Türk Bilim Adamı: Ali Kuşçu

Orta Asya Türklüğünün müspet ilimlerdeki son merkezi Semerkand olmuştur. 15. yüzyıldan önce doğudaki ilim müesseseleri Anadolu’ya nazaran daha üstün bir durumda bulunmaktaydı. İstanbul, ilim dünyasında önemli bir yer hâline gelmek için namzed durumundaydı. Türk-İslam âlimleri eski Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Roma’nın ortaya koyduğu bilgileri geliştirerek 8-16. yüzyıllar arasında Bağdat, Şam, Kahire, Semerkand, Buhara, İstanbul gibi önemli merkezlerde doruk noktasına taşımışlardır. Osmanlı dünyasında ilim alanındaki gelişmeler dışarıya gidip ihtisas yaptıktan sonra geri gelenler veya muhtelif sebeplerle Osmanlı ülkesine hicret eden âlimler sayesinde yükselmeye başlamıştır. Bu âlimler arasında Ali Kuşçu önemli bir yere sahiptir.

Ali Kuşçu, Uluğ Bey’den habersiz Kirman’a gider. Burada mahallî ulemanın derslerine devam eder. Ali Kuşçu’nun Kirman’a gidişi şer’î ilimlerdeki bilgisini artırmak amacıyla olsa gerektir. Ali Kuşçu, kelam sahasında önemli eserler vermiştir. Ali Kuşçu, Kirman’da iken kendisinden haber alınmaz ve endişe uyandırır. Kirman’da geçirdiği süreyi yeterli gören Ali Kuşçu, Semerkand’a dönerek hocası Uluğ Bey’in huzuruna çıkar. Ali Kuşçu, Uluğ Bey tarafından 1420’de Semerkand’da kurulan Semerkant Rasathanesi’nin müdürlüğünü yapmıştır. Rasathanenin müdürlüklerini Gıyâsüddin Cemşid, Kadızâde-i Rûmî ve Ali Kuşçu yapmışlardır. Her üç astronom da Zîc-i Uluğ Bey’in hazırlanmasına yardım etmişlerse de eserin ortaya çıkarılması Ali Kuşçu’nun müdürlüğü döneminde ve onun çalışmaları sonucunda tamamlanmıştır. Ali Kuşçu, doğuda müspet ilimlerin çökmeye başladığı bir dönemde Uluğ Bey’in yanında yetişmiş, onun ölümünden sonra Tebriz’e ardından da İstanbul’a gelerek yerleşmiştir. Ali Kuşçu, İstanbul’da müspet ilimlerin canlanmasına öncülük etmiştir. Ayasofya Medresesi’nde dersler vermiş, Osmanlı uleması arasında saygın bir yer edinmiştir.

Bir Cevap Yazın