Tiyatro Türleri Nelerdir?

Konuyu işleyişi bakımından, Batılı anlamda üç türlü tiyatrodan söz edilebilir. Bu türlerden trajedi ve komedi ana tür, drama ve diğer türler ise bu iki türün birleşmesi ya da değişmesiyle ortaya çıkan türlerdir.

Tragedya (Trajedi, Ağlatı): Çağlar boyunca tragedya, gerek öz gerek biçim bakımından zaman içinde değişime uğrasa da genel olarak, okurda ya da izleyicide korku ve acımaya yönelik hisler uyandırmayı amaçlayan, kurallı bir anlatımı olan tiyatro türüdür. Tragedyanın başlıca nitelikleri; konusunu tarihten ve mitolojiden alması, erdemin ve ahlaksal değerlerin ele alınması, kahramanlarının sıradan insanlar yerine seçkin ya da olağanüstü kişiler olması, kanlı, çirkin, korkunç sahnelere, kaba sayılabilecek sözlere yer verilmemesi, klasik bir dil ve üslup anlayışıyla yazılması, yazımında üç birlik kuralına uyulmasıdır. Üç birlik kuralının temel amacı, oyunu izleyenlerin olay çizgisini ve temel sorunu gözden kaçırmamalarını, eseri bütün olarak algılayabilmelerini sağlamaktır. Eski Yunan tiyatrolarının tamamına yakını manzum olarak tragedya türünde yazılmıştır. Latin edebiyatı döneminde Shakespeare’in Romeo ve Juliet, Hamlet, Kral Lear adlı eserleri ve Klasik dönemde (17. yüzyılda) Corneille’nin Le Cid ve Horace adlı eserleri ile Racine’nin Andromak, Phedre adlı eserleri tragedya türünün önemli eserleridir. Türk edebiyatında tragedya türünde eser veren sanatçı sayısı azdır. Bunda, Türk tiyatro geleneğinin güldürü temelli olması, tiyatronun Türk edebiyatına girdiği dönemde tragedyanın geçirdiği değişim, konuların mitoloji ve din kaynaklı olması gibi nedenlerin etkili olduğu söylenebilir.

Komedi (Komedya, Güldürü): Tiyatro ile ilgili kaynaklarda komedi; insanların, olayların ya da durumların gülünç yönlerini genellikle eleştirel bir bakış açısı ile ele alıp işleyen tiyatro türü olarak açıklanmaktadır. Komedide insanları gülünç duruma düşürmeden, zayıf tarafları kaba ve alaylı olmayan bir biçimde ele alınır. Komedinin de kökeninin tragedya gibi eski Yunan’da Dionysos şenliklerindeki toplu danslara ve türkülere dayandığı belirtilir. Klasik komedyada da klasik tragedyada olduğu gibi üç birlik kuralına uyulur. Komedinin temelinde eğlence, kalabalık, keyif ve yaşamın doğal döngüsü vardır. Komediler, konularını günlük yaşamdan alır. Güncel sorunları ele alan komedilerin kahramanları da sıradan, yaşamın içinden insanlardır. Komediler toplumda, günlük yaşamda, siyasette bozuk ya da garip olanı eleştirerek izleyicilerin bunun üzerinde düşünmesini sağlama eğilimindedir (Gökalp Alpaslan, 2009:206). Komedi türünde yazılan eserlerde, iyimser tavrın doğal bir sonucu olarak oyun mutlu sonla biter. İlk büyük komedi şairi Aristophanes’tir. Komedilerinde devrin tanınmış kişilerini ve bazı toplumsal olayları yermiştir. En önemli komedileri Eşekarıları, Kurbağalar’dır. 17. yüzyıl Fransız yazarı Moliere, devrinin güldürmeyi amaç edinen komedilerine karşılık, güldürerek düşündüren bir komedi çığırı açmıştır. Komedilerinde özellikle gülünç âdet ve karakterler üzerinde durmuştur. Gülünç Kibarlar, Cimri, Hastalık Hastası en ünlü eserleridir. Komediler yoğunlaştıkları konulara göre farklı adlandırılırlar. Örneğin, insan karakterinin gülünç ve aksak yanlarını konu alıyorsa karakter komedileri (Moliere’in Cimri, Hastalık Hastası); içinde bulunduğu toplumun gülünç ve aksak yönlerini ele alıyorsa töre komedileri (Şinasi’nin Şair Evlenmesi); iç içe geçmiş olayları şaşırtıcı yönleriyle ele alıyor ve genellikle sadece güldürme amaçlanıyorsa entrika komedileri (Ahmet Vefik Paşa’nın Ayyar Hamza) olarak adlandırılır. Türk edebiyatında komedi, Tanzimat’tan sonra özellikle Molier’in örnek alınmasıyla tiyatro dünyasına girmiştir. Geleneksel mizah anlayışının da etkili olduğu bu dönemde Şinasi’nin kaleme aldığı Şair Evlenmesi bu etkilenmenin bir ürünü olarak görülmüştür (Şengül, 2001:28). Komedi o dönem yazarları için yenilik hareketleri ve ahlaki anlayışın halka anlatılmasında önemli bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Cumhuriyet döneminde de aynı anlayışla Osmanlı dönemine yönelik eserler yazılmıştır. Modern Türk tiyatrosunda komedi Aziz Nesin’in ve Haldun Taner’in tiyatro eserlerinde eleştirel söylemle bütünleşmiştir.

Dram: İnsanı doğal ve toplumsal çevresinden soyutlamadan, yaşamın acıklı yanlarıyla gülünç yanlarını bir arada yansıtan tiyatro türüdür (Özdemir, 2002:366). Dramın doğuşu Shakespear’in oyunlarına dayansa da asıl çıkışını 19. yüzyılda Fransız edebiyatında Victor Hugo ile gerçekleştirir. Schiller ve Goethe de dram tarzında tiyatro eserleri ile bu türün gelişiminde etkili olmuş isimlerdir. Dram türüyle birlikte tiyatro, tragedyada ve komedideki kesin ve değişmez kurallardan kurtulur. Yaşam bir yönüyle değil, daha gerçekçi bir biçimde her yönüyle ele alınır (Gökalp Alpslan, 2009: 210). Konusu günlük hayattan ve kahramanları her sınıftan insan olabilir. Dramda üç birlik kuralı ve beş perdeden oluşma zorunluluğu ortadan kalkar. Sahnede korkunç ve acı verici olaylar gösterilebilir. Bütün bu değişimler tiyatronun bu türüyle birlikte daha esnek daha özgür bir yazınsal tür olmasını sağlamıştır. Günümüzde çağdaş tiyatro denilince yukarıda genel olarak açıklanan türlerin dışında da pek çok tür bulunduğu görülmektedir. 20. yüzyılda yaşanan hızlı değişim sürecinde tiyatro da diğer yazınsal türler gibi bu değişimden etkilenmiş ve yeni arayışlara yönelmiştir. Bu çeşitlilik içinde dışavurumcu tiyatro, gerçeküstücü tiyatro, absürd tiyatro, varoluşçu tiyatro, diyalektik tiyatro, deneysel tiyatro, bulvar tiyatrosu, epik tiyatro gibi türler bulunmaktadır (Kavcar, Oğuzkan ve Aksoy, 2009: 309-316). Günümüz çağdaş tiyatrosunda bütün geleneklere baş kaldırma, kurallara yani ölçüye, açık ve düz anlatıya karşı geliş söz konusudur. Günümüzde aşk, para, aile, toplum, politika, ekonomik hayat, psikolojik hayat gibi insanı ilgilendiren her konu tiyatronun konusu olabilmektedir. Aşağıda Turan Oflazoğlu’nun kaleme aldığı Cem Sultan adlı eserden bir bölümü tragedyanın özelliklerini düşünerek okuyabilirsiniz.

Cem Sultan

II. Perde

(Roma. Vatikan Sarayı Cem’i olabildiğince görkemli bir törenle, şenlikle karşılamakta: tahtında oturan, tacı başında Papa (Dünya), kardinaller, ülkelerin elçileri, İtalyan soyluları vb. Birden konuşmalar:

-Bizans’ı yıkan adamın varisi!
-Büyük Kartal’ın oğlu!
-Tutsak gibi değil de fatih gibi geliyor!
-Babası Bizans’a böyle girmişti herhalde.
-Roma’ya da girse böyle girerdi.
Cem, adamları ve Blanchefort’la gelirken Papa ayağa kalkar.)

BLANCHEFORT (Cem’e):
Papa Sen Piyer’in vekilidir, o da İsa’nın vekiliydi;
İsa Tanrı’nın oğlu olduğuna göre, Papa
Tanrının da vekilidir yeryüzünde. Demek ki
Tanrıdan biraz küçük, fakat insanlardan çok,
Ölçülemeyecek kadar büyüktür Papa hazretleri.
İki kılıç vardır: ruhanî kılıç, cismanî kılıç.
Gerçi ikinci kılıç kırallarla imparatorların elindedir,
Ama ancak Papa’nın izniyle, ancak
Onun gösterdiği yolda kullanırlar o kılıcı. Bunun için
Kırallar, imparatorlar Papa’nın önünde eğilirler,
Ayağını öperler hatta.

CEM:
Ben ömrümde ancak bir kez eğildim,
Dünyaya baş eğdiren pederimin,
Fatih Sultan Mehmet’in önünde.

BLANCHEFORT:
Hiç değilse dizini öpseniz?

CEM:
Papa hazretlerini ayakta bekletmiyelim.

BLANCHEFORT:
Elini öpün bari.

CEM:
Ben ancak pederimin, bir de
Validemin elini öptüm bugüne dek.

BLANCHEFORT:
Önünde birazcık eğilmekten ne çıkar?

CEM:
Benim burda eğilmem babamın, atalarımın,
Ulusumun, bütün İslâmın eğilmesi olur.

BLANCHEFORT:
Eğilmeniz gerekiyor, prens!

CEM:
Ben kendimi Osmanlı hakanı saydığım için
Karşı geldim ağabeyime, bugün dünyanın
En büyük, en güçlü hükümdarına;
Onun dahi önünde eğilmedim ben.

(Tam ilerlerken, Mısır elçisi Cem’in önüne kapanıp Ayaklarını öper. Cem şaşırmış, “Kim bu?” gibisinden Bakar Sinan’a.)

SİNAN (eğilerek):
Mısır Sultan Kayıtbay’ın elçisi hünkârım!
(Cem elçiyi şefkatle kaldırıp Papa’ya doğru yürür, Durup başıyla selâmlar.)

PAPA:
Siz büyük, şanlı bir konuğumuzsunuz bizim,
Dünyanın merkezi Roma’ya gelişiniz
Günlerce üren şenliklerle kutlanacak. Nasılsınız?

CEM:
Yorgun, Papa hazretleri.

PAPA (Cem’in az önceki davranışını hatırlatırcasına gülerek):
Yorgun haliniz buysa, prens…

SİNAN (seslenerek):
Sultan!

PAPA (gülümseyerek başıyla onaylar):
Sultan Cem’in hakkını almasına yardım etsek?

CEM: Nasıl, hangi güçle?

PAPA:
Bütün Avrupa’nın gücüyle.

CEM:
Hıristiyan âleminin bir silahı mı olacağım ben
Kendi dünyama karşı? Değil Osmanlı tahtı
Bütün yeryüzü saltanatı verilse, olmaz.
Utancım yeterince büyük zaten.
Gerçi Tanrı’nın affı sonsuzdur,
Bütün günahları örtecek kadar büyüktür,
Ama Tanrı’nın sabrını kötüye kullanamam.
Tek dileğim Kahire’ye gitmek; validemin,
Haremimin ve sağ kalan çocuklarımın yanına.

Kaynak: A. Turan Oflazoğlu (1991). Cem Sultan, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları, s. 63-69.

Bir Cevap Yazın