Etiket arşivi: vergi nedir

Genel Vergi Hukuku Sözlüğü

Genel Vergi Hukuku Sözlüğü

Atıf: Yöneltme; ilişkili bulma; gönderme.

Bağlı Yetki: İdarenin belli bir kurala göre hareket etmek zorunda olması, hukukun belli bir davranışı onun iradesine bırakmaksızın emretmesi

Cebir: Bir kimseyi zorlama; isteği ve iradesi dışında bir işi yapmaya zorlama; zor kullanma.

Cebri İcra: Borcunu ödemeyen kimsenin bu borcu ödemesi için zorlanması, el konulan malının icra yoluyla satılması ve elde edilen parayla borcun ödenmesi.

Def’i: Taraflardan birinin, özellikle davalının kendisine karşı açılan davada edadan kurtulmak için başvurduğu her türlü vasıta.

Fiil Ehliyeti: Bir kişinin bizzat kendi fiil ve işlemleriyle kendi lehine haklar, aleyhine borçlar yaratabilme iktidarı.

GG aybubet: Bulunmayış, yokluk.

Gayrı Sahih: Nesep ve çocuk söz konusu olduğunda, evlilik dışı doğan gayri meşru çocuk.

Genel Af: Suçun kovuşturulmasını ve verilmiş olan cezayı bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran af.

Görevli Mahkeme: Davanın konusu itibariyle bir davaya bakmaya yetkili mahkeme.

Hak Ehliyeti: Hak sahibi olabilme yeteneği.

Harcamalara Katılma Payı: Belediye gelirleri yasasının 3. kısmında Harcamalara katılma payları başlığı altında; yol, kanalizasyon ve su tesisleri harcamalarına katılma payı olarak düzenlenen kamu geliri türü.

Hısımlık: Hısım olma durumu, Evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimseler.

Islah: Düzeltme; davada tarafça yapılan işlemler üzerinde düzeltme yapılması.

İçtima: Birden fazla suçun tek failde toplanması durumu.

İfşa: Herhangi gizli bir şeyi, açığa çıkarma, yayma.

İhtirazı Kayıt: Bir kısım hakların kullanılması için konulan kayıt; ön şart, çekince kaydı.

İkametgâh: Bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yer.

İktisap: Kazanma, edinme, edinim.

İlk Derece Mahkemesi: Davaların ilk görüldüğü ve çözümlendiği mahkemeler; olay yeri mahkemesi.

İntikal: Miras olarak babadan çocuğuna kalma.

İrade Serbestisi: Hukuk düzeni içinde bireylerin istedikleri biçimde hukuki ilişkiler kurmak, değiştirmek ve ortadan kaldırmak hak ve özgürlüğü.

İrat: Sürekli gelir.

İvedi: Acele

Kanun Yolu: Bir davanın taraflarının, dava sonucunda verilen ve yanlış olduğunu düşündükleri kararın değiştirilmesi veya düzeltilmesi için, bir üst mahkemeye başvurmalarıdır.

Karine: İpucu; bilinmeyenden bilinene doğru götüren.

Mahsup: Hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş.

Mansup Mirasçı: Atanmış mirasçı; ölüme bağlı bir tasarruf ile mirasçı olarak atanan kişi.

Matrah: Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.

Muaccel: Ödenmesi gereken hale gelmiş, talep edilebilir.

Mükerrer: Tekrarlanmış.

Mülkiyeti Muhafaza Kaydı: Başkasına devrettiği bir taşınır malın mülkiyetinin, satış bedeli tamamn ödeninceye kadar mülkiyeti devreden kişinin üzerinde kalmaya devam etmesini sağlamak amacıyla yapılan sözleşme, sözleşmeye konulan hüküm.

Nesep: Ana baba ile çocuklar arasındaki hukuki bağ.

Nesebi Sahih: Kanuna uygun bir evlenme sonunda doğan çocuk.

Normlar Hiyerarşisi: Hukuk normlarının derece ve kuvvetini belirleyen ve bir hukuk düzeninde var olan normların çokluğunu ifade eden düzen.

Özelge: Vergi Usul Kanunu gereğince mükelleflerin vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından karmaşık ve tereddüde yol açan hususlarda başvurarak Maliye Bakanlığından ya da bakanlığın bu konuda yetkili kıldığı makamlardan aldıkları yazılı yanıtlar; mukteza.

Özerk: Bir üst organa bağlı olmakla beraber ayrı bir yasayla kendini yönetme yetkisi olan.

Rücu Etmek: Geri dönme; bir verginin sorumlusu tarafından ödenmesinden sonra, asıl mükellefinden istenmesi.

Rüşt: Ergin; rüşt yaşını doldurmuş.

Tabiiyet: Uyrukluk.

Teferruğ Etme: Tapulu bir taşınmazın tapu kaydının biri üzerinden bir başkası üzerine geçirilmesi, tapu ferağı verme.

Tekemmül Etmek: Tamamlanma, olgunlaşmak, yetkinleşmek.

Tekerrür: Bir kimsenin bir suçu işleyip hakkında hüküm verdikten sonra yeni bir suç işlemesi durumu; tekrarlama, tekrar etme.

Tereke: Miras bırakanın mirasçılarına kalan malvarlığı.

Terettüp: Gerekme, icap etme; ait olma. Tevkil: Vekil etme; vekil olma; vekalet.

Uzlaşma: Vergi uyuşmazlıklarının yargı yoluna gidilmesine gerek kalmaksızın, vergi yönetimi ile mükellef arasında müzakere edilerek çözümlenmesine olanak sağlayan, ödenecek vergi ve ceza miktarında anlaşmaya varılması halinde her iki taraf açısından bağlayıcı olan idari bir yol.

Vade: Belirlenen süre, borcun ödeme zamanı, ifa zamanı.

Vergi Tevkifatı: Vergi Konusunun hak sahibine intikalinden önce verginin hesaplanarak kaynağında kesilmesi, stopaj.

Yetkili Mahkeme: Ülke çapında birden fazla kurulmuş mahkemelerden coğrafi açıdan bir davaya bakmaya yetkili mahkeme.

Zayi Etmek: Yitirmek, kaybetmek.

Zımni: Kapalı olarak yapılan veya söylenen; dolayısıyla anlatılan; kapalı; gizli.

Vergi Cezası Ve Ölüm

Genel Vergi Hukuku: Vergi Cezası Ve Ölüm

Ölüm, vergi cezalarını sona erdiren bir nedendir. Cezaların şahsiliği evrensel ilkesinin bir sonucu olarak ölüm ile birlikte cezalar son bulmaktadır. Ölümün gerçekleşmesi ile tahsil edilmemiş vergi cezaları sona ermektedir. Cezaların kesinleşip kesinleşmediğinin bir önemi yoktur. Ölüm ile vergi cezalarının sona erebilmesi için tahsil edilmemiş olması gereklidir. Suçun cezasını failine çektirme temel ilkesi gereği ölüm hâlinde miras bırakanın işlediği vergi suç ve kabahatlerinin cezaları düşmektedir. Bununla birlikte, ölenin vergi borçları mirası reddetmemiş yasal veya atanmış mirasçılarına geçmektedir. Yükümlünün ölümü, sadece vergi cezalarını etkileyen ve sona erdiren bir nedendir.

Bağlı Vergi Daireleri (Malmüdürlüğü)

Genel Vergi Hukuku: Bağlı Vergi Daireleri (Malmüdürlüğü)

Malmüdürlüğü, vezne ve muhasebe servisleri ile gereken yerlerde tahakkuk, tahsilat ve Hazine avukatlığı servislerinden oluşur. İş hacminin gerektirdiği malmüdürlüklerinde yeterli sayıda saymanlık müdür yardımcısı, defterdarlık uzmanı ile şef ve diğer personel çalıştırılabilir.

Malmüdürü, Bakanlığın ilçe teşkilatının amiri olup işlemlerin mevzuata uygun olarak yürütülmesini sağlar. Vezne ve muhasebe servislerinin dışındaki servislerin başında bulunan memurlar işlerin kanuna uygun olarak yürütülmesinden birinci derecede sorumludurlar (Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Kararname Numarası: 1, RG, T 10.07.2018 S 30474).

Genel Vergi Hukuku: Vergi Konseyi

Genel Vergi Hukuku: Vergi Konseyi

Bakanlığın vergi politikalarının oluşturulması ve uygulanması ile ilgili olarak görüş bildirmek ve bu konularda araştırma ve çalışmalar yapmak üzere kurulan bir danışma organıdır. Konsey, tarafsız bir yaklaşımla ve objektif esaslara göre görüş ve önerilerini oluşturan bir danışma organıdır. Uluslararası gelişmeleri ve ülke koşullarını gözetir. Katılımcılığa ve ortak akla dayanan uzlaşmayı esas alır. Değişimi ve yenilikleri önceden fark ederek, sonuç odaklı çalışma kültürünü benimser. Sistemin tüm paydaşlarının güvendiği saygın bir kurum olmayı hedefler (Vergi Konseyi Yönetmeliği, RG, T 22.03.2005, S 25763) .

Vergi konseyi, Hazine ve Maliye Bakanlığından görevlendirilen doğal üyeler yanında kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşundan seçilen üyelerden oluşur. Konsey, vergi ve diğer mali yükümlülüklerle ilgili konulardaki araştırma ve çalışmalarını, toplumun çeşitli kesimleri ve gelir politikalarını belirleyen kurumlarla paylaşmak, uluslararası gelişmelerin ışığında ekonomi ile uyumlu, adil, etkin, hukukun üstünlüğüne ve toplumsal uzlaşmaya dayalı çağdaş bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkı yapmak amacıyla görev ifa eder. Vergi konseyi, genel kurul, konsey başkanı, icra kurulu, sekretarya ve çalışma gurup ve komisyonlardan oluşur. Konsey üyelerine huzur hakkı ödenir.

Genel Vergi Hukuku: Temsilci Kullanma Hakkı

Genel Vergi Hukuku: Temsilci Kullanma Hakkı

Mükellefler, vergi idaresiyle olan ilişkilerinde bizzat kendileri başvuruda bulunma veya bir temsilci kullanma ve onun yardımını isteme hakkına sahiptirler. Bazı durumlarda mükelleflerin fiil ehliyetine sahip olmamaları veya tüzel kişi olmaları sebebiyle vergileme ile ilgili işlemleri kanuni temsilcileri aracılığıyla yürütürken, bazen mükellefler kendi iradeleriyle işlemleri gerçekleştirmek amacıyla temsilci kullanabilmektedirler.

Vergi kanunlarında kanuni temsil açısından özel düzenleme yapılmasına rağmen iradi temsil genel düzenlemelere bırakılmıştır. Bu nedenle vergi hukuku açısından gerçek veya tüzel kişi, iradesiyle bir başka kişiyi yetkilendirebilir. İradi temsilcinin gelir idaresine karşı temsil yetkisine sahip olduğunu ispat edilebilmesi açısından verilen yetkinin yazıya bağlı olması gerekir. Bundan dolayı, vergilerle ilgili yetki verilirken vekâletnamenin noterden yapılması ve vekile (temsilciye) vergi konularıyla ilgili özel yetki verildiğinin açıkça belirtilmesi gerekir. Vergi hukukunda iradi temsilci olarak genelde serbest muhasebeci mali müşavir veya avukat kullanılmaktadır. Temsilci, mükellefin vergiye ilişkin şekli ve maddi ödevlerini yerine getirebilir, vergi tebligatlarını alabilir, uzlaşma görüşmelerine katılabilir, vergi hatalarının düzeltilmesini talep edebilir, avukat ise mükellefin vekili olarak dava açabilir. Ayrıca, gelir idaresi mükelleften bir talepte bulunduğunda, mükellef bunları temsilcisi aracılıyla da verebilir. Eğer mükellef temsilcisine danışmak isterse bunun için kendisine uygun ve yeterli zaman tanınır ve vergi idaresiyle yapılan yüz yüze görüşmelerde yanında temsilcisini bulundurabilir. Ancak, mükellef yardım almayı veya kendisi adına temsilcisinin hareket etmesini seçse bile, vergi işlerinden yasal olarak kendisi sorumludur.

Mükellef Haklarının Haklar İçindeki Yeri

Genel Vergi Hukuku: Mükellef Haklarının Haklar İçindeki Yeri

Vergilendirme işlemi, devletle bireyler arasında bir işlem olduğundan bunun kanuni düzenlemesi olan vergi hukuku kamu hukukunun bir dalıdır. “Mükellef hakları” da bireylerin vergilendirme işlemiyle ilgili temel ilkelerden doğan veya devletten talep edebileceği haklardan oluştuğundan kamu hakları içinde yer alır. Mükellef haklarının insan hakları temelinden kaynaklı ve uluslararası alanda korunmasındaki esaslardan doğan yönünün negatif statü hakları olduğu görülmektedir. Mükellef haklarından, adil, eşit ve saygılı hizmet alma hakkı, başvuru hakkı, mükelleflere ilişkin bilgilerin gizliliği hakkı, özel hayatın gizliliği hakkı, belirlilik hakkı mükellefler için “koruyucu bir alan yaratan” ve bu bakımdan devletin herhangi bir tutumunu gerektirmeyen negatif statü haklarındandır. Diğer taraftan mükellef haklarından, bilgi alma hakkı, temsilci kullanma hakkı ile tarh ve tahsil sırasındaki haklar, idari yollar sırasındaki haklar, yargılama sırasındaki haklar ve denetim sırasındaki haklar ise mükellefler için devletten bir talepte bulunduklarında kullanabilecekleri ve bu bakımdan “isteme hakları” olarak da adlandırılan pozitif statü haklarındandır.

Yukarıdaki sınıflandırmada genellemelere gidilmekle birlikte mükellef hakları içinde yer alınan bazı hakların karma nitelikte olduğu görülür. Örneğin bilgi alma hakkı çerçevesinde kanunların yayımlanarak yürürlüğe girmesi mükellefler tarafından bir isteme davranışı yaratmaz iken mükelleflerin bilgi almak amacıyla özelge talebinde bulunmaları devletin pozitif bir davranışını gerektirir. Diğer taraftan yargılama sırasındaki haklardan mükelleflerin avukat bulundurma hakkı, mükellefler tarafından bir hizmet isteme sonucu devlet tarafından pozitif eylemi doğururken, adil yargılanma hakkının negatif statü haklarından olduğu bilinmektedir.

Vergi Sorumluluğu Kapsamına Girmeyen Durumlar

Vergi Sorumluluğu Kapsamına Girmeyen Durumlar

Vergi sorumlusunu vergi yükümlüsünden ayıran temel ölçüt vergiyi doğuran olayın şahsında gerçekleşmemiş olmasıdır. Bu ayırıcı ölçüte rağmen vergi yükümlülüğü ile vergi sorumluluğu sıkça karıştırılabilmektedir. Bu karışıklığın en sık yaşandığı durumlar ise şunlardır:

Yükümlünün Kendi Borcundan Sorumluluğu

Vergi sorumluluğuyla karıştırılan durumlardan biri yükümlünün kendi borcundan doğan sorumluluğudur. Vergi yükümlüsü elbette maddi ödevi olan kendi vergi borcunu ödemek ve/veya şekli ödevlerini yerine getirmekten sorumludur. Ancak bu sorumluluk, yükümlünün kendi şahsında gerçekleşen ödevleri ifayla sınırlıdır. Hatta, vergi yükümlüsünün maddi ve/veya şekli ödevlerini ifa konusunda bir başkası vergi sorumlusu yapılsa dahi, vergi yükümlüsü sıfatı sürecektir.

Yansıtılan Vergiler

Vergi sistemi içerisinde bazı vergilerin yasal yükümlüsü ile fiili yükümlüsü (taşıyıcısı) farklılaşabilmektedir. Bu tip vergilerde vergiyi doğuran olay yasal yükümlünün şahsında gerçekleşirken verginin asıl ödeyicisi fiili yükümlüdür. Vergi kanunları, fiili yükümlülüğe hukuki bir sonuç bağlamaz. Asıl olan, yasal yükümlünün şahsında gerçekleşen maddi veya şekli vergi ödevinin, yine yasal yükümlü tarafından yerine getirilmesidir. Dolayısıyla yansıtılan vergilerde, yasal yükümlülük, vergi sorumluluğuyla karıştırılmamalıdır. Bu tip vergilere örnek olarak katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi verilebilir. Öyleyse katma değer vergisi bakımından mal veya hizmeti satan yasal yükümlüyken mal veya hizmeti alan fiili yükümlüdür ve bu ilişkide kural olarak vergi sorumlusu bulunmamaktadır. Yine, banka ve sigorta muameleleri vergisinde bankacılık hizmeti veren yasal yükümlü, bu hizmeti alan fiili yükümlüdür, söz konusu ilişkide de vergi sorumlusu yoktur.

Birden Çok Kişinin Aynı Vergi Borcundan Sorumluluğu

Bazı durumlarda birden çok kişinin vergi borcundan kendi payları oranında sorumlu olmaları, vergi sorumluluğuyla karıştırılmaktadır. Örneğin, bir taşınmaza elbirliği hâlinde malik olan kişilerin her biri kendi hissesi oranında o taşınmazın emlak vergisi borcunu ödemek durumundadır. Elbirliği mülkiyetinin olduğu bu durumda her bir malikin kendi hisse payı oranındaki vergi borcu kendi şahsında doğacağından, malikler vergi sorumlusu değil, vergi yükümlüsüdür. Bu konuda vergi yükümlüleri arasında öngörülen teselsül dahi bu analizi değiştirmez.

Genel Vergi Hukuku: Vergi Sorumlusu

Genel Vergi Hukuku: Vergi Sorumlusu

“Vergi sorumlusu”, vergiyi doğuran olay kendi kişiliğinde gerçekleşmemekle birlikte başkasının vergiye ilişkin maddi ve/veya şekli ödevlerini yerine getirmek zorunda olan kişidir. Vergi sorumlusunu vergi yükümlüsünden ayıran belirleyici ölçüt, “vergiyi doğuran olayın kişiliğinde gerçekleşip gerçekleşmediği”dir. Vergiyi doğuran olay, vergi sorumlusunun değil, başkasının kişiliğinde gerçekleşmektedir. Vergi sorumlusunun vergi ödevi ilişkisindeki görevi, vergi yükümlüsünün borcunu vergi idaresine ödemek ve bu ödevle doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili şekli ödevleri yapmak, bazı durumlarda ise bu iki ödevden sadece birini yerine getirmektir. Vergi yükümlülüğünün yasayla belirlenmesi gerektiğine ilişkin anayasal düzenleme vergi sorumluluğu için de geçerlidir. Vergi yükümlülüğünde olduğu gibi vergi sorumluluğunda da sorumluluğun devrine yönelik sözleşmeler, ancak sözleşmenin tarafları bakımından hüküm ve sonuç doğurur ve vergi idaresini bağlamaz. “Vergi sorumlusu”, VUK’nun 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasında tanımlanmıştır. Bu hükme göre vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir. Bu tanım, ilk bakışta VUK m. 8/1’de yer alan maddi ödevleri kapsar gibi görünmekle birlikte özünde şekli ödevleri de kapsamaktadır.

Vergi sorumlusunun hem şekli hem maddi ödevleri olduğu durumlara bir örnek olarak Katma Değer Vergisi Kanunu’nun (KDVK) m. 40/2 verilebilir. Anılan hükme göre, KDVK m. 9 uyarınca vergi kesintisi yapmakla ödevli tutulmuş vergi sorumluları, aynı zamanda kesinti yaptıkları yükümlünün katma değer vergisi beyannamelerini vermekle de ödevli tutulmuşlardır. Görüldüğü üzere, bu hükümle, katma değer vergisi açısından başkasının vergi borcu ödevini, onun adına ve onun malvarlığından ödemekle yükümlendirilmiş vergi sorumluları, aynı zamanda bu yükümlülerin şekli ödevi olan beyanname verme ödevlerini de üstlenmişlerdir. Keza, VUK m. 10’da düzenlenen küçük ve kısıtlıların kanuni temsilcileri de hem maddi hem şekli ödevleri olan vergi sorumlularındandır. Buna karşılık, vergi ödevi ilişkisinde vergi sorumlularının sadece başkasının şekli ödevlerini üstlenmiş olduğu durumlar da söz konusudur. Örneğin, VUK mükerrer m. 257 uyarınca, gerçek veya tüzel kişiler Maliye Bakanlığınca aracı kılınarak mükellef veya vergi sorumlularının vergi beyannamelerini ve bildirimlerini, mükellef veya vergi sorumluları ile aralarında özel sözleşme düzenlemek kaydıyla, her türlü elektronik iletişim bilgi araç ve ortamında, yükümlü veya sorumlu yerine gönderebilirler. Yasaya göre, Maliye Bakanlığınca yetkili kılınmış bu kişilerin gönderdikleri bildirimler, mükellef veya vergi sorumlusu tarafından verilmiş addolunmaktadır. Görüldüğü üzere bu düzenleme ile Maliye Bakanlığı tarafından yetkili kılınmış aracı kişiler, yükümlünün beyanname verme ve bildirimde bulunma gibi şekli ödevlerini yerine getirmektedir. Bu durumda söz konusu aracı kişiler vergi sorumlusu olup yalnız şekli ödevler üstlenmişlerdir.

Vergi sorumlusu, hiçbir şekli ödevle yükümlendirilmeyip yalnız maddi ödevle yükümlendirilmiş olabilir. Söz gelimi, Damga Vergisi Kanunu (DVK) m. 24/1’e göre, vergiye tabi kâğıtların damga vergisinin ödenmemesinden veya noksan ödenmesinden kâğıtları ibraz edenler sorumludur. Benzer bir hüküm de VUK m. 251’deki karnesiz hizmet erbabı çalıştıranların sorumluluğuna ilişkin hükümdür. Bu maddeye göre, işverenlerin şekli ödeve ilişkin herhangi bir sorumluluğu yoktur. Ancak, vergi karnesi almaya mecbur tutulan kimseleri yanında çalıştıran işveren, bu kimseler maddi ödevlerini yerine getirmedikleri takdirde, onlar adına vergi borcunu ödemekle yükümlüdür. Görüldüğü üzere, bu örneklerde belirtilen sorumluların şekli ödevleri bulunmamaktadır. Vergi sorumluları, yükümlünün vergi borcunu, yükümlü adına, yükümlünün malvarlığından öderler. Bu ödevliler ancak vergi yükümlüsünün maddi ve şekli ödevlerini yerine getirmedikleri takdirde kendi malvarlıkları ile sorumlu olurlar. VUK m. 10’da düzenlenen gerçek kişilerin kanuni temsilcileri, temsil ettikleri örneğin küçük veya kısıtlıların maddi veya şekli vergisel ödevlerini yerine getirmemeleri nedeniyle doğan vergi cezalarını ve vergiye bağlı alacakları kendi malvarlıklarından öderler.

Vergi Kurallarının Ekonomik Yorumu

Vergi Kurallarının Ekonomik Yorumu

Genel çerçevesi yukarıda çizilmeye çalışılan vergi kurallarının yorumu, yorumda sınırlar, yasa boşluklarının doldurulması, kıyas yasağı, müdahale edilemeyecek alanların varlığı tüm vergi kuralları bakımından genel bir geçerliliğe sahiptir. Ancak vergi kurallarının uygulanması sürecinde, kuralın iktisadi boyutunun dikkate alınması -ekonomik yorum-, bu belirlemelerin geçerliliğinin gözden geçirilmesini gerekli kılar. Her ne kadar yukarıda ekonomik yaklaşım ve vergi hukukunda yorumun sınırları bağlamında ekonomik yorumun metodolojik konumu saptanmaya çalışılmış ise de ne zaman ekonomik yoruma gidilebileceği ne zaman gidilemeyeceği sorusuyla başlayan sorunlar, vergi kurallarının uygulanmasına ilişkin kuralların ekonomik yorum perspektifinden de ele alınmasını gerektirmektedir. Vergi kurallarının yorumunda ekonomik gerçeklerin dikkate alınması olarak tanımlanan ekonomik yorum, kavram, kapsam ve yorum metodolojisindeki konumu açısından irdelenmeye muhtaçtır. Vergilendirmenin mali güce -ekonomik güce, ödeme gücüne- göre yapılacağı ya da yapılması gerektiği modern vergi sistemlerinde kabul gören bir prensiptir. Anayasalarda da ifadesini bulan mali güce göre vergilendirme ilkesi, yasa koyucuya vergi kurallarını bu temel ilkeyi dikkate alarak ihdası; hukuk uygulayıcısına da kuralların bu ilkeye uygun anlamlandırılması görevini yükler. Bu görevler, vergilendirme bakımından aynı iktisadi güce sahip olanların aynı (yatay eşitlik), farklı durumda olanların da farklılıkları ölçüsünde işlem yapılmasını öngören (dikey eşitlik) vergilendirmede eşitlik ilkesinin yaşama geçirilebilmesinin de bir gereğidir. Kuralların ihdasında ve uygulanmasında iktisadi boyutun esas alınması vergi hukukunun gelişimini henüz tamamlayamamış bir hukuk dalı olması daima sorunlara neden olmuştur. Özellikle vergi hukukunun amacı doğrultusunda, iktisadi olgu ve olayları iktisadi boyutuyla tanımlayan bir terminolojiyi geliştirememiş, bir başka ifade ile kendi terminolojisini yaratamamış olması, bu nedenle de vergilendirilmesini öngördüğü iktisadi olgu ve olayları özel hukuk kavram ve kurumlarıyla tanımlaması ekonomik yorumla ilgili tartışmaların temelini oluşturur. Ekonomik yorum, vergi hukukunun kamu hukuku bütünü içinde yer almasına rağmen, ödeme gücü göstergelerinin dış dünyaya özel hukuk formlarında yansıması nedeniyle özel hukukla olan yoğun ilişkilerinin yorumda ortaya çıkarttığı sorunların çözümü için geliştirilmiş bir yöntemdir. Ekonomik yorumun vergi hukukuna özgülüğü, vergi hukukuna aidiyetinden değil, vergi kuralında yer alan, diğer hukuk alanlarının -özellikle de özel hukuk-, kurum ve kavramlarının farklı anlamlandırılmasına hukukun birliği vb. nedenlerle yapılacak itirazlara karşı ileri sürülebilecek argümana vergi hukukunun duyduğu ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bir başka deyişle, ekonomik yorumun vergi hukukuna özgülüğü savı, bu konuda gelecek itirazlara vergi hukukunun peşin savunması niteliğindedir.

Ekonomik yaklaşımın kuralın anlamlandırılması yönünü ifade eden ekonomik yorum, bilinen yorum yöntemlerinin ötesinde ve dışında bir yöntem değildir. Vergi yasası bütünü içinde bir kuralın anlam ve amacının saptanmasında iktisadi boyutun dikkate alınması gereğinin ortaya çıkması hâlinde işlerlik kazanan ekonomik yorum, kuralın ve genel planda kuralın yer aldığı yasanın amacı nedeniyle aynı kavrama farklı anlamlar yüklenebilmesinin tipik bir uygulamasıdır. Kuralda yer alan her kavramın, kuralın amacının gerçekleşmesine hizmet eden bir role, işleve sahip olduğu dikkate alındığında ekonomik yorumun vergi hukukuna hasredilmiş bir yöntem olmadığı bir kez daha gözlemlenebilmektedir. Gerek Alman gerek Türk Vergi Hukuku’nda ekonomik yorumun amaçsal yorumun özel bir uygulaması olduğu ve kapsamı içinde yer aldığı hususunda görüş birliği mevcuttur. Vergi kanunlarının uygulanması ve ispat başlıklı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında vergi kurallarının ekonomik yorumuna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Kanımızca böyle bir ibarenin yasada bulunmaması bir eksiklik de değildir. Vergi borcu ilişkisinin doğumuna dayanak oluşturan kuralın ve kuralın uygulanmasını gerektiren maddi olayın iktisadi boyutunun esas alınması eşyanın tabiatı gereğidir. “Ekonomik yorumun aslında amaçsal yorumun özel bir uygulaması” olduğu görüşü, vergi hukukunun anayasal ve yasal çerçevede belirlenen amaçlarının gerçekleştirilmesinin bir aracıdır. Anayasal vergileme ilkeleri ve yoruma ilişkin genel kurallar ihmal edilerek vergi hukukunun amacının maksimum kamu geliri elde etmeye indirgenmesi neticesinde hazineci yaklaşımla özdeş hâle gelme riskini bünyesinde barındıran ekonomik yorumun vergi kurallarının anlamlandırılmasında yargıca ve vergi idaresine sınırsız, keyfi bir yetki vermediği, yorumda aşılamayacak sınırların bu yöntem için de geçerli olduğu daima gözönünde tutulmak zorundadır.

Vergi Kanunlarının Anlam Bakımından Uygulanması

Vergi Kanunlarının Anlam Bakımından Uygulanması

Soyut kanun hükümlerinin somut olaylara uygulanabilmesi için üzerinde durulması gereken hususlardan biri de hukuk kurallarının anlam bakımından uygulanmasının, yani hukuk kurallarının yorumlanmasının ne anlama geldiğinin belirlenmesi/ bilinmesidir. Hukuka uygun bir uygulamanın yapılabilmesi, hukuk kurallarının isabetli bir biçimde yorumlanmasına bağlıdır. Başka bir deyişle, hâkimin bir soyut hukuk kuralını somut bir olaya uygulayabilmesi, o kuralın yorumlanmasını gerektirmektedir. Yorum yapılırken uygulanacak yöntem, varılacak sonucu büyük ölçüde etkilemektedir. Bu konuda Vergi Usul Kanunu, “Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder” (VUK. m.3/A, II) kuralına yer vermekte ve Anayasa da temel haklar konusunda yasama organı tarafından çıkarılacak kanunların Anayasanın “sözüne ve ruhuna uygun” olması gerektiğini belirtmektedir (Any. m. 11/II, 13/I). Vergi hukukunda yorum konusunun kendisine özgü nitelikleri nedeniyle bu konu ayrı bir Ünitede ele alınmaktadır.

Kanunların Geleceğe Yürümemesi

Genel Vergi Hukuku: Kanunların Geleceğe Yürümemesi

Kanunların geleceğe yürümemesi ilkesine göre, kanunlar, yürürlükten kalktıktan sonraki olay ve işlemlere uygulan(a)maz. Bu, yeni kanunun eskisinden daha iyi olduğu düşüncesinin mantıkî sonucudur. Bu kuralın da istisnaları vardır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu yürürlüğe girerken getirdiği bazı geçici hükümlerde eski kanuna atıf yapmak suretiyle götürü usul, ücretler, en az geçim indirimi gibi bir kısım konularda eski kanunun uygulanmasını bir süre daha devam ettirmiştir. Benzer durum, 4444 sayılı Kanunla 4369 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerin bir kısmının yürürlük tarihlerinin ertelenmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Ancak, bu durumu, yürürlükten kalkmış bir kanunun yürürlükten kalktıktan sonra da yürü(tül)mesi olarak değil, sözkonusu hükümlerin yürürlükten kaldırılmadığı için yürürlüklerinin devam etmekte olduğu şeklinde anlamak gerekir.

Vergi Kanunlarının Yürürlüğe Girmesi

Vergi Kanunlarının Yürürlüğe Girmesi

Bir kanunun ne zaman yürürlüğe girdiğinin bilinmesi, bu kanunun ne zamandan başlayarak uygulanacağını ve aynı konudaki diğer kanunlarla çatışması hâlinde de hangi kanunun uygulanma önceliğine sahip olacağını belirlemek bakımından önemlidir. Aynı konuda, aynı nitelikte iki kanunun aynı zamanda uygulanmaması ilkesi, belli bir anda hangi kanunun yürürlükte olduğunun belirlenmesini ve bilinmesini gerekli kılmaktadır.

Genel olarak bütün kanunlarda olduğu gibi, vergi kanunlarının yürürlüğe girebilmeleri için de en önemli şart, bunların yayımlanmalarıdır. Nitekim Anayasa, kanunların yayımlanmaları gereğini açıkça belirtmektedir (Any.m.89). Ayrıca, 1928 tarihli ve 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti Neşir ve İlânı ve Meriyet Tarihi Hakkında Kanun’a (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 231 inci maddesiyle bu Kanun 9/7/2018 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmış olup aynı Kanunun Geçici 15 inci maddesi uyarınca Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar bu Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam edilir) göre de, yazılı hukuk kuralları Resmî Gazete’de yayımlanmadıkça yürürlüğe girememektedir (m. 3). Kanunların yayımı onların yürürlüğe girmeleri için gerekli bir şart olduğu hâlde, yeterli değildir. Çünkü, yürürlük tarihinin belirlenmesi/bilinmesi gerekmektedir. Kanunlar, genellikle ne zaman yürürlüğe girecekleri konusunda açık bir hükme yer vermektedir. Bu durumda kanun, o tarihte yürürlüğe girmektedir. Bu hüküm, ilgili kanunun yürürlük maddesinde yer almaktadır. Kanunlar genellikle yayımı tarihinde yürürlüğe gireceklerini belirtmektedir. Bazı hâllerde, kanunun yürürlük tarihi olarak yayımı tarihinden başka bir tarih de kararlaştırılabilmektedir. Bu tarih, genellikle gelecekteki bir tarih olmaktadır. Bir (vergi) kanun(un)da yürürlük tarihine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmaması hâlinde, Kanunların Sureti Neşir ve İlânı ve Meriyet Tarihi Hakkında Kanun uyarınca ilgili kanun, Resmî Gazete’de yayımını izleyen günden başlayarak kırkbeş gün sonra yürürlüğe girmektedir.

Kanunların yürürlük maddelerinde çeşitli maddelerin değişik tarihlerde yürürlüğe gireceği de kabul edilebilmektedir. İstisnaî hâllerde yürürlük tarihi olarak kanunun yayımı tarihinden önceki bir tarih de belirlenebilmektedir. Bazı kanunların yürürlüğe girmelerine rağmen, uygulanabilmeleri birtakım şartların yerine getirilmesine bağlıdır. Örneğin, bazı kanunlarda yapılacak uygulamanın usul ve esaslarının belirlenmesi yetkisinin Maliye Bakanlığına verilmesi hâlinde, bu usul ve esaslar belirleninceye kadar ilgili hükümlerin uygulanmasına geçilememektedir.

Kanunların yürürlük maddelerinde çeşitli maddelerin değişik tarihlerde yürürlüğe gireceği de kabul edilebilmektedir. İstisnaî hâllerde yürürlük tarihi olarak kanunun yayımı tarihinden önceki bir tarih de belirlenebilmektedir. Bazı kanunların yürürlüğe girmelerine rağmen, uygulanabilmeleri birtakım şartların yerine getirilmesine bağlıdır. Örneğin, bazı kanunlarda yapılacak uygulamanın usul ve esaslarının belirlenmesi yetkisinin Maliye Bakanlığına verilmesi hâlinde, bu usul ve esaslar belirleninceye kadar ilgili hükümlerin uygulanmasına geçilememektedir.

Bunun istisnası, genel hukuk ilkelerine uygun olarak, vergi cezalarında mükellefin lehine olarak yapılan değişikliklerdir. Bu tür değişiklikler, değişikliğin yürürlüğe girmesinden önceki ceza gerektiren fiiller hakkında da uygulanır (VUK.Ek m. 21).

Aynı yıla ilişkin vergilerle ilgili olarak yapılmış olan lehe değişiklikler geçmişe uygulanmalıdır. Bu bağlamda, vergi kanunlarında ve/ya da oranlarında yapılacak değişikliklerin bir sonraki takvim yılının başından itibaren yürürlüğe girmesi ilkesinin benimsenmesinde, vergi kanunu hükümlerinin ve/ya da vergi oranlarının uygulanmasında vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği takvim yılının esas alınmasında ve verginin beyan edileceği ve/ya da tarh ve tahakkuk edeceği tarihe bağlı düzenlemelerden kaçınılmasında yarar vardır. Gelir vergisi tarifesinde değişiklik yapan, kurumlar vergisi oranında yapılan indirim ile vergi ziyaı cezası konularını düzenleyen 5479 sayılı Kanunun yayın tarihinden önceki tarih olan 1.1.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmasını, mükellefler lehine olan hükümlerin geçmişe yürütülmesinin örnekleri olarak nitelendirmek mümkündür.

Türk Vergi Kanunlarının Yer Bakımından Uygulanmasına Egemen Olan İlkeler

Vergi Usul Kanunu’nda, vergi kanunlarının yer bakımından uygulama alanına ilişkin genel bir hüküm bulunmamaktadır. Özel vergi kanunlarında ise, o kanunda düzenlenen verginin yer yönünden uygulama alanını belirleyen özel kurallara yer verilmektedir. Nitekim Türk vergi kanunlarında hem kaynak hem de belirli ölçüde şahsîlik ilkelerine ilişkin hükümlerin yer aldığı görülmektedir. Belli başlı vergi kanunlarının yer yönünden uygulanma alanlarını belirleyen ilkeler şunlardır.

Gelir Vergisi Kanunu, Türkiye’de yerleşmiş olanları; resmî daire ve müesseseler veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup, adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşlarını, “tam mükellef ” olarak tanımlamaktadır (GVK.m.3). Tam mükelleflerin, hangi ülkede olursa olsun, elde ettikleri bütün gelirler toplanarak vergilendirilmektedir. Bu itibarla, Gelir Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesi, tam mükellefiyette ikametgâh esası ile tâbiiyet esasına dayalı şahsîlik ilkesini benimsemektedir.

Buna karşılık, Gelir Vergisi Kanunu’nun 7 ve 8’inci maddeleri, Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişileri, “dar mükellef ” olarak nitelendirmekte ve bunların yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratları üzerinden vergilendirilmesini kabul etmektedir. Bu anlamda Gelir Vergisi Kanunu, dar mükellefiyette kaynak ilkesini benimsemektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre, kanuni veya iş merkezinden biri Türkiye’de bulunan kurumlar tam mükelleftir. Tam yükümlü kurumlar, Türkiye’de elde ettikleri kazançlarla birlikte Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tümü üzerinden vergilendirilmektedir (KVK.m.3/(1)). Bu itibarla, Kurumlar Vergisi Kanunu tam mükellefiyette, kanuni merkez veya iş merkezi esasına dayalı şahsîlik ilkesini benimsemektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasına göre, kanuni ve iş merkezinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayan kurumlar “dar mükellef” durumundadır. Dar mükellefiyette, dar mükellef kurumların sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları vergilendirilmektedir. Bu itibarla, Kurumlar Vergisi Kanunu dar mükellefiyette kaynak ilkesini benimsemektedir.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi, Türkiye’de yapılan mal teslimi ve hizmet ifası ile Türkiye’de mal ve hizmet ithalatını vergilendirmektedir. Kanun’un 6’ncı maddesine göre, işlemlerin Türkiye’de yapılması, malların teslim anında Türkiye’de bulunmasını, hizmetin ise Türkiye’de yapılmasını, değerlendirilmesini veya hizmetten Türkiye’de yararlanılmasını ifade etmektedir. Bu konuda, Katma Değer Vergisi Kanunu mülkîlik (kaynak) ilkesini benimsemektedir. Ancak, bu ilke ihracat istisnası (KDVK. m.11-12), taşımacılık istisnası (KDVK.m.14); diplomatik istisnalar (KDVK. m.15) ile yumuşatılmaktadır.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi, veraset ve intikal vergisinin uygulanma alanını hem mülkîlik hem de şahsîlik ilkelerine göre belirlemektedir. Nitekim, Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla ya da herhangi bir surette ivazsız olarak bir kişiden diğer bir kişiye intikalini vergilendirmek mülkîlik (kaynak) ilkesini benimsemektir. Buna karşılık, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilerden ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilere veraset yoluyla ya da ivazsız olarak malvarlığı değerlerinin geçişini vergilendirmek ise tâbiiyete/vatandaşlığa dayalı şahsîlik ilkesine ağırlıklık tanımaktır

Emlâk Vergisi Kanunu, Türkiye’de bulunan binalar ile arazi ve arsaları vergilendirmektedir (EVK. m. 1, 12). Bu itibarla, Emlâk Vergisi Kanunu en belirgin biçimiyle mülkîlik (kaynak) ilkesini benimsemektedir. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu Türk sicillerine kayıtlı motorlu kara, hava ve deniz taşıtlarını vergilendirdiğinden (MTVK.m.1), sicil esasına dayalı olarak mülkîlik (kaynak) ilkesini benimsemektedir.

Damga Vergisi Kanunu, kural olarak, Türkiye’de düzenlenen ya da yabancı ülkelerde düzenlenerek Türkiye’de resmî dairelere ibraz edilen veya hükümlerinden yararlanılan kağıtları vergilendirerek mülkîlik (kaynak) ilkesini benimsemektedir (DVK.m.1)

Gümrük Vergisi Kanunu’na göre, gümrük vergisi, Türkiye’ye ithalatta alınan bir vergi olduğundan (GK. m. 181 vd.), mülkîlik ilkesine dayanmaktadır.

Vergi Kanunlarının Yer Bakımından Uygulanması

Vergi Kanunlarının Yer Bakımından Uygulanması

Kanunların uygulandığı yerin, yani kanunların hangi coğrafi sınırlar dâhilinde uygulanabileceğinin bilinmesi, kanunların uygulanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Kanunların yer bakımından uygulanması konusunda iki ana ilke benimsenmektedir. Bunlardan birincisi, kanunların mülkîliği (ülkeselliği) ilkesidir. Bu ilkeye göre, her devletin kanunları o devletin ülkesinde, kural olarak, vatandaş ya da yabancı herkese ve bütün hukuki işlemlere uygulanmaktadır. Kanunların yer bakımından uygulanması konusunda benimsenen ikinci ilke ise kanunların şahsîliği (kişiselliği) ilkesidir. Bu ilkeye göre, kişi nereye giderse gitsin, tâbiiyetinde (uyruğunda) bulunduğu devletin kanunlarına bağlıdır.

Vergi kanunlarının uygulama alanının belirlenmesinde iki ilke esas alınmaktadır. Bunlardan birincisi, egemenlik alanı (mülkîlik) ilkesi; ikincisi ise, şahsîlik (tâbiiyetikametgâh) ilkesidir. Birinci ilke, genel olan ilkedir; uygulanması daha eski ve yaygındır. Buna göre, devletin egemenlik alanında oluşan bütün vergiyi doğuran olaylar ve konular o ülkenin kanunlarına göre vergiye tâbi tutulur. Bu ilkeye kaynak ilkesi, yani vergi matrahlarının kaynağı olan ekonominin sahibi olan devletin vergilendirme yetkisine sahip olması ilkesi de denilmektedir. Buna karşılık, ikinci ilke, vergi kanunlarının uygulama alanını, ilişkileri kuran gerçek ya da tüzel kişinin tâbiiyet veya ikametgâh ülkesinin yasaları tarafından belirlenmesidir. Bu itibarla, vergilendirme yetkisinin yer bakımından uygulama alanının sınırlandırılmasında iki temel ilkeden yararlanılmaktadır. Bunlardan biri kaynak ilkesi; diğeri ise şahsîlik/kişisellik ilkesidir.

Vergi Kabahati, Vergi Suçu

Vergi hukuku kurallarına aykırı davranışların niteliklerine göre vergi kabahati ve/ya da vergi suçu oluşturanlar Vergi Usul Kanunu’nda özel olarak düzenlenmektedir. Ancak, bu düzenlemeler yapılırken genel ceza hukukunun kavram, kurum ve ilkelerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca, vergi kabahatleri için Kabahatler Kanunu; vergi suçları için de Türk Ceza Kanunu, genel kanun olarak uygulanma imkânına sahiptir. Vergi Usul Kanunu, vergi kaçakçılığı dışındaki vergi suçlarını düzenlemesine rağmen, cezalar konusunda Türk Ceza Kanunu’na atıf yapmaktadır. Vergi Usul Kanunu ile Kabahatler Kanunu ve Türk Ceza Kanunu arasında genel kanun-özel kanun ilişkisi bulunmaktadır. Buna göre, Vergi Usul Kanunu’nda özel bir hüküm bulunması halinde, vergi kabahatleri ya da vergi suçları hakkında bu hükmün; özel bir hüküm bulunmaması halinde ise, hukuka aykırı fiilin niteliğine göre, Kabahatler Kanunu ya da Türk Ceza Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Genel vergi hukukunun bölümleri şunlardır: Vergi usul hukuku, vergi ceza hukuku, vergi yargılaması hukuku, vergi icra hukuku, uluslararası vergi hukuku.

Uyuşmazlıklar: Vergi Yasası Organları

Vergilendirme işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara bakmakla vergi yargısı organları görevlidir. Vergi yargısı organları ise, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’dır. Vergi mahkemeleri, şahsa özgü (bireysel) vergilendirme işlemlerine karşı açılan davalara ilk derece mahkemesi olarak bakmaktadır. Bölge İdare Mahkemeleri, istinaf mercii olarak görev yapmakta olduğundan, vergi mahkemelerinin tek hâkimle ya da kurul halinde verilen ve kesin olmayan kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması; Bölge İdare Mahkemeleri tarafından istinaf incelemesi sonucunda verilen ve kesin olmayan kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması mümkündür.

Dar Anlamda Vergi Hukuku

Dar Anlamda Vergi Hukuku

Dar anlamda vergi hukukunun kapsamına sadece vergi adı ile talep ve tahsil edilen kamu gelirleri girmektedir. Geniş anlamda vergi hukukunun kapsamına ise, vergiler dışında nitelik itibariyle vergilere benzeyen, yani mali yükümlülüklerden kaynaklanan diğer kamu gelirleri de dahildir. Bu itibarla vergilerle birlikte, harç, resim, harcamalara katılma payları, fon geliri ve diğer benzeri mali yükümlülükler genel vergi hukukunun konusunu oluşturmaktadır.

İlginç Vergiler: Şapka Vergisi

İlginç Vergiler: Şapka Vergisi

1784’den 1811’e kadar İngiltere’de insanlar şapka takmak için vergi ödemek zorundaymış. Her insanın kendi geliriyle doğru orantılı bir değerde şapka taktığı ve o oranda vergilendirildiği bu dönemde, şapka satıcıları da satış yapabilmek için ruhsat almak zorundaymış. Ruhsatsız satış yapmanın cezaları arasında idam cezası bile varmış.

İlginç Vergiler: Pencere Vergisi

İlginç Vergiler: Pencere Vergisi

1696 yılında Kral 3.William tarafından konulan bu vergi 1851 yılına kadar yürürlükte kalmış. Üstelik önce İngiltere’de başlayıp, daha sonra İskoçya ve tüm Britanya’ya yayılmış. İnsanın geliri arttıkça daha büyük ve daha çok pencereli bir evde yaşadığı mantığıyla konulan bu vergide, iki unsur göz önünde tutuluyormuş. Birincisi evin kaç katlı olduğu, ikincisi de pencere sayısı..

İlginç Vergiler: İskambil Vergisi

İlginç Vergiler: İskambil Vergisi

Televizyon ve playstation hayatımıza girmeden önce belki de insanların en büyük eğlencesi kart oyunlarıydı. 16. ve 17.yüzyıllar arasında İngiltere’de Kral 1.James, insanların bu ilgisini paraya çevirmek istemiş ve hemen vergilendirmiş. Oyun oynanan iskambil destesinin vergisinin ödendiğinin anlaşılabilmesi için, maça asının üzerine kraliyet arması basılıyormuş.