Mükellef Hakları: Temel Kaynaklar

Mükellef Hakları: Temel Kaynaklar

Mükellef haklarını düzenleyen temel kaynaklar; anayasa, kanun ve uluslararası anlaşma veya sözleşmelerdir. Anayasa; devletin temel yapısını, örgütlenmesini ve işleyişini düzenleyen kuralları göstermekle birlikte aynı zamanda ekonomik ve toplumsal alanda siyasal iktidarlara yön veren ilkeleri belirlemekte, bireylere sağlanan temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaktadır. Anayasalar, özgürlükleri tanımak ve korumak için ideal bir araçtır. Mükellef hakları da tüm vatandaşların temel haklarını güvence altına alan anayasal ilkeler ve düzenlemelerle korunur. Anayasalarda düzenlenen kanun önünde eşitlik, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, seyahat ve haberleşme özgürlüğü, hak arama özgürlüğü ile başvurma hakkı ve ilgili hükümler, aynı zamanda vergileme sürecinde mükelleflerle ilgili yapılacak işlemlerde de belirleyici, yönlendirici ve kısıtlayıcı olmaktadır. Anayasalarda mükellef haklarıyla ilgili doğrudan düzenlemeler olmasa da anayasal hükümler mükellef haklarının da temel dayanağını oluşturmaktadır.

Türk anayasalarında da mükellef haklarını ilgilendiren düzenlemeler bulunmaktadır. 1982 Anayasası’nda vergi ile ilgili düzenleme, “Vergi Ödevi” başlığı altında 73. maddede yapılmıştır. Bu maddede anayasal vergileme ilkeleri olan vergilendirmede kanunilik ilkesi, vergilendirmede genellik ilkesi, vergilendirmede karşılıklılık ilkesi, vergilendirmede mali güç ilkesi, vergilendirmede eşitlik ilkesi ve vergilendirmede adalet ilkesi düzenlenerek, mükelleflerin vergilendirilmesi sırasında uyulması gereken kurallar güvence altına alınmıştır. Bunun yanında mükellef hakları alanına yansımaları olan hukuk devleti (md. 2), kanun önünde eşitlik (md. 10), ölçülülük (md. 13), özel hayatın gizliliği (md. 20), mülkiyet hakkı (md. 35), hak arama hürriyeti (md. 36), dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı (md. 74) ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkına (md. 148) yönelik hükümler düzenlenmiştir. Böylece, mükellef hakları konusunda esas itibariyle anayasada ayrı bir madde yer almamasına rağmen, ciddi bir koruma sağlanmaktadır. Kanun; yazılı, genel, sürekli ve soyut hukuk kuralları olup, anayasadan sonra vergi hukukunun en önemli, zorunlu ve bağlayıcı kaynağıdır. Bu nedenle mükellef hakları açısından esas kaynak kanunlardır. Birçok ülkede mükellef hakları ile ilgili düzenlemeler vergi kanunlarında ayrı bir bölüm olarak yer almaktadır.

Ayrıca vergi usulünün özel usul kanunları ile düzenlenmediği ülkelerde genel idari usul kanunları da vergi mükelleflerine koruma sağlamaktadır. Örneğin, ABD’de “Haklar Beyannamesi” ve “Bilgi Alma Kanunu”, Avustralya’da “Kamu Hizmetleri Kanunu”, “Ombudsman Kanunu”, “Özel Hayatın Gizliliği Kanunu” gibi kanunlarla da vergi mükelleflerine haklar tanınmıştır. Türk vergi hukukunda da Vergi Usul Kanunu’nun çeşitli maddelerinde mükellefin yararlanabileceği haklar dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda mükellef hakları ile ilgili düzenlemeler mevcuttur. Son dönemde “mükellef hakları ve vergiye gönüllü uyum”u tespit etmek amacıyla yapılan bir anket çalışmasına katılan mükelleflerin sadece %32,1 mükellef haklarının yasalarda yeterince düzenlenmiş olduğunu düşünmektedir. Ankete katılan mükelleflerin % 95,4’ü ise basit ve anlaşılır vergi mevzuatında mükellef haklarının daha iyi anlaşılabileceğini vurgulamışlardır.

Uluslararası Anlaşma veya Sözleşmeler; Mükellef hakları ile ilgili düzenlemelere; uluslararası insan hakları sözleşmeleri, uluslararası ekonomik bütünleşme anlaşmaları ve uluslararası çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarında da rastlanmaktadır. Temel hakların ve buna bağlı olarak mükellef haklarının kaynakları olan ulusüstü metinler üç farklı düzeyde koruma sağlamaktadırlar. Birinci düzey koruma, daha çok moral değeri bulunan ve hukuki bağlayıcılıktan çok uluslararası zorlayıcı gücü psikolojik çerçevede kalan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi gibi uluslararası belgelerle sağlanır. Bu belgeler birçok uluslararası sözleşmenin temelini oluşturmuştur. İkinci düzey koruma, uluslararası anlaşma, sözleşme, pakt ve protokoller ile sağlanır. Bunlar hukuki bağlayıcılığı bulunan ve hükümlerinin uygulamaya geçirilmesi amacıyla kurumsal ve kendine özgü denetim mekanizmaları öngören metinlerdir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Üçüncü düzey koruma ise yargısal güvence mekanizması içeren sözleşmelerle sağlanmaktadır. Buna göre bir anlaşmaya ve onun oluşturduğu kurumlarca alınan kararlara saygıyı denetlemek ve ayrıca bunların ihlalini yaptırıma tabi tutmak amacıyla ulusüstü bir yargı organının kurulduğu en üst düzey korumadır. Bu korumanın en önemlisi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’dir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s