliyordu. Oğuz Türklerinin atalarının kurduğu Türkeş (Türgeş/Türgiş) Kağanlığı, Emevi ordusunu Maveraünnehir’de 3 gün susuz bırakıp kılıçtan geçirmiştir. Bazı Araplar bugünü Yevmil Atash (Susuzluk Günü) olarak anmaktadır ve tarih kitaplarında Türkeş Kağanı Sulu Kağan’a Ebu Muzahim (Zahmet Veren) denmektedir. Sulu Kağan vefat ettiğinde ise Türkler için tekrar sıkıntılar başlar ve bir süre sonra Türklerin bazıları zorla bazıları ise kendi istekleri ile Müslüman olur…

Acaba Sulu Kağan günümüz de Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyeli Arap’ı görse ne düşünürdü?

Not: Sulu Kağan’ın adının Arapları susuz bırakması ile alakası yoktur.

Kendi Yaşım Kadar Ellerimle Boğarak Türk Öldürdüm!

Nikos Sampson Kimdir? Doğum Tarihi: 16 Aralık 1935 -Ölüm Tarihi: Mayıs 2001.

Nikos Sampson EOKA-B isimli örgütün Yunan Asıllı Lideridir. Karpaz’ın Vasili (Gelincik) köyünde doğan Nikos Sampson, yaptığı katliamlar ile tanınır. Kıbrıs’da eline Türk bayrağı alarak Türkleri kurtarmaya geldim diyerek Türk kökenli insanların kim olduğunu öğrenen Nikos Sampson, şimdi size yardımın nasıl olacağını göstereceğim diyerek Türkleri öldürmeye başlar. Türk bayrağını gören çaresiz Türkler de onun gerçekten Türklere yardım ettiğini zannedip evinin kapılarını açar ama sonra hepsi katledilir. Yaptığı katliamlardan zevk duyan Nikos Sampson, İngiliz gazeteciye verdiği röportajda, yaşım kadar elimle boğarak Türk öldürdüm diyerek gurur duyduğunu dile getirir. Bir süre sonra Yunanistan tarafından milli kahraman ilan edilir ve ödüllendirilir. Türkleri katletmesi için kendisine para yardımı yapılır. En nihayetinde ise Kıbrıs’a Türkiye askeri müdahale yapar ve Yunanistan ile Rum Kesiminin Hayalleri suya düşer. Günümüzde ise mankurtlaştırma stratejisi ile hareket eden batılılar, oradaki Türklerin aklını çelmiştir ve Kıbrıslı Türkler Türkiye’yi adada istememekte hatta Türklüğü kabul etmeyenler bile vardır. İbretlik bir olay. Celladına aşık olan mankurt Kıbrıs Türkleri… Türk Türklüğünü bilmese bile düşman her zaman Türkün Türk olduğunu bilir. Kıbrıslı Türkler sanıyor ki Türkiye’de adadan çekilince her şey çok güzel olacak. Öyle bir şey hiçbir zaman olmayacak. Yunanistan’ın ve Rum kesiminin eline fırsat geçince tüm Türklere imha planı uygulayacaklar. Bu tarihte sabittir.

Türk Diline ve Kültürüne Verilen Zarar

Orhon ve Yenisey (Yeniçay) anıtlarından evvelki devirleri bilmiyoruz, bu anıtlarından o çağlarda Türk Dilinin oldukça gelişmiş, olgun bir durum almış bulunduğunu öğreniyoruz; Türk Dili kendi yapısı içerisinde kendi kökünden aldığı hızla yürümekte iken Hintten gelen uysal ve uslu Buda Dini Türk kültürü ve Türk Dili için korku doğurmaya başlamıştı. Bu dine karşı” Buda Dini bize yaramaz, bizim yasayışımıza, bizim göreneklerimize uygun değildir; bu din bizi uyuşturur” diye Buda tapıncaklarını yıktıran Türk Büyükleri çıkmıştı. Bu yüzden Budalık Türklüğe çok ziyan vermemişti. Savuşturulmuş gibi görünen fırtınadan sonra Batıdan daha sert ve daha yıkıcı yeni bir fırtına gelmiştir. Arap fırtınası. Bu kasırga pek ezici ve öldürücü oldu. İslâm tarihçilerinin anlattıklarına göre “Türklerin tapıncakları yıkıldı. Bilginleri öldürüldü. Kitapları yakıldı. Herkes Arap gibi konuşmaya, Arap gibi düşünmeye zorlanıyordu. Artık Türk Dili karışıyordu, bozuluyordu. Birçok Türk Hükûmetlerinde bilgi dili Arapça, Hükûmet dili Farsça idi. Karamanoğlu Mehmet Bey “Türk Dili Ölüyor” diye bağırdı, Hükûmettten Farsçayı attı. Yerine Türkçeyi koydu. Az sonra Doğuda da Türkçecilik hareketleri başladı.

(Türkçecilik Hareketleri ve Sonsöz, Divanü Lûgat-it Türk sayfa XXXIV. Besim Atalay TDK, [+] Uyguristanda nasıl bir insan kırımı yapıldığını, tapıncakların yıkıldığını Kaşgarlı kitabında anlatmaktadır.)

Tuğrul Beğ’den Abbasi Halifesine Uyarı!

Süryani tarihçisi Ebü’l-Ferec İbnü’I-İbri, Türk Kağanı Tuğrul Bey’in 1043’te Arap kökenli Abbasi halifesine gönderdiği bir mektupta: hür insanların evladı olduğunu, soyunun Hunlar’ın hakan ailesinden geldiğini, bu sebeple kendisine yapılacak hizmetlerin daha üstün olması lazım geldiğini belirttiğini kaydeder.