Marie Curie’nin Kahramanlık Dönemi!

Kahramanlık Dönemi

Kahramanlık Dönemi” 1891 yılının sonbaharıda Paris’e geldiğinde Marie, elde ettiği özgürlüğün baştan çıkarıcı etkilerine kolayca kaptırabilirdi. Daha önce de evinden uzakta yaşamıştı ama küçük Szczuki käyü, Fransa’nın başkenti Paris’in özendirici yanlarından hiçbirine sahip degildi. Yapımı henüz tamamlanmış olan Eyfel Kulesi, yeni elektrikli sokak lambalari ve sayıları az olan ancak görenlerde hayranlık unyandıran otomobilleri ile bu kent Marie için sanki yepyeni bir dünya gibiydi. Her şeyden önemlisi Marie ilk kez dilediği kitabı okuyabiliyor ve kendisini gizlice dinleyen birinin oldugu kaygısı olmadan istediği dilde konuşabiliyordu.

Marie isteseydi, günlerini sabahtan akşama kadar Paris’in müzelerini gezerek, gecelerini ise tiyatrolarda ve konser salonlarında geçirebilirdi. Marie kendini, Paris’te-yaşayan Polonyalı sürgünler topluluğunun etkinliklerine de kaptırabilirdi. Nitekim birkaç ay boyunca bu isteğini engellemekte çok zorlandı. Ablası ve eniştesi, Polonyalı surgunler topluluğuyla çok yakından ilgiliydi ve eniştesi her toplantiya katılmasi konusunda Marie’ye israr ediyordu. O sıralar kültürlü insanların bir araya gelerek yurtseverliği betimleyen tablolar oluşturması çok modaydı. Herkes tablonun konusuna göre kostümler giyer ve küçük bir sahne üzerinde ya da bir oturma odasında, sessiz ve hareketsiz bir şekilde “poz” verirdi.

Bir seferinde Marie, üzerinde kirmizi bir tunik ve omuzlarına dökülen dalgalı kumral saçlari ile, “Bağlarını Koparan Polonya”yı betimlemişti. Babasının onaylayacağını düşünerek, o geceyi ve üstlendigi rolü babasına yazdığı bir mektupta anlattı; oysa babası, bu tür davranışların ileride Polonya’daki meslek hayatına ya da oradaki akrabalarının yaşamlarına yapabilecegi olumsuz etkiler konusunda Marie’yi uyardi. “Konser, balo ve benzeri olaylar bazı gazete muhabirleri tarafından, isim de belirtilerek anlatılır. Bir gün gazetede senin adını görmek benim için çok üzücü olur. Daha önceki mektuplarımda senden, baika insanlarla çok fazla bir arada olmamanı istememin nedeni de buydu.” Babasının hoşnutsuzluğu bir yana, Marie’yi ilerlemesi gereken yolda tutan asıl neden, amacına ulaşma dürtüsu oldu. Polonya’nın özgürlügü için taşıdığı sorumluluk hiç azalmamıştı ama Paris’te bulunma amacının da bilincindeydi; öğrenimini mümkün olan en iyi gekilde tamamlamalıydı.

Bir Cevap Yazın